Şu An Okunan
‘Özgür Sinema Bülteni’ Kasım 2022

‘Özgür Sinema Bülteni’ Kasım 2022

Homofobik Siyaset Nedeniyle Türkiye’de Çekilemeyen Dizi Netflix’te

Senaryosunu Ece Yörenç’in yazdığı Şimdiki Aklım Olsaydı adlı dizinin Türkiye’deki çekimleri, senaryosunda bir gey karakter olması sonucu oluşan baskı ortamında iptal edilmişti. Ardından, söz konusu orijinal senaryonun bir Netflix İspanya yapımı olarak hayata geçirileceği duyuruldu. Yörenç’in Irma Correa ile birlikte yaratıcılığını gerçekleştiği dizi, (Si Lo Hubiera Sabido) If Only adıyla geçtiğimiz Ekim ayının sonunda Netflix’te yayınlanmaya başladı. Türkçe ismi ise değiştirilmemiş: Şimdiki Aklım Olsaydı.
Bir Boomerang TV yapımı olarak hayat bulan dizinin yapımcıları arasında Irma Correa ve Humberto Miró’nun yanı sıra, Aşk 101 (2021-2022) ve Kuş Uçuşu (2022) gibi başka Netflix dizilerine de imza atan Kerem Çatay’ın da ismi geçiyor. Bölüm yönetmenleri arasında Liliana Bocanegra, Humberto Miró ve Sasha Politoff gibi isimlerin yer aldığı dizinin ilk sezonu 28 Ekim’de yayınlanmaya başladı. Birçok başka ülkenin yanı sıra Türkiye’de de Netflix’ten izlenebilen dizi yayınının ilk haftasında Netflix’in Top 10 listesinde 9.1 milyon saat izlenme ile 8. sırada yer aldı.
Türkiye’de çekilseydi Şimdiki Aklım Olsaydı’nın başrollerini Özge Özpirinçci ve Birkan Sokullu paylaşacak, yönetmenliğini ise Çağan Irmak ve Umut Aral üstlenecekti. Hatırlanacağı üzere, Ay Yapım yürütücü yapımcılığı ile dizinin Türkiye’de çekilmesi ve 2021’de Netflix’te gösterilmesi planlanıyordu. Ancak, Temmuz 2020’de, çekimlere bir gün kala, Netflix yetkilileri diziyi iptal etti. Konu hakkında senarist Ece Yörenç’le görüşmüş ve kendisinden, dizinin senaryoda bir gey karakter yer alması nedeniyle iptal edildiğini öğrenmiştik. Yörenç, Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan çekim izni gelmemesi üzerine senaryodan eşcinsel karakteri ekip kararıyla çıkardıklarını ifade ediyordu. RTÜK ile toplantı yaptıktan sonra çekimleri iptal eden Netflix’in bu kararını ise orijinal senaryoda değişiklik yapılmasını prensiplerine aykırı olarak değerlendirmeleri ile ilişkilendiriyordu.


Bir Sinemacıya Daha Hapis Cezası: Özay Şahin

Sinemacı Özay Şahin, “propaganda-ajitasyon çalışmaları yürütmek” ve “yardım-yataklık” gibi iddialarla dokuz yılı aşkın süredir tutuksuz yargılanmaktaydı. Hatırlanacağı üzere, 2012’deki KCK operasyonları esnasında Ben Uçtum Sen Kaldın (2012) belgeselinin yönetmeni Müjde Mizgin Arslan ve görüntü yönetmeni Özay Şahin de gözaltına alınmış ve daha sonra delil yetersizliğinden serbest bırakılmışlardı. Sonrasında Şahin’in yargılanmasına tutuksuz olarak devam edildi. Yargı sürecinin yedinci yılında, o güne kadar yaşadıklarını Altyazı Fasikül’ün Serbest Kürsü köşesine anlatan Özay Şahin, savcının mütalaasında Ben Uçtum Sen Kaldın (2012) belgeselinin çekimlerinden söz edildiğini, yani sinemacılık faaliyetinin suça delil olarak gösterildiğini not düşüyordu. İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada dokuz yılın ardından karara varıldı ve Şahin’e “yardım-yataklık”tan 25 ay hapis cezası verildi. Kendisiyle görüştüğümüz Özay Şahin, karara itiraz ederek istinaf mahkemesine taşıyacaklarını belirtiyor.


