Şu An Okunan
‘Özgür Sinema Bülteni’ – Mayıs 2026

‘Özgür Sinema Bülteni’ – Mayıs 2026

Kültür sanat emekçileri ‘siyasi ve akademik özgürlüğün yanında’

21 Mayıs’ta CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verilen “mutlak butlan” kararının ardından kültür-sanat alanındaki meslek örgütleri ve inisiyatiflerden açıklamalar geldi. Açıklamalarda demokratik haklara yönelik müdahalelerin kültür sanat alanının bağımsızlığından ayrı düşünülemeyeceği, ifade ve örgütlenme özgürlüklerinin de doğrudan etkilendiği görüşü dile getirildi.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği “mutlak butlan” kararı, kurultayın ve sonuçlarının hukuken geçersiz sayılması anlamına geliyor. Karar doğrultusunda Kemal Kılıçdaroğlu yeniden genel başkanlık görevine dönerken, Özgür Özel ve seçilmiş parti yönetimi görevden uzaklaştırıldı. Yargı eliyle siyasal alanın yeniden şekillendirilmeye çalışıldığı yönündeki tartışmaları da beraberinde getiren mutlak butlan kararı, kültür-sanat alanında faaliyet gösteren meslek örgütleri ve dayanışma ağlarının da gündemindeydi. Kararın demokratik temsil hakkı, örgütlenme özgürlüğü ve ifade özgürlüğü bakımından yaratacağı sonuçlara dikkat çeken açıklamalar arasında Oyuncular Sendikası‘nın çağrısı da yer aldı. Sendika, “Üyelerimizin ve yurttaşların iradesini tartışmalı hale getiren her müdahale, yalnızca siyasal haklara değil, sendikal hak ve özgürlüklere, ifade özgürlüğüne ve sanat alanının bağımsızlığına da zarar verir” ifadelerini kullanırken, sanatın ve sanat emekçilerinin özgürce var olabildiği koşulların ancak demokratik hakların güvence altında olduğu bir yaşamla mümkün olduğunu vurguladı.

Karara tepki gösteren kurumlardan biri de DİSK’e bağlı Sinema Emekçileri Sendikası (Sine-Sen) oldu. Hukuk ve demokrasi krizinin sanat ve ifade özgürlüğü alanlarını da doğrudan etkilediğine dikkat çekilen açıklamada, “Hukuksuzluğun, baskının ve antidemokratik uygulamaların karşısında; özgürlüğün, demokrasinin, hukukun ve emeğin yanında olmaya devam edeceğiz” denildi.

Erdoğan kapattığı Bilgi Üniversitesi’ni yeniden açtı

Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi ise mutlak butlan kararını, aynı günlerde İstanbul Bilgi Üniversitesi hakkında alınan kapatma kararıyla birlikte değerlendirdi. 21 Mayıs’ta CHP kurultaylarının “hukuki değil açıkça siyasi bir kararla” geçersiz sayıldığını ve bir muhalefet partisine kayyum atandığını belirten inisiyatif, Bilgi Üniversitesi’nin kapatılmasının da bu siyasal tablonun bir parçası olduğu görüşünde.

Can Holding soruşturması kapsamında kurucusu olan Bilgi Eğitim ve Kültür Vakfı’na Eylül 2025’te kayyum atanan Bilgi Üniversitesi, 22 Mayıs’ta cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla yayımlanan kararla kapatıldı. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) kararın ardından yaptığı açıklamada, üniversitede eğitim gören 20 binin üzerinde öğrencinin, garantör üniversite olan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde eğitimine devam edeceğini duyurdu. Karar kamuoyunda büyük tepki toplarken, Erdoğan’ın 24 Mayıs’ta imzaladığı ve 25 Mayıs’ta Resmî Gazete’de yayımlanan bir başka kararla üniversite yeniden açıldı.

Sekiz üniversitenin ortak düzenleyicileri arasında yer aldığı, Bilgi Üniversitesi Sinema Kulübü CineSantral’in de katkı sunduğu “Karma: Açık Hava Sineması” etkinliği, üniversitenin kapatılması nedeniyle iptal edildi. 23 Mayıs’ta Maçka Parkı’nda gerçekleşmesi planlanan etkinlikte Damien Chazelle imzalı Âşıklar Şehri (La La Land, 2016) gösterilecekti.

Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi, “Demokratik siyaseti ve özgür öğrenimi var edenlerin nezdinde hiçbir karşılığı olmayan” kararları “seçme-seçilme, örgütlenme, eğitim hakkına ve özgürlüklerine yönelik açık bir saldırı” olarak yorumladı. Siyasi oluşumların ve akademinin “tepeden inme kararlarla” tahakküm altına alınamayacağını belirten inisiyatif, yaşananların toplumun siyasi iradesinin, öğrenim-öğretim özgürlüğünün ve toplumsal barışın reddi anlamına geldiğine dikkat çekti.

