Şu An Okunan
‘Özgür Sinema Bülteni’ – Nisan 2026

‘Özgür Sinema Bülteni’ – Nisan 2026

Koray Kesik’e ‘Bakur’dan hapis cezası

Görüntü yönetmenliğini yaptığı Bakur (Kuzey, 2015) belgeseliyle bağlantılı olarak kendisine ‘örgüt propagandası yapmak‘ suçlaması yöneltilen belgesel sinemacı Koray Kesik‘in yargılandığı davada karar çıktı. 12 Mayıs’ta Batman 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada çözüm sürecinde çekilen belgesele ilişkin görüntüler, röportajlar, sosyal medya paylaşımları ve “Bakur Notları” kitabı suça delil sayılarak Kesik hakkında 1 yıl 13 ay hapis cezası verildi.

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin (MLSA) hukuki destek sunduğu davanın ikinci duruşmasında Koray Kesik ile MLSA Hukuk Birimi’nden avukat Emine Özhasar hazır bulundu. MLSA’nın aktardığına göre, önceki duruşmada SEGBİS kaydının alınamadığı belirtildi. Savcı duruşma arasında sunduğu esas hakkındaki mütalaasında, Bakur belgeselinin çekimlerini, yapılan röportajları, Kesik’in evinde bulunan “Bakur Notları” kitabını ve sosyal medya paylaşımlarını suça delil sayarak Kesik’in “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla cezalandırılmasını talep etti.

Savunmasında Koray Kesik’in serbest ve bağımsız çalışan bir görüntü yönetmeni olduğunu vurgulayan avukat Emine Özhasar, “Müvekkilim bu belgeselde tarihe tanıklık etmek için ekipte yer aldı. Bakur belgeseli çözüm sürecinde çekildi. Tecrübeli bir görüntü yönetmeni olması nedeniyle bu teklif kendisine geldi ve teknik ekipte yer aldı” dedi. Evde bulunan “Bakur Notları” kitabının Kesik’e ait olmadığını belirten Özhasar, “Bulundurulması da kanunlara göre suç değildir” ifadelerini kullandı ve beraat talebinde bulundu. Kesik de savunmasında görüntü yönetmeni olduğunu, tarihe tanıklık etmek için gelen teklifi kabul ettiğini söyledi ve beraatini istedi. Daha sonra söz alan Kesik, “Kitabı evime ilk getirdiğimde ve evde bulunduğu sırada kitap yasaklı değildi. O zaman böyle bir yasak yoktu” diyerek savunmasına ek yaptı.

Mahkeme, Koray Kesik hakkında “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla 1 yıl 13 ay hapis cezası verildi. Kararın istinaf ve Yargıtay yolunun açık olduğu belirtildi.

Bakur belgeselinin yönetmenleri Çayan Demirel ve Ertuğrul Mavioğlu hakkında verilen mahkûmiyet kararları da istinaf tarafından onanmış, dosya Yargıtay incelemesine taşınmıştı.

Kesik hakkında yürütülen süreç, 2 Mayıs 2024’te İzmir’deki evine yapılan gece baskınıyla başlamış; evinde yapılan aramada arşivine ve dijital materyallerine el konulmuştu. Dört gün boyunca gözaltında tutulan Kesik, dosya hakkında gizlilik kararı bulunduğu için bu süre boyunca kendisine yöneltilen suçlamaların kapsamına dair bilgiye erişememişti. Gözaltı süresince müdafiyle görüş hakkı ilk 24 saat kısıtlanan Kesik, savcılık ifadesi alınmaksızın tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edilmiş; hakkında yurt dışı çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmıştı.

Soruşturma sonrasında hazırlanan iddianamede, görüntü yönetmenliğini yaptığı Bakur belgeseli suçlamanın merkezine yerleştirildi. Emniyetteki sorgusunda filme ve Ertuğrul Mavioğlu tarafından kaleme alınan “Bakur Notları” kitabına ilişkin sorular yöneltilen Kesik hakkında “örgüt propagandası yapmak” suçlaması ileri sürüldü. 2 Nisan 2026’da görülen ilk duruşmada Kesik hakkındaki adli kontrol tedbirleri kaldırıldı. Süreç boyunca çok sayıda sinemacı ve meslek örgütü, çözüm sürecinde çekilen bir belgeselin yıllar sonra suçlama konusu haline getirilmesine tepki gösterdi. Kesik’in arşivine el konulması ve meslek pratiğinin yargılama gerekçesine dönüştürülmesi, özellikle belgesel sinema üretimine ve görsel tanıklık alanına yönelik artan baskıların en dikkat çeken örneklerinden biri.

