İfade alanı ideolojik ve yapısal müdahalelerin kuşatması altında. Bağımsız kültürel üretim çeşitli engellemelerle sınırlandırılıyor. Ağır yaptırımlarıyla RTÜK, medya ve sanat emekçileri üzerinde büyüyen bir gözetim ve denetim aracı işlevi görüyor. Sektör sansürün çok yönlü etkileriyle boğuşurken, setlerdeki ağır çalışma koşulları iş güvenliği ve işçi sağlığı açısından ciddi riskler taşıyor. LGBTİ+’ların sinema alanındaki görünürlüğüne ve temsil haklarına yönelik müdahalelerde artış söz konusu. 2025’in ilk yarısında özgür sinema gündeminde yer alan haberler, baskıların süreklilik kazanmanın ötesinde yeni biçimlerle derinleştiğini de gösterir nitelikte.
Anayasa’nın 26. maddesiyle güvence altına alınan ifade özgürlüğü, artan müdahalelerle birlikte giderek daha sınırlı bir alana hapsediliyor. Eleştirel seslerin bastırıldığı, çoksesliliğin görünmez kılındığı bir dönemdeyiz. Özgür sinema gündemini değerlendirirken bu politik atmosferi göz ardı etmemek gerekiyor. Kültürel üretimin siyasi söylemlerle hedef haline getirilmesi, ifade özgürlüğüne yönelik baskıların ne denli derinleştiğini ortaya koyuyor.
Madımak Katliamı’nın yıldönümünden hemen önce LeMan dergisinin bir karikatürü hedef gösterildi. Bombalanmış bir şehir fonunda Muhammed ve Musa isimli iki kişinin kendi dillerinde selamlaştığı karikatür, gerici grupların ve devlet otoritelerinin tepkisini çekti. LeMan peygamber tasviri yapılmadığını açıklasa da dezenformasyon hızla yayıldı, dergi ofisi önünde şeriat çağrıları yapıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, “dini değerleri aşağılama” iddiasıyla soruşturma başlattı. Dört çalışan tutuklandı, ilgili sayı toplatıldı, site ve sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirildi.
1993’te Madımak Oteli önünde yankılanan sloganların, bugün yeniden ve benzer içerikte kamusal alanda dile getirilmesi toplumsal yüzleşme ihtiyacını bir kez daha görünür kılıyor. Özellikle belgesel sinema unutmaya karşı direnişi örgütleyen, çoğulcu anlatılarla adalet talebini görünür kılan bir hafıza pratiği olarak öne çıkıyor. İfade özgürlüğünün daraldığı, temsil alanlarının baskılandığı bu koşullarda, sinemanın hafızaya sahip çıkma sorumluluğu sorumluluğu giderek daha kritik bir hâl alıyor. 6 Şubat depremlerinin Hatay’daki tanıkların aktarımıyla anlatan Beton Sizin, Vatan Bizim (2025) belgeselinin fragmanı gerekçesiyle X hesabına erişim engeli getirilmesi, toplumsal yüzleşmenin nasıl bastırıldığına dair çarpıcı bir örnek. Yönetmen Halil Yakut, yapım sürecinde ekibin defalarca gözaltına alındığını, kendisinin 100 gün süren açlık grevi sonrası tahliye edildiğini ve tüm baskılara rağmen Aralık 2023’te çekimlere yeniden başladığını açıkladı.
Ancak baskılar yüzleşme siyasetiyle sınırlı olmadığı gibi çok yönlü derinleşmeye devam ediyor.
Bakanlık, Kazım Öz’ün komedi filmini yasakladı
2025’in ilk yarısında yönetmen Kazım Öz‘ün son filmi Oy’una Geldik, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yasaklandı. Yasak kararını “İktidar 21. yüzyılda bir komedi filmini yasaklayarak kendi tarihine bir kara leke daha sürdü,” ifadeleriyle duyuran Öz, hukuksal mücadele başlatılacağını ifade etti. Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada yasaklamaya gerekçe olarak 5224 sayılı “Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanunu”nun 4. maddesi gösterildi. Ancak açıklamada, ilgili maddede yer alan sakıncalı unsurlardan hangisi veya hangilerinin engel teşkil ettiği ifade edilmedi. Bu belirsizliği eleştiren Öz, yasağın keyfi bir şekilde uygulandığını savundu.