İnisiyatif son dönemde yeniden gündeme gelen barış ve demokratik çözüm tartışmalarına da değindi. Kürt meselesinin çözümüne ilişkin yeni bir sürecin konuşulduğu bir dönemde muhalefete ve akademiye yönelik müdahalelerin kaygı verici bulunduğu belirtilirken, bu tür uygulamaların toplumsal barış ihtimaliyle çeliştiği ifade edildi. Açıklamada, siyasi özgürlük ile akademik özgürlüğün birbirinden bağımsız alanlar olmadığı, her ikisinin de demokratik yaşamın temel unsurları arasında yer aldığı vurgulandı. “Kültür ve sanat emekçileri olarak siyasi ve akademik özgürlüğün yanındayız ve toplumsal barışın savunucusuyuz” ifadelerine yer verilen açıklama kayyum rejimini reddeden siyasi partilerle, halklarla, öğrencilerle ve öğretim görevlileriyle dayanışma çağrısıyla sonlandırdı.


Ozan Güven’in oyunları ‘mücbir sebeplerle’ iptal

2020 yılında Deniz Bulutsuz’a şiddet uyguladığı için hüküm giyen oyuncu Ozan Güven, İstanbul Kadıköy’de Mehmet Aslantuğ ile birlikte bulunduğu bir mekânda kadınların tepkisiyle karşılaştı. Kadınların “Failler dışarı” sloganlarıyla protesto ettiği Güven mekândan ayrılmak zorunda kaldı. Olayın ardından Güven’in Antalya, Ankara ve İzmir’de sergileyeceği oyunları iptal edildi. Bulutsuz’a şiddet uyguladığı için 2 yıl 3 ay hapis cezası alan Güven, iptallerin gerekçesini “mücbir sebepler” olarak açıkladı.

Bodrum Kadın Platformu ve Bodrum Kadın Dayanışma Derneği üyesi kadınların, 1 Mayıs’ta Bodrum’da oyun sergileyen Ozan Güven’in sahne aldığı Herodot Kültür Merkezi önünde gerçekleştirdiği protesto eyleminden.

Son olarak Kanal D ekranlarında izleyiciyle buluşan Taş Kağıt Makas (2024) dizisinde rol alan Güven’in setlere geri dönmesi kadın örgütlerince eleştirilmiş, “Güven’in medyanın gücünü aracı kılarak failliğini aklamaya çalıştığı” iddia edilmişti. 2025 yılında ‘7 Kocalı Hürmüz’ müzikalinde yer alacağının duyurulan ve kamuoyunda yükselen tepkiler üzerine kadrodan ayrılan Güven, şimdilerde ‘O.M.G‘ adlı tek kişilik performansı sahneliyor.


Koray Kesik davası istinafa taşındı

Görüntü yönetmeni/belgesel sinemacı Koray Kesik‘e “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla verilen 1 yıl 13 ay hapis cezası kararı istinafa taşındı. Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) Hukuk Birimi avukatlarının, Batman 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 12 Mayıs tarihli mahkûmiyet kararına karşı Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmek üzere yaptığı başvuruda, mahkemenin belgesel sinema pratiği ve örgütsel faaliyet arasında hukuken kurulamayacak bir ilişki kurduğu belirtildi. Kesik’e yöneltilen suçlamanın merkezinde, görüntü yönetmenliğini yaptığı Bakur (Kuzey, 2015) belgeseli yer alıyor.

Koray Kesik

İstinaf başvurusunda, mahkûmiyet kararının Bakur belgeselinin yanı sıra Kesik’in evinde bulunan “Bakur Notları” kitabı, sosyal medya paylaşımları ve HTS kayıtlarına dayandırıldığı aktarıldı. Kesik’in Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2. maddesi kapsamında “örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propaganda yaptığına” dair herhangi bir delil bulunmadığı ifade edilen başvuruda, mahkûmiyet kararlarının varsayımlarla değil, “her türlü şüpheden uzak, açık, kesin ve inandırıcı delillerle” kurulması gerektiği vurgulandı.