Koray Kesik’in davasına ilişkin detayları okumak için tıklayınız.

Bakur davasına ilişkin tüm gelişmeleri takip etmek için tıklayınız.


‘Rojbash’a yeniden gösterim yasağı

Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi, yönetmenliğini Özkan Küçük’ün yaptığı Rojbash (2023) hakkında verilen yasak kararına karşı açılan davada Ankara 3. İdare Mahkemesi’nin filmi serbest bırakan kararını kaldırdı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “ticari dolaşıma ve gösterime uygun değildir” yönündeki işlemi hukuka uygun bulundu. Rojbash’ın Türkiye’de seyirciyle buluşmasının önünü bir kez daha kapatan karara karşı MLSA avukatları Danıştay’a başvurarak istinaf kararının bozulmasını, yürütmenin durdurulmasını ve temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmasını talep etti.

Rojbash

Hatırlanacağı üzere Ankara 3. İdare Mahkemesi, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin (MLSA) hukuki desteğiyle açılan davada yasağın hukuka aykırı olduğuna hükmetmişti. Mahkeme, filmin tümden yasaklanması yerine sınıflandırma gibi daha hafif tedbirlerin mümkün olduğunu belirterek ifade ve sanat özgürlüğü lehine karar vermişti. Kültür ve Turizm Bakanlığı ise kararı istinafa taşımış, işlemin iptal kararının kaldırılmasını ve yürütmenin durdurulmasını talep etmişti.

MLSA’nın aktardığına göre Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi, yürütmenin durdurulması talebi hakkında ayrıca karar vermeden doğrudan esasa girerek dosyayı sonuçlandırdı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın istinaf başvurusu kabul edilirken, Özkan Küçük’ün başvurusu ise reddedildi. İlk derece mahkemesinin yasaklama yerine daha hafif tedbirlerin mümkün olduğuna işaret eden kararı ortadan kaldırılmış oldu. Filmde yer alan bazı sahne ve diyalogların “toplumsal hassasiyetleri gözetmediği” ve “toplumda ayrışmaya yol açabilecek” nitelikte olduğu ileri sürülen kararda, “PKK’ye yönelik yürütülen terörle mücadelenin haksız olduğu yönünde bir algı oluşturulduğu” ve “devletin yürüttüğü mücadelenin itibarsızlaştırıldığı” yönünde değerlendirmelere yer verildi. Mahkeme işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle Küçük’ün 100 bin TL maddi ve 400 bin TL manevi tazminat taleplerini de reddetti.

Yasak Danıştay’a taşındı

Kararın ardından MLSA Hukuk Birimi avukatlarının Danıştay’a sundukları dilekçede, Rojbash hakkındaki “ticari dolaşıma ve gösterime sunulmasının uygun bulunmadığı” kararının fiili bir yasaklama niteliği taşıdığı belirtildi. Başvuruda sınıflandırma, yaş sınırı ve uyarı sistemi gibi daha hafif araçlar değerlendirilmeden filmin tümden yasaklanmasının ölçülülük ilkesine aykırı olduğu ifade edildi. “Toplumsal hassasiyet” gerekçesinin demokratik toplumlarda sanat eserlerinin kategorik biçimde yasaklanmasına dayanak yapılamayacağı vurgulandı. Filmin henüz izleyicisiyle buluşmadan yasaklanmasını “ön sansür” olarak değerlendiren dilekçede, AİHM ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına atıf yapılarak sanatsal ifade özgürlüğüne yönelik önleyici müdahalelerin en sıkı denetime tabi tutulması gerektiği kaydedildi.

Başvuruda filmin bağlamına da dikkat çekildi. Rojbash, bir grup Kürt tiyatrocunun 25 yıl önce sahneledikleri oyunu yeniden oynamak üzere bir araya gelişlerinin hikâyesini anlatıyor. Büyük bölümü Kürtçe olan filmde, oyunu sahneye koymayı bir direniş biçimi olarak benimseyen oyuncular kendilerini canlandırıyor. Anlatısında tüm engellere rağmen oyuncuların başladıkları provaları sürdürme inadına odaklanan film, Kürtçe üzerindeki baskının yıllar içerisinde değişmeyen sürekliliğine de işaret ediyor.