Düzenlenen basın açıklamasında bakanlığa seslenen yönetmen “Bir komedi filmini yasaklayarak ülkenin tarihine kara bir leke sürmeyin,” dedi, ancak filmin vizyon tarihi önce ertelendi, ardından da tamamen iptal edilmek zorunda kalındı. Filmin yaratıcıları, “Özgür sanatı savunmak için bir araya geleceğiz,” diyerek tüm kamuoyunu sansüre karşı ses çıkarmaya davet etti. 5 Mart’ta Sinema Telif Hakları Genel Müdürlüğü önünde gerçekleştirilen basın toplantısında sansüre karşı dayanışma çağrıları yinelendi. Oy’una Geldik sansürü, bir komedi filminin alenen yasaklanmasının yanında Kürt sinemasına yönelik baskının devam ettiğini de gösterir nitelikte.
Öte yandan Öz, Zer (2017) filminden dolayı ikinci kez gözaltına alındı. Duruşmaya katılmak koşuluyla serbest bırakılan Öz, Nisan ayında karara bağlanan davada “örgüt propagandası” suçlamasından beraat etti.
Yönetmenlere terörle ilişkili suçlamalar
Yılın ilk altı ayında Kazım Öz’le birlikte pek çok sinemacı yargılandı. Yöneltilen suçlamaların çoğu terörle ilişkilendiriliyor. Bazıları şu şekilde;
– Yönetmen Selim Yıldız, 12 yıl önce çektiği 29 (2013) belgeseli nedeniyle “örgüt üyeliği” suçlamasıyla gözaltına alındıktan bir gün sonra yurtdışına çıkış yasağıyla serbest bırakıldı. Suçlamaya konu belgesel PKK üyelerinin yaşamlarını içeriden takip ediyor.
– Gazeteci, yazar ve yönetmen Ruhi Karadağ, 2013’te gazeteci Faruk Balıkçı ile kaleme aldığı Suskunlar Konuşuyor: Yaralı Yonca kitabının tanıtımının yer aldığı Evrensel Gazetesi kupürünü sosyal medyada paylaştığı gerekçesiyle açılan davada “örgüt propagandası” suçlamasıyla 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi, hükmün açıklanmasını geri bırakarak cezayı 5 yıl erteledi. Karadağ aynı davada daha önce de ceza almış, Yargıtay kararı “düşünce özgürlüğü” kapsamında değerlendirerek yeniden yargılama kararı vermişti.
– ‘Keremo’ mahlaslı yönetmen Kerem Tekoğlu, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer hakkındaki soruşturma kapsamında “örgüt üyeliği” suçlamasıyla tutuklandı. Tekoğlu’nun avukatı Suphi Özgen suçlamaların mesleki faaliyetlere dayandığını söyledi.
– Koray Kesik‘in görüntü yönetmenliğini yaptığı Bakur (Kuzey, 2015) belgeseliyle bağlantılı olarak ‘örgüt üyeliği’ suçlamasıyla gözaltına alınması Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşındı. Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) Hukuk Birimi, Kesik’in gözaltına alınma sürecinde yaşanan hukuksuzluklardan dolayı yaptığı başvuruda gözaltı işleminin hak ihlali oluşturduğunu, adil yargılanma sürecinin ihlal edildiğini vurguladı.
Üniversitelere Beynelmilel sansürü
2025’in ilk yarısında, doğrudan müdahalelerden hukuki yaptırımlara, mekânsal kısıtlamalardan dijital sansüre uzanan çok yönlü baskılar yaşandı. Üniversitelerdeki sansür uygulamaları, yargı yoluyla sanatçıların cezalandırılması ve dijital erişim engelleri bu dönemin öne çıkan mekanizmaları oldu. Boğaziçi ve Kocaeli üniversitelerindeki vakalar, kültürel alanın nasıl daraltıldığını açıkça ortaya koyuyor.