Dilekçede ayrıca, Kesik’in belgeselin yazarı ya da ideolojik sahibi olmadığı belirtildi. Ev aramasında bulunan “Bakur Notları” kitabının başka bir kişi tarafından kaleme alındığı, sosyal medya paylaşımlarının bağlamından koparılarak yorumlandığı ve HTS kayıtlarından görüşmelerin içeriği, amacı ve bağlamı ortaya konulmadan “salt telefon irtibatından suç sonucu çıkarılamayacağı” ifade edildi. Çözüm süreci döneminde çekilen Bakur’un toplumsal ve siyasal açıdan tartışmalı bir konuya odaklanmasının suçlama konusu yapılamayacağının altı çizildi. Kesik’in belgeselde teknik görev aldığı belirtilen başvuruda meşru meslek pratiğinin cezai sorumluluğun dayanaklarından biri hâline getirilmesine itiraz edildi. Mahkûmiyet kararının ifade ve sanat özgürlüğünü ihlal ettiğini ifade eden MLSA avukatları, ceza hükmünün kaldırılmasını ve Kesik hakkında beraat kararı verilmesini talep ediyor.

Koray Kesik’in davasına ilişkin detayları okumak için tıklayınız.

Bakur davasına ilişkin tüm gelişmeleri takip etmek için tıklayınız.


Seslendirme oyuncularından etik dışı tekliflere karşı imza kampanyası

Seslendirme oyuncuları, son dönemde bazı yayıncılar ve stüdyolar tarafından teklif edilen çalışma modellerine karşı ortak bir açıklama yayımlayarak imza kampanyası başlattı. Oyuncular Sendikası çatısı altında bir araya gelen iki yüzü aşkın seslendirme oyuncusunun imzaladığı açıklamada uzun soluklu dizilerin eski sezonlarının yeniden seslendirilmesinin talep edildiği, ancak bu işlerin olağanüstü kısa sürelerde teslim edilmesinin beklendiği belirtildi. Bahse konu iş modelinin işleyişinde ana karakterleri yıllardır seslendiren oyuncuların yerine farklı isimler öneriliyor. Oyunculara göre onlarca sezonluk yapımları hızla yayına hazırlama çabası, rol devamlılığını askıya alırken meslek etiğiyle birlikte sektörün yerleşik teamüllerini de aşındırmakta.

Açıklamada, bir karakterin izleyici nezdinde büyük ölçüde sesiyle var olduğu ve özellikle görme engelli izleyiciler açısından karakterlerin sesleri üzerinden tanındığı belirtildi. Uzun soluklu yapımlarda yaşanan ses değişikliklerinin bugüne kadar çoğunlukla vefat ya da sağlık sorunları gibi zorunlu nedenlerden kaynaklandığı, bu değişikliklerin de izleyiciye açık biçimde duyurulduğu ifade edildi. Yayın takvimlerindeki hız baskısının etik kuralların göz ardı edilmesini meşrulaştıramayacağı vurgulanırken, aynı karakterlerin farklı sezonlarda farklı oyuncular tarafından seslendirilmesini öngören tekliflerin kabul edilmeyeceğinin altı çizildi. Kampanyaya imza veren oyuncular, meslek etiğini hiçe sayan uygulamalara ve izleyiciyi yanıltan yayın politikalarına karşı dayanışma çağrısında bulundu.

İmza metnine ulaşmak için tıklayınız.


Dijital platformların münhasırlık uygulamalarına sınırlama

Rekabet Kurumu, dijital yayın platformlarına yönelik yürüttüğü soruşturma kapsamında Netflix‘in Türkiye’deki içerik üretim süreçlerini doğrudan etkileyecek bir dizi yükümlülük kararı aldı. Kararlar, platformun yapım şirketleriyle kurduğu ilişkilerden oyuncu, senarist ve yönetmenlerle yapılan münhasır sözleşmelere kadar uzanan geniş bir alanı kapsıyor. Buna göre Netflix, Türkiye’deki orijinal içeriklerinin bir bölümünü daha önce çalışmadığı yapım şirketleriyle hayata geçirecek. Oyuncu, yönetmen ve senaristlerin yalnızca platform için çalışmasını öngören sözleşmeler ise sınırlandırılacak.

Rekabet Kurumu’nun açıklamasına göre Netflix, içerik seçimi ve proje değerlendirme süreçlerinde de yeni yükümlülüklere tabi olacak. Platform, kendisine iletilen proje başvurularını belirli süreler içinde değerlendirmek ve başvuru sahiplerine yazılı dönüş yapmak zorunda olacak. Ayrıca her yıl senarist, yönetmen ve yapımcıların katılımıyla en az bir “Sunum Günü” düzenlenecek ve bu etkinliklere daha önce platformla çalışmamış olan en az seksen sektör profesyoneli davet edilecek. Markalı içeriklerin seçimi Netflix’in küresel içerik ekibinin de dâhil olduğu ve objektif kriterlerin gözetileceği bir süreç üzerinden yürütülecek.