İlk gösterimini Irak’taki Duhok Uluslararası Film Festivali’nde yapan, Avrupa prömiyerini ise Düsseldorf Kürt Film Festivali’nde gerçekleştiren Rojbash, Türkiye’de henüz gösterilmedi. Yasak kararı filmin Türkiye’deki gösteriminin önünde büyük bir engel.


Hakan Tosun davasında iki sanığın tutukluluk hâline devam

İstanbul Esenyurt’ta evine giderken uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybeden gazeteci, belgeselci ve aktivist Hakan Tosun‘un ölümüne ilişkin davada tutuklu iki sanık ilk kez hâkim karşısına çıktı. Gazetecilerin ve izleyicilerin duruşma salonuna alınmaması nedeniyle polis müdahalesinin yaşandığı davada mahkeme, olaya karıştığı belirtilen ancak dosyada yer almayan üçüncü kişi hakkında ayrı bir soruşturma yürütülüp yürütülmediğinin sorulmasına karar verdi. Duruşma 8 Temmuz’a ertelendi.

Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 6 Mayıs’ta görülen duruşma öncesinde adliye önünde gazeteciler, hak savunucuları, baro temsilcileri ve milletvekillerinin katıldığı bir açıklama yapıldı. Açıklamada Tosun’un Ordu’dan Eskişehir’e, Akbelen’den ülkenin farklı bölgelerindeki ekoloji mücadelelerini belgeleyen çalışmaları hatırlatılarak, “Dayanışmayı, ezilenlerin inceliği olarak gördü ve hayatını bu değerlerle sürdürdü” denildi. Cinayetin ardından hazırlanan ilk fezlekenin “cinayeti örtmeye çalışan ve olayı bir mahalle kavgası gibi gösterme çabası” taşıdığı belirtilirken, soruşturma sürecindeki ihlaller, delil karartma iddiaları ve faillerin korunmasına ilişkin tartışmalara dikkat çekildi. Açıklamada ayrıca şu sorular yöneltildi:

  • Soruşturma süreci neden düzgün yürütülmedi?
  • Hakan’ın gazeteci dostlarının ve avukatların ortaya çıkardığı soruşturma sürecinde yapılan yanlışlar, eksikler ve ihlaller neden araştırılmadı?
  • Olay yerinde, hastanede, karakolda maddi delillerin karartılmasına kimler, nasıl müsaade etti?
  • Olayın tüm görüntülerinde görünen, açıkça cinayete ortak olan üçüncü kişi neden sanık olarak yargılanmadı?
  • Hakan’ı sokak ortasında döverek öldürenler neden ve kimler tarafından korunuyor?

Adliye koridorlarında da yoğunluk yaşandı. Duruşmanın küçük bir salonda görülmesi nedeniyle çok sayıda gazeteci, avukat ve izleyici içeri alınmadı. Ailenin avukatlarının daha büyük salon talebi ise duruşma öncesinde mahkeme tarafından reddedildi. Duruşmayı takip etmek isteyen gazeteciler, avukatlar ve izleyiciler polisin sert müdahalesiyle karşı karşıya kaldı. Bazı gazetecilerin kalkanlarla darp edildiği aktarıldı. Müdahalenin ardından mahkeme heyeti, başka bir duruşma salonundaki SEGBİS ekranının açılmasına karar verdi.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Tosun’un saldırı sonucu kafa travması geçirdiği ve beyin kanaması nedeniyle yaşamını yitirdiği belirtilmişti. Savcılık, tutuklu sanıklar Abdurrahman Murat ve Adnan Şahin’in “kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasını talep etmişti. Duruşmada savunma yapan sanıklar ise Tosun’un kendilerine küfrettiğini ve “tahrik” edildiklerini öne sürdü. Sanıklardan Abdurrahman Murat, “Keşke elim kırılsaydı da o yumruğu atmasaydım ama beni küfrederek tahrik etti” dedi ve Tosun’a yalnızca bir yumruk attığını savundu. Adnan Şahin ise Tosun’a vurmadığını iddia etti. Ancak dosyada yer alan kamera kayıtları ve soruşturma aşamasındaki ifadelerle duruşmadaki savunmalar arasındaki çelişkiler dikkat çekti. Duruşmada söz alan Tosun’un kardeşi Öznur Tosun, “kardeşinin bir tecavüzcü ve uyuşturucu kullanıcısı olmadığını” belirterek, “Burada söylenen şeyler saptırılmış şeylerdir” dedi. Anne Fatma Tosun ise “Benim çocuğum asla küfür etmez, karıncayı incitmez, 100 lirası olsa hayvanlara bağışlar” sözleriyle sanıkların iddialarına karşı çıktı.