– Kocaeli Üniversitesi’nde, 3 Mayıs’ta hayatını kaybeden Sırrı Süreyya Önder’in Muharrem Gülmez’le birlikte yönettiği Beynelmilel (2006) filminin gösterimi engellendi. 7 Mayıs’ta İletişim Fakültesi öğrencilerinin çağrısıyla düzenlenen etkinlik öncesi gösterimin yapılacağı amfi “temizlik” gerekçesiyle kapatıldı. Alternatif bir sınıfta gösterim yapmak isteyen öğrencilere fakülte sekreteri M.A. müdahale ederek etkinliğin izinsiz olduğunu söyledi. M.A.’nın, personellerle yaptığı görüşmede etkinliğin “film izlemek değil, Sırrı Süreyya Önder’i anmak amacı taşıdığını” ifade ettiği iddia edildi.
– Boğaziçi Üniversitesi‘nde 25 Haziran’da Beynelmilel’in gösterimiyle başlaması planlanan açık hava film gösterimleri kayyım yönetimin kararıyla yasaklandı. Boğaziçi Üniversitesi Sinema Kulübü (BÜ(S)K), yasak kararının resmî olmayan yollardan iletildiğini, beş filmin “gözden geçirilmesinin” talep edildiğini ve gerekçe taleplerinin karşılıksız bırakıldığını açıkladı. Etkinlik sabahı, listedeki tüm filmlere izin verilmediği bildirildi. Öğrenciler, dekanla görüşmelerinde keyfi gerekçelerle karşılaştıklarını aktardı. Yasak kararına karşı yapılmak istenen gösterim Özel Güvenlik Birimi’nin elektrik kablolarını sökmesi ve kutuları kapatmasıyla fiziksel olarak engellendi. İYTE, İTÜ ve YTÜ gibi üniversitelerden öğrenci kulüpleri BÜ(S)K’le dayanışma çağrısı yaptı.
Mithat Alam Film Merkezi Boğaziçi’nden ayrıldı
2021’de Melih Bulu’nun rektör olarak atanmasıyla Boğaziçi Üniversitesi’nde başlayan özerklik tartışmaları, kayyım yönetiminin uygulamalarıyla derinleşti. Öğrenci kulüplerine yönelik engellemeler, akademisyenlerin tasfiyesi ve merkeziyetçi karar alma yapıları üniversitenin kamusal ve kültürel dokusunu doğrudan etkiliyor.
Bu baskı ortamında faaliyet göstermeye çalışan Mithat Alam Film Merkezi (MAFM), 2 Ocak’ta Boğaziçi Üniversitesi’nden ayrıldı. Mithat Alam Eğitim Vakfı (MAEV), Merkez faaliyetlerinin artık kampüs dışında, “öğrencilerle, öğrenciler için” ilkesine bağlı biçimde sürdürüleceğini açıkladı. MAEV, merkez binasının ‘Mithat Alam Hall’ ismiyle kullanılmasına ve kişisel eşya iadelerinin reddine karşı hukuki süreç başlattığını duyurdu. Yapılan açıklamada, kampüste gerçekleşen etkinliklerin vakıf ve MAFM’yle hiçbir bağı olmadığı vurgulandı.
Hatırlanacağı üzere 2022 yılında Merkez’in genel koordinatörü Zeynep Ünal ve projeler yöneticisi Elif Ergezen, atanmış rektör Naci İnci’nin başkanlık ettiği Boğaziçi Üniversitesi Vakfı (BÜVAK) kararıyla görevden alınmıştı. Merkez’in bağımsızlığına tehdit olarak görülen karara sinema alanından pek çok isim karşı çıkmış, Merkez’in geleceğine öğrenciler ve MAEV’in karar vermesi gerektiğini savunmuştu.
Kuruluşundan itibaren sayısız sinema etkinliğine ev sahipliği yapmış ve pek çok sinemacı yetiştirmiş olan Mithat Alam Film Merkezi, aynı zamanda Altyazı’nın da doğduğu yer.
Boğaziçi’ndeki süreç, baskıların yalnızca doğrudan yasaklamalarla sınırlı olmadığını; mekânsal, idari ve sembolik biçimlerde de işleyebildiğini gösteriyor. Yılın ilk altı ayında sansürün çeşitliliğine işaret eden başka vakalar da var.

