Şu An Okunan
Kurgucu Erhan Örs Tutuklu, Film Çalışmaları Suç Sayılıyor

Kurgucu Erhan Örs Tutuklu, Film Çalışmaları Suç Sayılıyor

Kurgucu Erhan Örs, geçtiğimiz Haziran ayında ‘örgüt üyeliği’ suçlamasıyla gözaltına alındı ve hakkında tutuklama kararı verildi. Silivri Cezaevi’nden üyesi olduğu Kurgucular Dayanışması’na (KUDA) gönderdiği mektupta kendisine çalıştığı bir belgeselin içeriğine dair suçlamalar yöneltildiğini, projeden aldığı ödemelerin ise suça kanıt sayıldığını belirten Örs, “Daha önce bir kurgucunun böyle bir durumda cezai olarak suçlandığı bir örnek bilmediğini” ifade ederek hakkındaki suçlamaları reddetti. Sinema-TV Sendikası ise film eserlerinin ve kurgu pratiğinin suç nesnesine dönüştürülmesinin ifade özgürlüğüne saldırı niteliğinde olduğuna dikkat çekti.

Sinema-TV Sendikası kamuoyuyla paylaştı: Kurgucu Erhan Örs, gözaltına alındığı 5 Haziran tarihinden beri cezaevinde, yargılamasına tutuklu olarak devam ediliyor. Sendika yaptığı paylaşımda Erhan Örs’ün üyesi olduğu Kurgucular Dayanışması’na (KUDA) cezaevinden gönderdiği mektubu da kamuoyunun dikkatine sundu. Örs bu mektupta kendisine yöneltilen suçlamaların çalıştığı filmleri de ve kurguculuk pratiğini de kapsadığını belirtiyor; Sinema-TV Sendikası film eserlerinin bu şekilde kriminalize edilmesinin “ifade özgürlüğüne saldırı” niteliğinde olduğuna dikkat çekiyor.

Erhan Örs, çoğu kısa kurmaca olmak üzere pek çok film projesinde kurgucu olarak görev aldı. Yer aldığı projelerden Mahsum Taşkın’ın yazıp yönettiği Binbir Gece (Alf Leila wa Leila, 2018) Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Kısa Film Yarışması’nda En İyi Film Ödülü ve İFSAK Kısa Film Yarışması Kurmaca Dalı’nda Jüri Özel Ödülü de dâhil olmak üzere pek çok ödüle layık bulundu. Kurgusunu yaptığı filmlerden Kasım Ördek’in Yağmur Olup Şehre Düşüyorum’u (2019) Örs’e SETEM İpekyolu Kısa Film Ödülleri Ulusal Kurmaca Dalı’nda En İyi Kurgu Ödülü’nü kazandırdı.

Erhan Örs

Mesleğini aktif olarak devam ettiren, sektörün üretken isimlerinden Örs, bir derneğe üye olduğu öne sürülerek ve ‘örgüt üyeliği’ gerekçesiyle Haziran 2022’den bu yana cezaevinde. Örs’ün mektubunda herhangi bir bağlantısı olmadığını belirttiği söz konusu derneğin Göç İzleme Derneği (GÖÇİZDER) olduğu o dönemde basında yer alan haberlere yansımıştı. Haziran ayının ilk günlerinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında derneğin eş başkanları ve Erhan Örs’ün de aralarında olduğu 22 kişi gözaltına alınmış, sekiz gün süren gözaltının ardından Örs dâhil 16 kişi tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Bianet’in haberinde dosyaya “gizlilik kararı” getirildiği bildiriliyor.

Erhan Örs Silivri 5’Nolu Cezaevi’nden yazdığı ve Sinema-TV Sendikası vasıtasıyla meslektaşları ve kamuoyuna ulaşan mektubunda 2018 yılında bir belgesel projesinde birlikte çalıştığı yönetmenin derneğe üye olmasından dolayı kendisinin de bahsi geçen dernekle ilişkilendirildiğini ancak bu durumun gerçek dışı olduğunu ifade ediyor. Kendisine yöneltilen suçlamaları içeren 40 sayfalık metnin 35 sayfasında derneğe ilişkin soruların olduğunu ifade eden Örs, bu kısmı “kopyala-yapıştır şekilde hazırlanmış absürt suçlamalar” şeklinde tanımlıyor. Kalan beş sayfa ise Örs’ün çalıştığı işler ve bu işler kapsamında yapılan ödemelerle ilgili.

“Belgeselin İçeriğine Dair Suçlayıcı İfadelerle Tarafıma Suç İstinadı Yapılmaktadır”

Örs mektubunda 2018 yılında görev aldığı belgeselin içeriğine dair suçlayıcı ifadeler kullanıldığını, bu bağlamda kendisine suçlamalar yöneltildiğini, belgeselden aldığı ödemelerin ise suça kanıt olarak karşısına geldiğini anlatıyor. “Daha önce bir kurgucunun böyle bir durumda cezai olarak suçlandığı bir örnek bilmediğini” ifade eden Örs suçlamaları reddediyor.

Örs’ün mektubu, bir sektör emekçisinin sinemacılık pratiklerinden dolayı suçlandığını, haklarında yargı süreci olmayan projelerle ilgili faaliyetlerinin suç sayıldığını ortaya koyar nitelikte. Mektupta geçen ikinci suçlama Örs’ün uygulayıcı yapımcı olarak yer aldığı bir başka film projesiyle ilişkili. Örs’ün aktardığına göre 2019’da söz konusu proje için kendisinin yaptığı para transferleri dosyada suç sayılıyor. Örs paranın film için gönderildiğinin belli olduğunu, para aktarılan kişilerin de sektörden isimler olduğunu ifade ediyor: “Bu kişiler, sinemacı oldukları ayan beyan ortada sektör emekçileridir.”

