Sinemacılardan MUBI’ye çağrı: Gazze’deki soykırıma ortak olmayın
Aki Kaurismäki, Radu Jude, Joshua Oppenheimer ve Miguel Gomes’in de aralarında bulunduğu 38 sinemacının MUBI’ye yazdığı açık mektupta, platformun İsrail ordusuyla bağlantılı olduğu belirtilen Sequoia Capital’dan aldığı 100 milyon dolarlık yatırım nedeniyle Gazze’deki saldırılara dolaylı destek verdiği vurgulandı. MUBI’nin finansal büyümesinin Gazze’deki soykırımla açıkça bağlantılı olduğuna dikkat çekilen mektupta, “Gazze’de siviller, gazeteciler, sanatçılar ve sinema emekçileri kitlesel bir şekilde öldürülüyor; Filistin kültür mirası ve sanat alanları sistematik olarak yok ediliyor. Soykırım yapanları finanse eden bir şirketle ortaklık kuran bir arthouse film platformunun, küresel sinema topluluğunu gerçek anlamda destekleyebileceğine inanmıyoruz” ifadeleri yer aldı. MUBI’ye yatırım yapan Silikon Vadisi merkezli Sequoia Capital’ın, Temmuz 2024’te kurulan ve İsrail ordusunun yapay zekâ temelli altyapısını geliştirmeyi hedefleyen Kela adlı şirkete yatırım yaptığı biliniyor.
MUBI’nin bu işbirliğini sonlandırması için çağrı yapan sinemacılar, ayrıca platformun yayın politikalarını, 9 bini aşkın sektör çalışanını temsil eden uluslararası kolektif Film Workers for Palestine’ın belirlediği etik ilkeler doğrultusunda yeniden gözden geçirmesini talep ediyor:
– Sequoia Capital’ı ‘soykırımdan çıkar sağlama’ suçlamasıyla kamuoyu önünde kınamak.
– Sequoia ortağı Andrew Reed’i MUBI’nin yönetim kurulundan çıkarmak.
– Gelecekteki tüm yatırımlar için etik bir politika belirlemek ve Filistin’in İsrail’e Akademik ve Kültürel Boykot Kampanyası (PACBI) tarafından belirlenen programına ve kurallarına saygı duymak.
MUBI’ye tepkiler bununla sınırlı değil. Glasgow Çağdaş Sanatlar Merkezi, Mexico City’deki Cineteca Nacional ve Bogota’daki Cinemateca dâhil olmak üzere pek çok kurum MUBI Fest’ten çekildi. Şili’deki Valdivia Film Festivali, platformun dağıttığı hiçbir filmi göstermeyeceğini duyurdu. Türkiye’den Film Yönetmenleri Derneği (FİLM-YÖN) ise MUBI’ye İsrailli şirketle olan ortaklığı derhal sonlandırma çağrısı yaptı.
Özgürlük için Sanat İnisiyatifi: Otosansüre karşı çoğulcu platformlar oluşturulmalı
Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi’nin 23 Haziran’da çevrimiçi olarak gerçekleştirdiği Barış Forumu’nun sonuç bildirgesi yayımlandı. “Nasıl bir barış istiyoruz?” ve “Barış nasıl toplumsallaşır?” sorularından hareketle hazırlanan bildirgede, ayrımcı ve baskıcı politikalardan vazgeçilmesi çağrısı yapıldı. Bildirgede barışın yalnızca çatışmasızlık değil aynı zamanda sahici bir yüzleşme, onarıcı adalet ve eşitlik temelinde kurulacak ortak bir yaşam olduğu vurgulanarak, bunun gerçekleşmesi için tüm kesimlerin kolektif sorumluluk üstlenmesi gerektiği belirtildi. Özgürlükçü, çoğulcu, kalıcı toplumsal barış için sekiz öneri sıralandı.