– Örneğin 7. Esaretten Cesarete Kısa Film Festivali’nde Kurtlar filmiyle ödül kazanan yönetmen Ecre Begüm Bayrak‘ın 19 Mart tutukluları ve sansüre uğrayan Grup Yorum’u andığı konuşması festivalin sunuculuğu üstlenen TRT spikeri Oya Eren Özkan tarafından sabote edildi. Bayrak’a ve jüri üyesi Yıldırım Şimşek’e hakaret eden Eren Özkan, aynı gecede ödül kazanan oyuncu Anıl Alkan için de ayrımcı ifadeler kullandı, ödülünün geri alınmasını istedi. Festival komitesi bu tutumu “kişisel, aşırı ve haksız” olarak değerlendirdi.
Yönetmenlerle yaptığımız söyleşiyi okumak için tıklayınız.
Sinemacıların kamusal alanda kendilerini ifade etme haklarının nasıl daraltıldığını gözler önüne seren bu olayın yargı boyutuna işaret eden bir gelişme de var:
– Oyuncu İlyas Salman, 1 Ağustos 2022’de BirGün’e verdiği röportaj gerekçesiyle “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla yargılandığı davada 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı. Ceza, 7 bin TL adli para cezasına çevrildi.
Ayşe Barım’a Gezi’den tutuklama
Sinemacılara yönelik baskılar, bireysel ifade alanlarının ötesinde sinemanın toplumsal varoluşunu hedef alan daha geniş bir müdahale biçimine de işaret ediyor. Bu müdahalenin en istikrarlı ve uzun soluklu araçlarından biri olarak Gezi Direnişi öne çıkıyor. Soyut delillerin yer aldığı yüzlerce sayfalık iddianamelerle ifade özgürlüğü ve toplantı yürüyüş özgürlüklerinin yanı sıra kültür-sanat faaliyetlerini, video ve film üretimini de suç kapsamına dâhil eden, hukuksuzlukta emsal kabul edilen Gezi davası sektör bileşenlerini kapsayacak şekilde genişletiliyor.

ID Danışmanlık Limited Şirketi’nin kurucusu ve ortağı menajer Ayşe Barım, “Gezi Parkı olaylarına iştirak ettiğine” dair yazılı ve görsel basında yer alan iddialar sebebiyle açılan soruşturma kapsamında 27 Ocak’ta tutuklandı. 171 sayfalık iddianamede savcılık, Barım’ın şirketine bağlı oyuncuları Gezi Direnişi protestolarına teşvik ettiğini ve ağırlaştırılmış müebbetle yargılanan Osman Kavala’yla telefon görüşmelerini delil gösterdi.
Hakkında 22 yıl 6 aydan 30 yıla kadar hapis cezası istenen Barım’ın ilk duruşması 7 Temmuz’da İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Gezi’ye ilişkin iddiaların asılsız olduğunu belirterek hakkındaki suçlamaları reddeden Barım, Osman Kavala, Mehmet Ali Alabora ve Çiğdem Mater ile o dönemki telefon görüşmelerinin içeriğini açıklayarak olaylarla alakası olmadığını söyledi. Duruşmada Barım’ın tutukluluk halinin devamına karar verilirken dava 1 Ekim’e ertelendi.
‘Ani Ölüm Riski’ Olan Ayşe Barım’a Tahliye Yok haberini okumak için tıklayınız.
LGBTİ+’lara yaşamın her alanında sansür
İfade özgürlüğüne yönelik baskılar, kadınlar ve LGBTİ+’lara dönük sistematik müdahalelerle genişliyor. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme sonrası hak karşıtı politikalarda ciddi artış söz konusu. LeMan önündeki atılan şeriat sloganları ise temel hakların korunmadığı bir ortamda kimlerin özgür olduğunun ve kimlerin baskı altında tutulduğunun çarpıcı bir göstergesi. Özellikle LGBTİ+’lar kültür-sanat alanında da görünmez kılınıyor, ifade özgürlükleri ciddi şekilde kısıtlanıyor.