Dosyadaki ‘Bakur’ Detayı

“Bunlar dosya ile ilgili asıl suçlamaları oluşturmakla birlikte; hazırlanan 40 sayfalık raporda geçen bazı akıl almaz ayrıntılar da bulunmakta,” diye yazan Örs, kurgucu olarak yer aldığı Zekeriya Aydoğan imzalı Çırılçıplak (Şilfîtazî, 2014) belgeselinin, Bakur (Kuzey, 2015) belgeseline getirilen yasak sonrası sinemacıların bir direniş refleksi olarak geliştirdiği gösterim boykotu sürecine neden katıldığı sorusunun kendisine yöneltildiğini belirtiyor.

Hatırlanacağı üzere Bakur belgeseli, İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) 2015 yılının Nisan ayında düzenlediği 34. İstanbul Film Festivali’ndeki gösteriminden bir gün önce ‘eser işletme belgesi’ olmaması gerekçe gösterilerek program dışı bırakılmış; belgeselcilerin buna tepki olarak başlattığı boykot süreci, kurmaca film çeken sinemacıların da katıldığı güçlü bir eyleme dönüşmüştü.

“Filmlerle İlgili Devam Eden Davalara Bir Kurgucu Olarak Ben de Eklendim”

Örs mektubunda uzun yıllar birlikte çalıştığı meslektaşlarıyla arasındaki para transferlerinin kendisine sorulduğunu ifade ediyor. 2012 yılından beri birlikte çalıştığı Zekeriya Aydoğan’la aralarındaki para trafiğinin meslek faaliyetleriyle ilgili olduğunu şu sözlerle açıklıyor: “2015’te Köprüde Buluşmalar’a birlikte katılmış ve CNC Ödülü almıştık.” Örs’ün mektubunda bahsettiği bir diğer isim ise Nûjîn (Yeni Yaşam, 2014) belgeselinin afişinden dolayı davalık olan Veysi Altay. Örs, aralarındaki para transferinin tıpkı diğerleri gibi suç sayıldığını, Altay dâhil ilişkilendirildiği tüm isimlerin sinema sektöründen olduğu ispatlamasına karşın “silahlı terör örgütüne üyelik ve finansörlük” iddiasıyla tutuklandığını ifade ediyor. Örs’ün aktardığına göre, dosya kapsamındaki diğer tutukluların emniyet ifadeleri lehine kanıt teşkil etmesine rağmen gerekçeli kararda çalıştığı belgesel ve film projelerinin suç unsuru olarak gösterilmiş. Örs, mektubunun devamında söz konusu filmlerin kurgucusu olarak tutuklanmasını, sinemacılara yönelik baskıda yeni bir aşama olarak değerlendiriyor: “Çiğdem Mater’in ‘Gezi Eylemleri’ bahane edilerek hukuksuzca yargılanıp 18 yıla mahkûm edildiği, Veysi Altay’ın, Ertuğrul Mavioğlu’nun, Çayan Demirel’in, Kazım Öz’ün yaptıkları filmlerle ilgili devam eden davalarına bu soruşturma ile ben de bir kurgucu olarak eklenmiş durumdayım.”

“Dayanışma Ruhu Yaratacağına İnanıyorum”

Örs kalem, kâğıt gibi iletişim araçlarına ulaşamadığı için geç yazabildiğini belirttiği 18 Haziran 2022 tarihli mektubunun son kısmında sinema sektörü üzerinde yoğunlaşan sansür ve baskı ortamına karşı birlik ve dayanışma çağrısında bulunuyor. “Bu mektubu, dayanışmamızın bir üyesi olarak, yaşanan süreci ve ithaf edilen suçlamaları, sinema çalışmalarını detayları ile benden öğrenmenizi istediğim için yazıyorum. Ayrıca sinema üzerinde gelişen sansür, baskı ve yasaklamalara karşı direnişte fayda sağlayacağını, dayanışma ruhu yaratacağını umarak da bitiriyorum,” diyor ve ekliyor: “Tüm sinema emekçilerine ve Kurgucu Dayanışması üyelerine selam ve sevgilerle.”

Sinema-TV Sendikası: Suçlayıcı Yaklaşım Yerine Yasalara Uygun Çalışma Koşulları Sağlanmalı

Sinema-TV Sendikası, tutuklu yargılanan kurgucu Erhan Örs’ün mektubunu, konuyla ilgili yayımladıkları açıklamayla birlikte paylaştı. Sendikadan yapılan açıklamada sektörde yürütülen meslekî faaliyetlerin suç nesnesine dönüştürülmesinin ifade özgürlüğüne saldırı niteliği taşıdığı, bu durumdan kaygı duyulduğu belirtildi. Açıklamada sektörün esas ihtiyacı ve temel talebi de aktarıldı: “Kamu otoritesi sansürcü ve suçlayıcı yaklaşımı temsil etmek yerine, kural dışı çalışma koşullarını denetleyen/caydıran ve yasalara uygun bir hâle getiren çalışmalar yürütmelidir.”

Örs’ün özgürlüğüne kavuşmasının gerekliliğine dikkat çekilen açıklama KUDA’nın Twitter hesabından “Erhan Örs yalnız değildir” etiketiyle paylaşıldı.