Duruşmada Tosun ailesinin avukatları ile çeşitli barolar davaya katılma talebinde bulundu. Ayrıca Tosun ailesinin avukatları tarafından video savunma yapıldı. Savunmada, Hakan Tosun’un nasıl darp edildiğine ilişkin görüntüler heyete izletilirken, sanık savunmaları ve tanık ifadeleriyle görüntüler arasındaki çelişkilere dikkat çekildi.

Olay yerinde bulunan üçüncü kişi Yusuf Özakdağ da tanık olarak dinlendi. Mahkeme heyeti, Tosun ailesinin avukatlarının daha önce hakkında suç duyurusunda bulunduğu Özakdağ için ayrı bir soruşturma yürütülüp yürütülmediğinin savcılığa sorulmasına karar verdi. Tutuklu sanıkların tutukluluk hâlinin devamına karar verilen davanın ikinci duruşması 8 Temmuz’da görülecek.


Rojhilat Aksoy davasında gerekçeli karar: Film gösterimi ifade özgürlüğü kapsamında

Sinemacı Rojhilat Aksoy hakkında TCK 301 kapsamında açılan davada verilen beraat kararının gerekçesi açıklandı. Diyarbakır 22. Asliye Ceza Mahkemesi, Ermeni soykırımını konu alan Inna Sahakyan imzalı Aurora’nın Doğuşu (Avrorayi lusabats’y, 2022) filminin gösteriminin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine hükmetti. Mahkeme gerekçesinde, Aksoy’un festival sürecinde idari bir görev üstlendiğine, film içeriğinin hazırlanması ya da belirlenmesine dair bir dahlinin bulunmadığına işaret edildi. Kararda ayrıca, suçun oluşabilmesi için gerekli kast unsuruna ilişkin somut bir tespitin ortaya konulamadığı belirtildi.

Rojhilat Aksoy

Gerekçeli karar son yıllarda kültür-sanat alanında artan sansür ve yargısal müdahale tartışmaları açısından dikkat çekici bir yerde duruyor. Özellikle 1915’e ilişkin tarihsel anlatıların kamusal dolaşıma girmesiyle birlikte açılan soruşturmalar, film gösterimlerini ve kültürel organizasyonları da giderek daha fazla hedef hâline getiriyor. Bu açıdan mahkemenin ifade özgürlüğü vurgusu, tarihsel anlatıların ve sanatsal üretimin cezai yaptırım konusu hâline getirilmesine karşı önemli bir hukuki eşik.

Rojhilat Aksoy davasına ilişkin detayları okumak için tıklayınız.


Altın Portakal’a ANSET operasyonu

Antalya Büyükşehir Belediyesi iştiraki olan ve Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’ni düzenleyen ANSET’e yönelik soruşturmada gözaltına alınan festivalin eski direktörü Ahmet Boyacıoğlu ile mevcut direktörü Deniz Yavuz serbest bırakıldı. Festival organizasyonunu yürüten yapının hedef alındığı operasyon, Türkiye’de son yıllarda kültür kurumları üzerindeki idari ve siyasi baskı tartışmalarını yeniden gündeme getirdi.

Ahmet Boyacıoğlu ve Deniz Yavuz

Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada rüşvet ve irtikap suçlamaları yöneltilen 34 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Adliyeye sevk edilen 27 kişiden 14’ü tutuklanırken, 11 kişi savcılıktan serbest bırakıldı, iki kişi hakkında ise adli kontrol kararı verildi.

Operasyonun ardından ANSET bünyesinde görev değişikliğine gidildi. Tutuklanan (eski) genel müdür Vahdet Narin’in yerine iş insanı Canip Can atandı. Ticaret sicil kayıtlarına göre, ANSET Özel Sağlık ve Eğitim Kültür İnşaat Ticaret Limited Şirketi’nde “tüzel kişi temsilcisi” olarak görev yapan Vahdet Narin’in yerine yapılan atama, 7 Mayıs 2026 tarihli genel kurul kararına dayanıyor.