LGBTİ+ları hedef alan yasa taslağı
2024’te yayımlanan Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Eylem Planı ile LGBTİ+’ları “sapkın” ve “zararlı akımlar” olarak hedef gösteren iktidar, 2025’i “Aile Yılı” ilan etti. Evlilik ve üç çocuk söyleminin yeniden öne çıkarıldığı bu dönemde LGBTİ+’lara yönelik baskılar derinleşti. KaosGL’nin ulaştığı yasa taslağına göre, Türk Ceza Kanunu’nda yapılması planlanan değişikliklerle LGBTİ+ varoluş biçimleri “hayasızlık” kapsamına alınacak; yurtdışında cinsiyet uyum süreci geçiren trans bireyler cezalandırılacak. “Biyolojik cinsiyet” kavramının hukuka eklenmesiyle LGBTİ+’ların kamusal görünürlüğü ve hak savunuculuğu fiilen kriminalize edilecek.
Ancak baskılar bununla sınırlı değil.
– 24-26 Ocak tarihleri arasında yapılması planlanan 13. Pembe Hayat KuirFest, Ankara Valiliği Hukuk İşleri Şube Müdürlüğü tarafından “genel ahlâka aykırılık” gerekçesiyle yasaklandı. Yasak öncesinde, festival programındaki Bellekvari: KuirFest’in Sözlü Tarihi (2024) belgeselinin Ankara Mülkiyeliler Birliği’nde gösterimi de engellenmişti.

– İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası/İstanbul Pride, İKSV’nin düzenlediği İstanbul Film Festivali’nde 2014’ten beri yer alan ve kuir filmlerden oluşan ‘Nerdesin Aşkım?’ bölümünün bu yıl programdan çıkarılmasına karşı festivali boykot çağrısı yaptı. İstanbul Pride, bu uygulamayı kültürel görünmezleştirme ve sansür politikalarının yeni bir aşaması olarak değerlendirdi. Festival yönetimi ise programın her yıl farklı şekillendiğini, kuir filmlerin çeşitli başlıklar altında yer aldığını ve ‘Nerdesin Aşkım?’ bölümünün gelecek yıl yeniden açılacağını duyurdu.
– 13-17 Aralık 2024’te düzenlenen 5. Esenler Film Festivali’nde LGBTİ+ karşıtı ifadeler ön plandaydı. AKP’li Esenler Belediye Başkanı Mehmet Tevfik Göksu, festivalin “Aile” temalı açılışında “LGBT ahlaksızlığı” söylemini kullanarak sinema üzerinden aile yapısının hedef alındığını ileri sürdü. Kapanışta da benzer hedeflemelerle konuştu.
– Kaos GL Derneği bünyesinde 2007’den beri LGBTİ+ haberciliği yapan KaosGL.org internet gazetesi İstanbul 12. Sulh Ceza Hakimliğinin 26 Haziran tarihli kararıyla erişime engellendi. 23 Haziran’da da Kaos GL’nin X hesabı herhangi bir bildirim yapılmadan Türkiye’den erişime engellenmişti.
– Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ve İstanbul Aile Vakfı arasında “Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesine İlişkin İş Birliği Protokolü” imzalandı. RTÜK, 2025’te yürürlüğe giren protokolün dijital medya ve televizyon içeriklerini aile değerlerine uygun hale getirmeyi, çocukları zararlı içeriklerden korumayı ve milli-manevi değerlerin medyada yaşatılmasını hedeflediğini duyurdu. Protokol kapsamında “İyi Uykular Çocuklar” projesinin genişletilmesi, “Aile Dostu Yayın Saati” oluşturulması ve aile birliğini destekleyen kısa film, animasyon ve belgesel yarışmaları düzenlenmesi planlanıyor.
RTÜK’ten ‘genel ahlaka aykırılık’ cezaları
Türkiye’de temsil biçimleri, hak temelli anlatıları ve toplumsal eşitliği savunan içerikler sistematik biçimde baskı altına alınıyor. Baskı pratikleri devlet kurumlarıyla süreklilik kazanırken, LeMan örneğinde olduğu gibi hukuki süreçler ve erişim engelleri ifade özgürlüğüne müdahalenin bir parçası haline geldi. Erdoğan’ın geçtiğimiz yıl bazı dizileri “milli güvenlik sorunu” ilan etmesinin ardından, özellikle LGBTİ+ temsillerine “genel ahlaka aykırılık” gerekçesiyle cezalar uygulayarak dijital ve televizyon yayıncılığında sansürü derinleştiren RTÜK, 2025’in ilk yarısında da sansür politikalarını sürdürdü.