Paris Yanıyor’a LGBTİ+ Yasağı

İstanbul Üniversitesi Eşitlik Topluluğu, 20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü için düzenlediği etkinlikte Kadıköy Kültür Evi’nde kuir sinema klasiği Paris Yanıyor’un (Paris is Burning, 1990) gösterimini yapacaktı. 16 Kasım Çarşamba günü gerçekleştirilmesi planlanan gösterim Kadıköy Kaymakamlığı tarafından yasaklandı. Engellere boyun eğmeyeceğini duyuran Eşitlik Topluluğu etkinliği, Susma Platformu’nun desteğiyle Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi’nde gerçekleştirdi. Topluluk, konuyla ilgili yayınladığı açıklamada film gösteriminin Kadıköy Kaymakamlığınca “terör örgütü propagandası ile provokatif eylemlerin yapılacağı iddiasıyla” hukuksuz bir şekilde yasaklandığını belirtti; yetkilileri, özellikle 2016’dan itibaren sistematik biçimde baskıya maruz kalan LGBTİ+’ların “ifade, örgütlenme ve barışçıl toplanma özgürlüklerini engellemekten” vazgeçmeye davet etti. Hatırlanacağı üzere, Can Candan’ın Benim Çocuğum isimli belgeselinin gösterimi de Boğaziçi Üniversitesi’nde engellenmiş, Candan kendi üniversitesinde sansürlenen filmin Ekim ayı sonunda ABD’deki Johns Hopkins Üniversitesi’nde gösterildiğini duyurmuştu.
20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü kapsamında bir sansür vakası da İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nde (İYTE) yaşandı. İYTE Sinema Topluluğu So Pretty (2019) adlı filmin okul yönetimi tarafından onaylanmadığını duyurdu. Yerine seçtikleri Boys Don’t Cry (2019) filmine yönetimden onay ya da red gelmemesi üzerine topluluk filmin gösterimini gerçekleştirdi.


IDFA’da Çiğdem Mater ve Tüm Gezi Tutsakları İçin


Çiğdem Mater‘in Türkiye’den sinemacı arkadaşları, 35. Amsterdam Belgesel Film Festivali (IDFA) boyunca afiş açma, etiketleme eylemleri yaptılar ve Mater’in yanı sıra tüm Gezi tutsakları için bir gösterim gerçekleştirdiler. Festival boyunca çeşitli etkinliklerin öncesinde Mater’in “çekilmemiş bir film”den ötürü 18 yıl hapis cezası aldığını hatırlatan afişler açıldı. Afişi, IDFA’nın 15 Kasım’da düzenlediği Risk Altındaki Sinemacılar başlıklı panel öncesinde kendi ülkelerinde devlet baskısına maruz kalmış sinemacılar, ABD’den Laura Poitras ve Mısır’dan Moataz Abdelwahab da taşıdı.
Festival süresince Gezi davasında Mater’la aynı cezaya çarptırılan sinemacı Mine Özerden ve yaptığı bir belgesel kurgusu nedeniyle tutuklu yargılanan Erhan Örs‘ün durumlarına dikkat çeken etiketlemeler de yapıldı. Çeşitli etkinliklerde Çiğdem Mater’in Bakırköy Cezaevi’nden yolladığı mektup da okunurken, Mater’in yapımcılığını yaptığı Silivri’den Mektuplar (2019) ve Dear Osman (2022) kısa filmleri, yönetmen Adrian Figueroa’nun katılımıyla Amsterdam Goethe Enstitüsü’nde seyirciyle buluştu.