Sinemacılar da destekledi: Doruk Madencilik işçileri mücadeleyi kazandı

Doruk Madencilik işçilerinin aylardır ödenmeyen ücret ve tazminat hakları için başlattığı mücadele kazanımla sonuçlandı. 17 gün süren direnişte Eskişehir’den Ankara’ya yürüyen, ardından dokuz günlük açlık grevine giren işçilerle Bağımsız Maden-İş temsilcilerinden oluşan heyet, 28 Nisan’da İçişleri Bakanlığı’nda yapılan görüşmeye katıldı. Görüşmenin ardından tarafların uzlaştığı açıklanırken, sendika ödemelerin 15 gün içerisinde yapılacağının garanti altına alındığını duyurdu.

27 Nisan’da Kurtuluş Parkı’nda polis ablukası altında oturma eylemini sürdüren Doruk Madencilik işçileri / Fotoğraf: Umut Sen

Süreç boyunca polis müdahaleleri, gözaltılar ve abluka girişimleriyle karşı karşıya kalan işçilere çok sayıda sendika, siyasi parti temsilcisi, sanatçı ve sinemacı da destek verdi. Tilbe Saran, Müjdat Gezen, Tülin Özen, Menderes Samancılar, Füsun Demirel, Orhan Alkaya gibi isimler video paylaşımlar yaparak işçilerle dayanışma gösterdi. Aralarında Sinema Emekçileri Sendikası‘nın (Sine-Sen) da bulunduğu DİSK’e bağlı 11 sendika, 26 Nisan’da madencilerin direniş alanı olan Kurtuluş Parkı’na yürüdü. Sine Sen, yürüyüş öncesi çağrısında “Yerin altında ölümle, yer üstünde açlıkla terbiye edilmek istenen maden işçilerinin sesi oluyoruz. Sömürü düzenine karşı emeğin yanındayız” ifadelerine yer verdi.

27 Nisan’da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na yürümek isteyen işçilere yönelik polis müdahalesinde Bağımsız Maden-İş genel başkanı Gökay Çakır ve örgütlenme uzmanı Başaran Aksu gözaltına alınıp serbest bırakıldı. Tüm baskılara rağmen sürdürülen direnişin ardından 28 Nisan’da genel başkan Gökay Çakır, “Direniş zaferle sonuçlandı” sözleriyle kazanımı duyurdu.


‘Kumpas’ filmi çalışanları bir buçuk yıldır haklarını alamıyor

2024 yılında Muğla’da çekilen Kumpas filminin setinde çalışan sinema emekçileri, yaklaşık bir buçuk yıldır alamadıkları ücretler ve sigortasız çalışma koşulları nedeniyle hukuk mücadelesi yürütüyor. Yönetmen Kerem Topuz‘un, Bülent Büyükgezici‘yle birlikte yapımcılığını da üstlendiği filmin setinde çalışan yardımcı yönetmenlerden teknik ekibe kadar yaklaşık 20 emekçi uzun mesailer, kayıt dışı çalışma ve ödenmeyen hak edişler nedeniyle yapımcılar hakkında suç duyurusunda bulundu.

Kumpas film setinden.

BirGün’e konuşan filmin yardımcı yönetmeni Tuğçe Kayaarası, çekim süreci boyunca ciddi bir emek verdiklerini ancak kendisi ve bazı çalışanlarla sözleşme dahi yapılmadığını belirtti. Ödeme taleplerinin sürekli olarak yapımcıların birbirine yönlendirildiğini belirten Kayaarası, bu durum için “sorumluluktan kaçma” değerlendirmesinde bulundu. Ayrıca isminin jenerikte geri plana atıldığını, afişte yer almadığını ve izni dışında imzasının kullanıldığına ilişkin bulgular nedeniyle “evrakta sahtecilik” ve “dolandırıcılık” şüphesiyle savcılığa başvurduğunu söyledi.

Sinema Emekçileri Sendikası’nın (Sine Sen) SGK ve Çalışma Bakanlığı’na yaptığı başvurularda ise set çalışanlarının günlük 11 saatlik yasal sınırın üzerinde, kimi zaman 15 saate varan mesailerle çalıştırıldığı belirtildi. Sendika temsilcisi Haydar Yenmez, yapımcılar arasındaki mali anlaşmazlığın emekçilere fatura edildiğini söyleyerek, filmin satış ve dağıtım süreçlerinden gelir elde edilmesine rağmen işçilerin hâlâ “vade gelmedi” denilerek oyalandığını aktardı. İşçilerin alacakları kişi başı 60 bin ila 100 bin TL arasında değişiyor.