Bildirgede, ayrımcı politikalara son verilmesi; ifade özgürlüğü, kültürel çeşitlilik ve sanatsal üretimin güvence altına alınmasının barışın ön koşulu olduğu vurgulandı. PKK’nin silah bırakma iradesi hatırlatılarak, devletin de gecikmeden adım atması gerektiği belirtildi. Hakikatle yüzleşme, ortak hafıza ve sansüre karşı sanatçıların sorumluluğu hatırlatıldı. Kamusal alanın daraltılması, kayyım uygulamaları ve muhalefet belediyelerine yönelik engellemeler eleştirildi; barışın demokratik temsiliyetle mümkün olduğu kaydedildi. LGBTİ+’ların, Kürt sanatçıların ve Gezi eylemcilerinin kriminalize edilmesine dikkat çekildi; farklı kimliklerin eşit yurttaş olarak tanınması gerektiği vurgulandı. Ekolojik yıkımın da bir savaş biçimi olduğu, sürecin yerel etkinlikler ve diaspora işbirliğiyle yaygınlaştırılması gerektiği ifade edildi. Bildirgede, toplumsal kutuplaşmanın kırılması ve barışın geniş kitlelerle konuşabilmesi için yerel forumlar, yürüyüşler, sergiler, film gösterimleri ve dijital mecraların etkin kullanılması gerektiği, sürecin Türkiye’nin tamamına yayılması ve uluslararası boyutta diasporadaki sanatçılarla ilişkilerin güçlendirilerek çok sesli, yaratıcı kolektif yapıların kurulması için çaba gösterilmesi gerektiği ifade edildi.
Bildirgenin tamamını okumak için tıklayınız.
‘No Other Land’ ekibinden Ode Muhammed Hadalin İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürüldü
Oscar ödüllü No Other Land (2024) belgeselinin yapım sürecine katkı sunan Filistinli gazeteci ve aktivist Ode Muhammed Hadalin, işgal altındaki Batı Şeria’nın Umm al-Khair köyüne 28 Temmuz tarihinde düzenlenen saldırı sırasında İsrailli yerleşimci Yinon Levi tarafından öldürüldü. Filmin yönetmenlerinden Basel Adra ve Yuval Abraham, saldırıyı sosyal medya hesaplarından doğruladı. Filistin’in resmî ajansı WAFA’ya göre, Hadalin’in cenazesi, doğduğu yer olan Umm el-Hayr köyüne götürüldü. İsrail makamları cenazenin teslimini uzun süre geciktirdi; köyde taziye çadırı kurulmasını engellemeye çalıştı, naaşın farklı bir yere gömülmesini önerdi ve törene katılımı 15 kişiyle sınırlayan dayatmalar getirdi.

Hadalin’in vurulma ânına dair görüntülere rağmen, İsrail mahkemesi Levi hakkında yalnızca ev hapsi kararı verdi. Levi kısa süre sonra “delil yetersizliği” gerekçesiyle serbest bırakıldı. Daha önce Filistinlilere yönelik şiddet eylemleri nedeniyle ABD ve AB tarafından yaptırıma tabi tutulan Levi, Trump yönetimi döneminde bu yaptırımlardan muaf bırakılmıştı. Ancak Levi, hâlâ İngiltere ve Avrupa Birliği’nin yaptırım listesinde yer alıyor.
Cem Yiğit Üzümoğlu’na boykot çağrısından hapis istemi
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 2 Nisan’da ülke genelinde yapılan bir günlük tüketim boykotuna ilişkin sosyal medya paylaşımları üzerine hazırladığı iddianamede, aralarında oyuncu Cem Yiğit Üzümoğlu’nun da yer aldığı 21 kişi hakkında “kişiler arasında ayrımcılık yaparak bir kişinin ekonomik faaliyetlerini engelleme” ve “basın ve yayın yoluyla halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme” suçlarından 2 yıl 6 aydan 7 yıl 6 aya kadar hapis cezası talep etti. Üzümoğlu’nun “seti durduralım” gibi ifadeler kullandığı belirtilen iddianame Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