– Netflix’te yayınlanan Teen Titans Go (2013-2025) adlı anime diziyi “toplumun milli ve manevi değerlerine aykırı” bulun RTÜK, “katalogdan çıkarma” cezası verdiği platforma üst sınırdan para cezası da uyguladı.

– NOW TV’de yayımlanan Şakir Paşa Ailesi: Mucizeler ve Skandallar (2024–) dizisine, “milli ve manevi değerlere, genel ahlaka ve ailenin korunmasına aykırılık” gerekçesiyle yüzde 3 para ve yayın durdurma cezası verildi. Kanalın yürütmeyi durdurma talebi üzerine mahkeme cezayı geçici olarak durdurdu. Aynı dönemde ‘Halikarnas Balıkçısı’ olarak bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın ailesi, kişisel anlatıların izinsiz kullanımına karşı hukuki süreç başlattı. Medyapım’la varılan uzlaşının ardından ailenin davadan çekilmesiyle yayın ve çekim yasağı kaldırıldı.
-Netflix’e Barda (2007) filmde yer alan şiddet sahnelerinden ötürü “şiddeti özendirici veya kanıksatıcı olamaz” hükmü ve “toplumun milli ve manevi değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı olamaz” hükümlerini ihlal ettiği gerekçesiyle yüzde 5 idari para cezası verildi.
Basın emekçilerine cezalar
2025 yılının ilk yarısında ifade özgürlüğü ve toplumsal muhalefet açısından en dikkat çekici kırılma anlarından biri olarak 19 Mart dönemi öne çıkıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na verilen hapis cezasına karşı binlerce yurttaş sokağa çıktı. Özellikle öğrencilerin öncülük ettiği eylemler, Anayasa’nın 34. maddesiyle güvence altına alınan “toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı”na rağmen polis şiddetiyle bastırılmaya çalışıldı. Aralarında fotomuhabilerin de olduğu yedi gazeteci haber takibi sırasında tutuklandı.
19 Mart Protestolarını Takip Eden 7 Gazeteci Tutuklandı haberini okumak için tıklayınız.
Türkiye’nin dört bir yanında gerçekleşen kitlesel eylemler, kamuoyunda Gezi Direnişi’ni anımsatırken, güvenlik güçlerinin seçici ve orantısız müdahale pratiklerini de görünür kıldı. LeMan dergisi önünde tehdit ve nefret söylemiyle provokasyon yaratan gruba müdahale edilmemesi polisin çifte standardını bir kez daha açığa çıkarırken kamusal alanın iktidar lehine nasıl şekillendiği daha da netleşti.
Yılın ilk döneminde gazetecilere yönelik çok yönlü baskıyı gösteren örneklerden bazıları:
– KaosGL.org Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar, Halkların Demokratik Kongresi’ne (HDK) yönelik yürütülen soruşturma kapsamında 21 Şubat’ta tutuklandı.

– bianet editörü Tuğçe Yılmaz, 3 Haziran’da Kadıköy’de GBT sırasında gözaltına alındı. Hakkında TCK 301. maddeden işlem yapılacağı öğrenildi; avukatına dosya gösterilmedi. Yılmaz, ertesi gün serbest bırakıldı.
– Gazeteci Elif Akgül, HDK operasyonu kapsamında tutuklu bulunduğu dosyadan 2 Haziran’da tensip zaptıyla tahliye edildi.
– Gazeteci Zeynep Durgut Şırnak’taki fuhuş çetesine yönelik dosya haberi nedeniyle tehdit edildi.
– Gazeteci İrfan Değirmenci, 28 Haziran’da TİP’in Onur Haftası etkinliğinde gözaltına alındı; ertesi gün yurtdışı yasağıyla serbest bırakıldı.
– “Halkı yanıltıcı bilgiyi yayma” suçlamasıyla hakkında soruşturma başlatılan gazeteci Timur Soykan, adli kontrolle serbest bırakıldı.