Sine Sen ayrıca sette yaşananların sektörde kanıksanan sömürü rejiminin bir parçası olduğunun altını çizdi. Hazırlık süreçlerinin kayıt dışı bırakılması, taşeron şirketler üzerinden çalışma yürütülmesi ve “bölüm başı” ödeme sistemi nedeniyle sinema emekçilerinin sistematik hak kayıpları yaşadığı vurgulandı. Sendika, mevcut tablonun ancak kolektif mücadeleyle değişebileceğini belirterek sektörde örgütlenme çağrısı yaptı. Sendikayla birlikte Yardımcı Yönetmenler Derneği emek gaspına karşı set çalışanlarıyla dayanışma içerisinde.

Filmin yapımcısı Kerem Topuz ise iddiaların “asılsız” olduğunu savundu. Topuz, şirketinin kendi sorumluluğundaki yükümlülükleri yerine getirdiğini, bazı ödemelerin ise sözleşmeler gereği filmin satış ve dağıtım süreçlerine bağlı olduğunu öne sürdü. Yapımcı ile uygulayıcı yapımcı arasındaki hukuki süreç devam etmekte.


İstanbul Onur Haftası’ndan film festivali: Burdayım Aşkım

İstanbul Film Festivali’nde uzun yıllardır kuir sinemaya ayrılan “Nerdesin Aşkım?” bölümünün bu yıl da programa alınmamasının ardından, 34. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası Komitesi alternatif bir festival duyurdu. “Burdayım Aşkım Film Festivali” adıyla düzenlenecek etkinliğin çağrısında, kuirlerin kültür-sanat alanından dışlanmasına karşı “bize kapanan kapıları yeniden açıyoruz” denildi. Komite, “Bugünkü saygınlığını büyük oranda lubunyaların emeğine borçlu olan sermaye festivalleri, varlıklarına en çok katkı sunan bizleri seçkilerinden çıkarıyor” ifadeleriyle festival politikalarına tepki gösterdi. Bir günlük özel bir programla gerçekleştirileceği açıklanan festivale film başvurularının açıldığı duyurulurken, detayların önümüzdeki günlerde paylaşılması bekleniyor.

Fotoğraf: Damla Kızıltaş / Evrensel

İstanbul Film Festivali, geçtiğimiz yıl geleneksel bölümleri “Musikişinas” ve “Çiçek İstemez” ile birlikte 2014’ten beri düzenlenen “Nerdesin Aşkım?” seçkisini de program dışı bırakmıştı. Karar LGBTİ+ örgütleri ve sinema çevrelerinde tepkiyle karşılanırken, İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası festivale yönelik boykot çağrısı yapmıştı. Festival yönetimi ise kuir filmlerin farklı başlıklar altında gösterildiğini ve yeterli sayıya ulaşılamadığı için ayrı bir bölüm oluşturulmadığını açıklamış, seçkinin gelecek yıl yeniden programa alınacağını duyurmuştu. Ne var ki “Nerdesin Aşkım?” bu yıl da festivalde yer almadı.


‘Katliam Yasası’nı protesto eden Güliz Gündüz’e linç kampanyası

Oyuncu ve hayvan hakları aktivisti Güliz Gündüz, 25 Nisan’da Ankara’da düzenlenen “Barınakta Hayat Yok, Sokaklarda Olacak” eyleminde sahnelediği performans nedeniyle sosyal medyada hedef gösterildi. ‘Lady Macbeth‘ tiradından uyarladığı kısa tiyatro gösterisinin dolaşıma sokulmasının ardından yaşam hakkı düşmanı çevrelerde başlayan linç kampanyası, cumhurbaşkanı başdanışmanı Oktay Saral’ın Gündüz’ü hedef alan paylaşımının ardından daha da büyüdü.

Güliz Gündüz

Hayvan, Yaşam, Özgürlük İnisiyatifi, Yaşatacağız Platformu ve İzmir Yaşam Hakkı Savunucuları‘nın yayımladığı ortak açıklamada, kamuoyunda “katliam yasası” olarak nitelenen düzenlemenin yarattığı nefret atmosferinin artık yaşam hakkı savunucularını da hedef aldığı ifade edildi. Üst düzey bir devlet yetkilisinin Gündüz’ü hakaret ederek hedef göstermesinin kabul edilemez olduğu ifade edildi. İçişleri Bakanlığı’nın kısa süre önce yaklaşık 975 bin köpeğin toplandığını duyurduğu hatırlatılan açıklamada hayvanların akıbetine ilişkin sorular da yeniden gündeme getirildi.