Üzümoğlu, konuyla ilgili Diken’e verdiği demeçte “İddianameyi okumuştum ama hapis isteminin yedi buçuk yıl olduğunu görmemiştim. Adalet herkes için aynı işlemiyormuş. Ama hiçbir zaman pişman olmadım yaptığımdan, söylediğimden, duruşumdan” ifadelerini kullandı.
Sinema TV Sendikası: Taban ücretlere minimum yüzde 20 iyileştirme
Sinema TV Sendikası çatısı altında bir araya gelen çok sayıda dernek, birlik ve platform “taban ücretlere minimum yüzde 20 iyileştirme” kararı aldıklarını duyurdu. Ücret iyileştirmede İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) Temmuz 2025 itibarıyla açıkladığı yüzde 20,63 oranında yıllık enflasyon verisi de göz önüne alındı. İyileştirme kararı 15 Ağustos itibarıyla geçerli olacak ve Ocak 2026’da yeniden değerlendirilecek. Sendikadan yapılan açıklamaya göre, bu oran üzerinden yapılacak iyileştirmeler emek bileşenlerinin kendi inisiyatifinde.
ICFR: Güney Koreli sinemacı Jung Yoon-suk’a verilen ceza koşulsuz ve derhal düşürülmeli
Risk Altındaki Sinemacılarla Uluslararası Dayanışma Koalisyonu (ICFR), artan siyasi baskı altındaki Güney Kore’de sıkıyönetim ilan edilmesinin ardından Seul’de yaşanan ayaklanma ve protestoları belgelemeye çalıştığı sırada gözaltına alınan sinemacı Jung Yoon-suk’a yöneltilen tüm suçlamaların koşulsuz ve derhal düşürülmesi için için uluslararası sinema sektörüne çağrıda bulundu.

Ocak ayından beri tutuklu olan Jung’a “özel bir binaya izinsiz girme ve hırsızlık” suçlamaları yöneltiliyor. Suçlamalara ilişkin herhangi bir kanıt sunulmadığını, jüri yargılaması ve temyiz haklarının reddedildiğini aktaran ICFR, 1 Ağustos’ta görülen duruşmada Jung hakkında verilen bir yıl hapis cezasının para cezasına çevrilmediğini duyurdu.
RTÜK’ten ‘aile dostu’ dizi ve filmlere teşvik ödülü
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), “Aile ve Çocuk Dostu Yapım ve Dizi Teşvik Ödülleri” adı altında dizi, film, belgesel dâhil on kategoride toplam 18 milyon TL’lik ödül vereceğini duyurdu. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı işbirliğiyle hazırlanan uygulamayla aile yapısını ve çocuk gelişimini destekleyen yapımların artırılması ve teşvik edilmesi amaçlanıyor. 2024’ü “Aile Yılı” ilan eden iktidarın bu adımı, özellikle LGBTİ+’lara yönelik sansür, hedef gösterme ve dışlayıcı politikaların sürdüğü bir ortamda, medyada ideolojik bir denetim mekanizmasını daha da pekiştirme hamlesi olarak öne çıkıyor.
Gezi Davası’nda son gelişmeler
Yıllardır süregiden Gezi Direnişi davasında yeni gelişmeler yaşandı. ‘Hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım’ suçlamasıyla tutuklanan menajer Ayşe Barım, 18 Temmuz’da sağlık sorunları nedeniyle Adli Tıp Kurumu’na sevk edildi. 2 Temmuz’da Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi tarafından hazırlanan kapsamlı sağlık raporunda Barım’ın hem kalp hem de beyin sağlığı açısından yüksek ölüm riski taşıdığı belgelenmiş, ancak 7 Temmuz’da çıktığı mahkemede tutukluluğunun devamına karar verilmişti. Karara tepkiler yükselirken Sezen Aksu da yetkililere seslendi. Ayşe Barım ve geçmişte kanserle mücadele eden tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık’ın hayati tehlike altında olduğuna dikkat çeken Aksu, açıklamasında “Vakit geçirmeksizin tutukluluklarına son verilerek tedavi imkânı sağlanmalıdır” ifadelerine yer verdi. Devlet yetkililerine sorumluluklarını hatırlatan Aksu, “Tüm ağır hasta tutuklu ve hükümlülerin sağlığı ve hayatı sizin yükümlülüğünüzdür” dedi.

Öte yandan Anayasa Mahkemesi (AYM) Gezi Davası kapsamında 18 yıl hapis cezası verilen şehir plancısı Tayfun Kahraman’ın adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Karar oy çokluğuyla alınırken Kahraman Gezi Davası’ndan yeniden yargılanacak. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, konuya ilişkin açıklamasında Anayasa hükmü gereğince AYM kararlarının kesin ve bağlayıcı olduğunu ifade etti. Koramaz, “Tayfun Kahraman ve yıllardır hukuksuz bir biçimde demir parmaklıklara altında tutulan tüm Gezi tutukluları derhal serbest bırakılmalıdır” dedi.