Boğaziçi Film Festivali’nde Hegemonya Krizi: Tehdit ve İstifa Dalgası

Özcan Alper, 10. Boğaziçi Film Festivali ödül töreninde

Özcan Alper, Karanlık Gece ile 10. Boğaziçi Film Festivali’nde aldığı En İyi Yönetmen ödülünü tutuklu TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı’ya ithaf edince Alper’e ve kendisine destek veren sinemacılara yönelik bir nefret kampanyası başlatıldı. Ödül konuşmasında Özcan Alper, 90’larda gördükleri devlet şiddeti vakalarında Fincancı’nın kendilerine büyük desteğinin olduğunu dile getirdikten sonra, salonda bulunan oyuncu Burak Haktanır, Alper’e “O kadın TSK’ya iftira attı” şeklinde bağırdı. En İyi Film ödülünü alan Kar ve Ayı’nın yönetmeni Selcen Ergun da, bağırarak konuşmaları bölen Haktanır’ın kullandığı eril dili eleştirdi. Bu gelişmelerin ardından, siyasi iktidara yakın sosyal medya hesaplarından gerek Özcan Alper’e, gerek Selcen Ergun’a, gerekse de “TSK’nın kendini savunmaya gücü vardır” diyerek Haktanır’ın bağırışlarına cevap veren tören sunucusu Korhan Abay’a tehdit mesajları yağmaya başladı. En İyi Film ödülü için Selcen Ergun’la birlikte sahneye çıkan Kar ve Ayı oyuncusu Merve Dizdar da hakaret ve tehditlere maruz bırakıldı. Hakaret ve küfür yağmuru, Özcan Alper ve Selcen Ergun’un kişisel hesaplardan tehdit mesajları almasına kadar uzandı.
Boğaziçi Film Festivali konuşmaları yüksek sesle bağırarak kesen Haktanır’dan söz etmeyen, bunun yerine “ödül kazananların politik gönderme ve sloganlarını” kınayan bir açıklama yayınlayarak sinemacıları hedef gösterdi ve nefret dalgasını şiddetlendirdi. Festivalin jüri başkanı Semih Kaplanoğlu’nun Twitter hesabından beğenerek bu açıklamaya destek vermesi, ardından beğenisini geri çekmesi gözlerden kaçmazken, kısa bir süre sonra söz konusu açıklamanın ‘tepeden inme’ gerçekleştirildiği ortaya çıktı. Zira festivalin koordinatörü Berfin Demirat “sanatçıların ifade özgürlüğünün” arkasında olduğunu ve açıklamaya katılmadığını belirterek istifa etti. Festivalin ulusal film programcısı Ebubekir Elkatmış da açıklamanın kendi fikrine danışılmadan yayınlandığını belirterek istifa etti. Festivalin artistik direktörü Emrah Kılıç ise açıklamayı eleştirmezken, “yaşanan olayların sorumluluğunu alarak” istifa ettiğini açıkladı.

Ödül konuşmalarına müdahale eden oyuncu Burak Haktanır (ortada), Millî Savunma Bakanlığı’nda


AKP’ye yakınlığıyla bilinen Boğaziçi Film Festivali’ne bugüne kadar, siyasi iktidarın baskı politikalarına muhalif olan sinemacıların bir bölümü de filmlerini göndermekteydi. Bugün hapiste olan Çiğdem Mater’in yapımcılarından biri olduğu Ai Weiwei filmi Geride Kalanlar (The Rest, 2019), festivalin 7. edisyonunda, tutuklu yargılanan Erhan Örs’ün kurgusunu yaptığı Adar Baran Değer imzalı Soğuk (2021) ise geçen yıl festivalde seyirciyle buluşmuştu. Festivalin geride kalan 10 yılına bakıldığında, LGBTİ+ içeriklerine sahip filmlere programında yer vermediği görülse de, dünyaca ünlü sinemacıları ağırlayan bir festival olarak öne çıktığı da görülüyor. Bu özelliğiyle siyasi iktidarın baskı politikalarını meşrulaştırmaya yönelik bir etkinlik işlevi gördüğü de sıkça söylenen Boğaziçi Film Festivali’ne, tehdit ve istifa dalgasının ardından gelecek yıllarda ne ölçüde katılım olacağı merak konusu. Kadıköy Sineması festivale bundan böyle ev sahipliği yapmayacağını duyururken, Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) da festivale bundan böyle jüri göndermeyeceği açıkladı. İktidar çevresinin hedefi haline gelen Özcan Alper’e En İyi Yönetmen ödülünü veren Film Yönetmenleri Derneği (Film-Yön) ise konu hakkında bir açıklama yapmadı.
Olayların ardından İletişim Başkanlığı, Millî Savunma Bakanlığı ve Sinema Genel Müdürlüğü’nde ağırlanarak söz konusu makamların tebriklerini alan oyuncu Burak Haktanır ise 24 TV’de katıldığı bir programda kendi gibi düşünen sinemacıların sektörde dışlandığını iddia etti. Bugüne kadar dört TV dizisi ve iki sinema filminde rol almış olan oyuncunun bu sözleri İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un AKP’nin kültürel hegemonyayı sağlayamamasından bahseden açıklamalarını akla getirdi. Oyuncu Burak Haktanır ise, TSK’nın Pençe-Kılıç Harekatı’nın başlamasının ardından, üzerinde Özcan Alper ve Selcen Ergun’un ödül törenindeki fotoğraflarının ve savaş uçaklarının yer aldığı, “Nasıl yeterince eril mi?” yazan bir görseli Twitter hesabından paylaştı.