Oyuncular Sendikası da konuya ilişkin bir açıklama yayımlayarak üyeleri Güliz Gündüz’e yönelik “aşağılayıcı ve hakaret içeren paylaşımlara” tepki gösterdi. Açıklamada paylaşımların “bir kişiyi açıkça hedef göstererek toplumu kin ve düşmanlığa sevk eden bir dil ürettiği” ifade edilirken, sanatçıyı hedef alan ve ifade özgürlüğünü baskı altına almaya çalışan yaklaşımın kabul edilemez olduğu kaydedildi. Oyunculuğun yalnızca bir metni icra etmekten ibaret olmadığı belirtilen açıklamada, sahnenin toplumsal tanıklığı taşıyan, sorgulayan ve gerektiğinde rahatsız eden bir ifade alanı olduğu vurgulanarak “Meslektaşımız Güliz Gündüz’ün yanındayız” denildi.


Boykot davasında ifade özgürlüğü tartışması: Cumhurbaşkanı’nın da aynı çağrıları var, nasıl suç olabilir?

Oyuncu Cem Yiğit Üzümoğlu ve Kutsal Motor ekibinden Zeynep Ocak‘ın da aralarında bulunduğu 21 kişinin yargılandığı “boykot davası”nın ikinci duruşması, İstanbul 39. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. “Kişiler arasında ayrımcılık yaparak ekonomik etkinliği engelleme” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamalarıyla yargılanan sanıklar hakkında talep edilen beraat kararları mahkeme tarafından reddedilirken, duruşma 17 Haziran’a ertelendi. Duruşmanın başında avukatların SEGBİS kaydı ve derhal beraat taleplerinin de reddedildiği oturumda, mahkeme heyetinin “Sunmanıza gerek yok çünkü kabul etmeyeceğim” ifadeleri dikkat çekti.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından başlayan sokak eylemleri ve protestolar sonrası yapılan boykot çağrıları nedeniyle açılan davada sanıklar hakkında ayrı ayrı 7 yıl 6 aya kadar hapis cezası istendi. Duruşma boyunca sanık avukatları yargılamaya konu edilen paylaşımların ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarını hatırlattı. Savunmalarda ayrıca, geçmişte siyasal iktidarın yaptığı boykot çağrılarıyla bugün yargı konusu edilen paylaşımlar arasındaki çelişkiye dikkat çekildi.

Cem Yiğit Üzümoğlu

Cem Yiğit Üzümoğlu savunmasında, “Yaşanan ihlallerde ben de tanık ve mağdur oldum. Paylaşımlarımın da suç olduğunu düşünmüyorum. Cumhurbaşkanının da aynı şekilde boykot çağrıları bulunuyor. O zaman bu nasıl suç olabilir?” dedi. Üzümoğlu ayrıca, telefonunda yer aldığı belirtilen “Teşkilat (2021- ) dizisinin setini basalım” mesajına ilişkin olarak, bunun arkadaşlarıyla arasında geçen argo bir ifade olduğunu, herhangi bir çekimi engelleme amacı taşımadığını ve dayanışma amacıyla yazıldığını söyledi. Savunmasının sonunda beraatini talep eden oyuncu, boykot çağrılarının cezai soruşturma konusu hâline getirilmesini eleştirdi.

Zeynep Ocak da savunmasında, davaya konu edilen X hesabının kendisine ait olduğunu belirterek, yaptığı yayınların açık kaynaklardan erişilebilir içerikler olduğunu söyledi. Türkiye’de sinema sektöründen oyuncu ve eleştirmenlerle yayınlar yaptığını ifade eden Ocak, paylaşımlarının hukukun uygulanmasına ilişkin değerlendirmeler içerdiğini belirtirken, nefret ve ayrımcılık suçlamalarını reddetti.

Duruşma boyunca avukatlar, beyanların tutanağa eksik geçirildiğini belirterek SEGBİS kaydı talebini yineledi. Mahkeme ilk etapta “uğraştırıcı” olduğu gerekçesiyle bu talebi reddetse de itirazların ardından kayıt alınmasını kabul etti. Altı saati aşkın süren duruşma sonunda kötü muamele iddialarıyla ilgili suç duyurusu talepler reddedilirken, duruşmaya katılmayan ve mazeret sunmayan sanıklar hakkında zorla getirme kararı verildi.