– HDK soruşturması kapsamında tutuklanan gazeteci Ercüment Akdeniz hâlâ cezaevinde.
TRT’den oyunculara işten çıkarma
19 Mart protestolarının ardından basın emekçilerine yönelik baskılar sürerken, kültür-sanat alanında da ifade özgürlüğünü hedef alan gelişmeler yaşandı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in 24 Mart’ta bazı şirket ve medya organlarına yönelik boykot çağrısı sonrası, 2 Nisan’da başlatılan tüketim boykotuna destek veren oyuncular hukuksuz ve keyfi yaptırımlarla yaptırımlarla karşı karşıya kaldı. Cem Yiğit Üzümoğlu, “nefret ve ayrımcılık” ile “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamalarıyla gözaltına alınıp adli kontrolle serbest bırakıldı. Beş oyuncunun TRT dizilerindeki işleri sonlandırıldı. DİSK’e bağlı Sine-Sen, TRT’ye tepkilerin yükseldiği “Susmuyoruz” başlıklı bildiride örgütlü dayanışma çağrısı yaptı.
Setler güvencesiz, çalışma koşulları ağır
2025’in ilk yarısında, sinema sektöründeki güvencesiz ve denetimsiz set koşullarını gündeme taşıyan bir iş cinayeti yaşandı. NOW TV’de yayınlanan Şakir Paşa Ailesi: Mucizeler ve Skandallar dizisinin Büyükada setinde 16 Nisan sabahı çıkan yangında yapım amiri Serkan Sükyan yaşamını yitirdi. Daha önce dizinin Kartal’daki platosunda da yangın çıkmıştı.

Sinema TV Sendikası, sette ambulans ve güvenlik uzmanı bulundurulmamasını “kabul edilemez” diye nitelendirirken, Oyuncular Sendikası setlerin “tehlikeli iş” sınıfında olmasına karşın gerekli önlemlerin alınmadığına dikkat çekti ve yetkililere sorumluluk alma çağrısı yaptı.
Şakir Paşa Ailesi Setinde İş Cinayeti: İSİG Önlemleri Hayata Geçirilmeli haberini okumak için tıklayınız.
Bununla birlikte;
– Sinema TV Sendikası, 7 Şubat’ta Ay Yapım’ın, Ezel (2009-2011) dizisinin Arapça uyarlaması olan ve çekimleri Türkiye’de gerçekleştirilen “Aser” setindeki çalışanların zam taleplerinin karşılıksız kaldığını ve emekçilerin işten çıkarmayla tehdit edildiğini duyurdu. Sendikanın uzlaşı ve değerlendirmeye yönelik görüşme talebine olumsuz yaklaşan Ay Yapım yetkililerinin, “SMM (serbest meslek makbuzu) kesmeye zorlanan işçilerin, SMM kestikleri için işçi olmadıklarını, dolayısıyla sendika ile müzakere etmeyecekleri” belirterek süreci tıkadıkları ifade edildi.
-Kadın örgütleri, 2018’de şarkıcı Sıla Gençoğlu’na şiddet uyguladığı gerekçesiyle 1 yıl 4 ay 20 gün hapis cezası alan Ahmet Kural’ın ekranlara dönmesine tepki gösterdi. Susma Bitsin açıklamasında, cezanın kesinleşmesine rağmen iki yıl hapis cezasının altında kaldığı için Kural’ın hapse girmemesi nedeniyle cezasızlık algısının yaygınlaştığını, Kural’ın TRT’nin dijital platformu tabii’de Gassal (2024-) dizisinde yer almasının şiddeti aklama ve normalleştirme işlevi gördüğünü vurguladı.
-Oyuncu Merve Aksoy, Ararat (2012) filminin çekimlerinde maruz kaldığı fiziksel ve psikolojik şiddet, tehdit ve rızası dışında yayımlanan çıplak görüntüleri gerekçesiyle yönetmen Engin Kundağ ve yapım şirketi Zeitgeist Filmproduktion GmbH & Co.’ya açtığı davanın ikinci duurşmasında Aksoy’un kişisel görüntülerinin izinsiz kullanımına ilişkin manevi tazminat talebini haklı bulan mahkeme, yönetmenin sözleşmeye aykırı biçimde çektiği çıplak görüntülerin kullanılmasını ve yayılmasını yasakladı.