Erhan Örs’e İthaf Edilen Ödüller

13. Hamburg Kürt Film Festivali’nde Erhan Örs için Dayanışma Ödülü

14-20 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilen 23. İzmir Kısa Film Festivali’nde Ulusal Kurmaca kategorisinde En İyi 2. Film seçilen Birlikte Yalnız’ın yönetmeni Kasım Ördek, ödülünü tutuklu yargılanan kurgucu Erhan Örs için aldığını ifade etti. Örs, Kasım Ördek’in bir önceki kısa filmi Yağmur Olup Şehre Düşüyorum’un (2019) kurgusuna imza atmıştı. Bu yılki İzmir Kısa Film Festivali’nde Ulusal Kurmaca kategorisinde En İyi 3. Film seçilen Adres’in kurgusu Erhan Örs’e ait. Bu filmin yönetmeni Aram Dildar da ödülünü Erhan Örs’e ithaf etti.

Risk Altındaki Sinemacılarla Uluslararası Dayanışma Koalisyonu (ICFR) da bir açıklama yayınlayarak Erhan Örs’ün mesleğini icra ettiği gerekçesiyle tutuklanmasının Türkiye’deki tüm sinemacıların özgürlüğüne yönelik bir tehdit olduğunu ifade etti ve Örs’ün serbest bırakılması talebini dillendirdi.

Örs’e yurtdışından da dayanışma mesajları gelmeye devam ediyor. 13. Hamburg Kürt Film Festivali’nde Örs’e Dayanışma Ödülü verilirken, Fransa’nın kurgucular birliği Les Monteurs associés (LMA) da Erhan Örs’ün yanı sıra İran’da Ekim 2022’de tutuklanan Nik Yousefi’nin serbest bırakılması için bir açıklama yayınladı.

Popoli Film Festivali’nin kapanış töreninde ise Alessio Focardi ulusal yarışmanın kurgu ödülünü verirken, sahneye Erhan Örs’ün serbest bırakılması için başlatılan imza kampanyasında kullanılan “Editing is not a crime” (Kurguculuk Suç Değildir) sloganının yazdığı tişört ile çıktı.

Erhan Örs’ün davasının ilk duruşması 13 Aralık‘ta görülecek. Serbest bırakılması için başlatılan kampanyayı imzalamak için tıklayınız.

MAFM’ye Yönelik Müdahaleleri Anlattılar

Zeynep Ünal ve Elif Ergezen

Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi’ndeki (MAFM) işlerine, atanmış rektör Naci İnci yönetimi sırasında son verilen Elif Ergezen ve Zeynep Ünal, bu sürecin öncesinde merkeze yapılan baskıları Susma Platformu’na anlattılar. Ergezen ve Ünal, MAFM’ye yönelik müdahalelerin, öğrenci bileşenleri tarafından “ilk kayyım” olarak nitelenen Mehmed Özkan döneminde başladığını dile getirdiler. Bütçe kesintileri, işten çıkarmalar, Altyazı dergisiyle yol ayırma gibi kararların bu dönem alındığını belirten Ergezen ve Ünal, kampüse giriş kısıtlamalarının da Özkan rektörken başladığını hatırlattılar. Söyleşide, merkeze yıllarını vermiş bu iki isim, MAFM’nin geleceği için ise umutlu olduklarını dile getiriyor, merkez etrafında örülen güçlü dayanışmaya dikkat çekiyorlar.