Boykot davasına ilişkin detayları okumak için tıklayınız.


İstinyePark Renk Sineması, İzmir 9. Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali’ne salon vermedi

İzmir 9. Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali, İstinyePark Renk Sineması’nın festival kapsamında yaptığı dört seanslık salon talebini reddettiğini açıkladı. Festival ekibi tarafından yapılan açıklamada; yapılan görüşmeler sonucunda, salon talebinin “fayda sağlamayacağı” gerekçesiyle uygun bulunmadığı ve kararın kendilerine mesaj yoluyla iletildiği belirtildi. Açıklamada ayrıca, aynı gün ve saatlerde kamuoyuna yansıyan bir yargı süreci sonucunda kadına yönelik şiddet nedeniyle ceza aldığı bilinen bir ismin etkinliğine aynı salonda yer verildiğine dikkat çekildi. Kadınların hikâyelerini ve üretimlerini görünür kılmaya çalışan bir festival olduklarının altını çizen komite, bu tercihin “sadece ticari değil, açıkça etik bir mesele” olduğu görüşünde.

Kadın Yönetmenler Derneği tarafından düzenlenen İzmir Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali 24-29 Nisan tarihlerinde “Vicdanın Kadrajında” temasıyla gerçekleştirildi. Dokuzuncu yılında 22 ülkeden 69 filmi seyirciyle buluşturan festival, bunlardan 27’sinin dünya prömiyerine, 30’unun ise Türkiye’deki ilk gösterimine ev sahipliği yaptı.


Rekabet Kurumu’ndan sektörde tekelleşme iddialarına karşı yeni düzenlemeler

Rekabet Kurumu’nun dizi ve film sektörüne ilişkin hazırladığı yeni düzenleme paketi, son yıllarda sektör çevresinde büyüyen tekelleşme tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. Kurumun üzerinde çalıştığı düzenlemeler arasında menajerlik şirketleriyle cast ajansları arasındaki ilişkinin sınırlandırılması, münhasırlık sözleşmelerine müdahale edilmesi ve yapım-dağıtım ağlarının daha sıkı denetime açılması gibi başlıklar yer alıyor. Özellikle dijital platformların büyümesiyle birlikte belirli şirketlerin ve temsil ağlarının sektörde giderek merkezileşen etkisi, düzenlemenin temel gerekçeleri arasında gösteriliyor.

Hatırlanacağı üzere oyuncu menajeri Ayşe Barım hakkında başlatılan soruşturma, kısa süre içinde Gezi Direnişi dosyasıyla ilişkilendirilmiş; sektörde uzun süredir konuşulan tekelleşme ve güç yoğunlaşması tartışmaları doğrudan siyasal bir hatta taşınmıştı. Rekabet Kurumu’nun hazırladığı yeni çerçeve de bu tartışmaların hemen ardından geldi.

Rekabet Kurumu Başkanı Birol Küle’nin açıklamalarına göre hazırlanan düzenlemeler, sektörde “adil rekabet ortamı” oluşturmayı hedefliyor. Buna göre menajerlik şirketlerinin cast ajansı faaliyetleriyle aynı yapı içinde hareket etmesinin önüne geçilmesi, belirli oyuncuların uzun süreli münhasır sözleşmelerle tek merkezde tutulmasının sınırlandırılması ve yapım şirketleriyle temsil ağları arasındaki ilişkilerin daha görünür hâle getirilmesi planlanıyor. Küle Haziran ayında Ankara’da yeni bir çalıştay düzenleneceğini aktardı.

Türkiye’de kültür alanına yönelik müdahalelerin çoğu zaman ekonomik düzenlemelerle sınırlı kalmadığı bir gerçek. Son yıllarda festivallerden film gösterimlerine, oyuncuların açıklamalarından bağımsız yapım süreçlerine kadar genişleyen baskı ve sansür ortamı düşünüldüğünde, “rekabet” başlığı etrafında yürüyen tartışmalar aynı zamanda kültürel alanın nasıl denetleneceğiyle de ilişkileniyor. Zira Barım dosyasının Gezi Davası bağlamına yerleştirilmesi, kültür endüstrisindeki ekonomik denetim ile siyasal müdahale mekanizmalarının ne kadar iç içe geçtiğini gösterir nitelikte.