– Sinema-TV Sendikası çatısı altında toplanan sinema meslek örgütleri, “taban ücretlerde yüzde 50 ve üzerinde iyileştirme” kararı aldıklarını duyurdular. Ocak 2025 tarihli ücret iyileştirmesi 1 Şubat itibarıyla uygulanmaya başlandı.
– Sinema TV Sendikası, sektör çalışanlarının çalışma koşullarını iyileştirmek adına 5+2 modeline geçti.
Sinemacılar risk altında
2025 yılının ilk yarısı, kültür ve sanat alanında yaşanan direniş ve baskı örneklerinin küresel ölçekte de görünür olduğu bir dönem olarak kayda geçti. Politik iklimin sertleştiği coğrafyalarda sinema üretimi sadece ifade özgürlüğünün değil, aynı zamanda kişisel güvenliğin de tehdit altına girdiği bir alan hâline geldi. Baskının sansürle sınırlı kalmadığı; gözaltılar, saldırılar ve hedef göstermelerle derinleştiği bu süreçte sinemacılarla dayanışma içinde olunması her zamankinden önemli.
Yaşanlardan bazılarına dair kısa kısa:
– Risk Altındaki Sinemacılarla Uluslararası Dayanışma Koalisyonu (ICFR), İranlı sinemacı Navid Mihandoust’un derhal serbest bırakılma talebini yineledi. Filistinli sinemacı Abdallah Motan’ın hakkında suçlama olmadan askeri gözaltında tutulmasına karşı bildiri yayımlayan ICFR, Berlinale’de FIPRESCI Ödülü kazanan İran yapımı My Favourite Cake (Keyke mahboobe man, 2024) filminin yönetmenleri Maryam Moghadam ve Behtash Sanaeeha ile yapımcı Gholamreza Mousavi‘ne verilen hapis ve para cezalarına karşı kampanyalarına devam etti. ICFR, 54. Uluslararası Rotterdam Film Festivali’nde Gezi davasından 18 yıl hapse mahkûm edilen Çiğdem Mater için dayanışma çağrısı yaptı.
– Oscar ödüllü No Other Land (2024) belgeselinin ortak yönetmenlerinden Filistinli Hamdan Ballal, önce İsrailli yerleşimcilerin saldırısına uğradı, ardından İsrailli askerler tarafından kaçırılarak gözaltına alındı. Filmin ortak yönetmenlerinden Basel Adra, film Oscar kazandıktan sonra saldırıların arttığını ifade etti. Yüzünde morluklar ve elbiselerinde kan izleri bulunan Ballal, olaydan bir gün sonra Batı Şeria’da bulunan İsrail polis karakolundan serbest bırakıldı.
– Filistinli foto muhabiri Fatima Hassona, İsrail’in hava saldırısında yaşamını yitirdi. Hassona’nın ölümüne dair Filistin destekçisi çeşitli aktivist grupların başlattığı açık mektup 400’e yakın yönetmen ve oyuncu tarafından imzalandı.

– ‘Bavê Teyar‘ tiplemesiyle tanınan Kürt tiyatro oyuncusu ve komedyen Cuma Xelil İbrahim, Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu’nun (SMO), Minbic’in doğusunda Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolündeki Tişrin Barajı’na yönelik saldırılarında hayatını kaybetti.
– Şirazlı yönetmen ve film yapımcısı Negin Aminzadeh, İran İstihbarat Güçleri tarafından evine yapılan baskınla gözaltına alındı. Hengaw İnsan Hakları Örgütü, Aminzadeh’e ait cep telefonu, dizüstü bilgisayar, USB bellek ve kamera hafıza kartları gibi birçok kişisel elektronik cihaza el konulduğunu aktardı. Yönetmenin gözaltı gerekçesi ve nerede tutulduğu henüz bilinmiyor.
– İsrail’in Filistin’e yönelik işgal ve apartheid politikalarına karşı yürütülen kültürel mücadeleler devam ederken son olarak MUBI’ye İsrail bağlantılı bir yatırım şirketinden fon aldığı gerekçesiyle kamuoyuna açık boykot çağrıları yapıldı.