Kararların bir bölümü ise içeriklerin dolaşımı ve emek ilişkilerine odaklanıyor. Türkiye’de üretilen yapımların yalnızca Netflix’te yer aldığı süreler kısalacak. Bu düzenlemeyle yapımların belirli koşullar altında farklı mecralarda da yayınlanabilmesinin önünün açılması hedefleniyor. Oyuncu, senarist ve yönetmenlerle yapılan münhasır sözleşmelerin sınırlandırılmasının yanı sıra, yapımcılara yurt dışı dağıtım gelirlerinden pay verilmesi ve bölüm başına bonus ödemeleri gibi yeni uygulamaların da devreye alınacağı belirtildi.

Kararlar yalnızca Netflix’i kapsamıyor. Rekabet Kurumu’nun açıklamasına göre Disney+, BluTV, Amazon Prime Video, Exxen ve Gain de içerik ve yetenek münhasırlığından kaynaklanan rekabet sorunlarının giderilmesine yönelik çeşitli taahhütlerde bulundu. Buna göre platformlar, içeriklerin yalnızca kendi mecralarında yer almasını öngören münhasırlık sürelerini sınırlandıracak. Yapımcılara ise gelir paylaşımı ve maliyetlerin bir bölümünün karşılanması gibi mekanizmalar üzerinden bu süreleri kısaltma imkânı tanınacak. Taahhütler arasında, oyuncu, yönetmen ve senaristlerin tek bir platforma bağlanmasını öngören uygulamalardan vazgeçilmesi ile yapımcı ve dağıtımcıların başka platformlarla çalışmasını sınırlayan sözleşmelerin yapılmaması da yer alıyor.

Öte yandan son dönemde içerik üretimindeki etkisini artıran TRT‘nin dijital platformu tabii’nin soruşturmanın dışında kalması, benzer uygulamaların kamu kaynaklarıyla desteklenen platformlar açısından nasıl değerlendirileceği sorusunu da beraberinde getiriyor.


Akbank Kısa Film Festivali’nin yeni sanat yönetmeni Senem Erdine

Akbank Sanat çatısı altında düzenlenen Akbank Kısa Film Festivali‘nde görev değişikliğine gidildi. Festivalin 23. edisyonunun sanat yönetmenliğini sinema yazarlığından küratörlüğe, festival direktörlüğünden Sinematek’e uzanan bir deneyime sahip olan Senem Erdine üstlenecek. 16-24 Mart 2027 tarihlerinde gerçekleştirilecek festivale başvurular 1 Temmuz 2026’da başlayacak.

Senem Erdine

Geçtiğimiz Ağustos ayında Türkiye’de kadın ve LGBTİ+’ların ifşalarıyla başlayan süreçte sinemacılardan oyunculara, editörlerden komedyenlere uzanan geniş bir çevrede çok sayıda isim hakkında taciz ve istismar iddiaları gündeme gelmişti. Akbank Kısa Film Festivali‘nin eski direktörü ve yönetmen Selim Evci de ifşalarda adı geçen isimlerdendi. Akbank Sanat, ifşaların ardından Evci’yle olan işbirliğini sonlandırdığını bildirmiş ve festivalin 22. edisyonunun iptal edildiğini duyurmuştu. MUBI Türkiye de Evci’nin İki Çizgi (2008) filmini yayından kaldırmış ve 2025 yılı Eylül ayında gösterilmesi planlanan Savrulan Zaman’ı (2024) programdan çıkarmıştı.


Mısır’dan İran’a: Gözaltındaki sinemacılar için dayanışma çağrıları

Risk Altındaki Sinemacılarla Uluslararası Dayanışma Koalisyonu (International Coalition for Filmmakers at Risk – ICFR), son haftalarda gözaltına alınan ve özgürlüklerinden mahrum bırakılan üç sinemacı için art arda dayanışma çağrıları yayımladı. Mısır’da gözaltına alındıktan sonra günlerce nerede tutulduğu açıklanmayan sinemacı Omar Salah Marei, Libya’da insani yardım konvoyuna katıldığı sırada gözaltına alınan İtalyan belgeselci, eğitimci, aktivist Domenico Centrone ve İran’da evine düzenlenen baskınla gözaltına alınan yönetmen Samira Norouznasseri için uluslararası sinema sektörünü dayanışmaya davet eden ICFR, sinemacıların derhal serbest bırakılmasını talep ediyor.

Omar Salah Marei

Sinemacıların kişisel güvenliklerine yönelik zulüm veya tehdit durumunda harekete geçen ICFR, uluslararası sinema sektörünü etkinleştirerek söz konusu sinemacıların çalışmalarına devam etme haklarını savunuyor. Koalisyonun son dönemde gündeme taşıdığı vakalardan Mısırlı bağımsız sinemacı ve senarist Omar Salah Marei, 11 Mayıs’ta sivil giyimli güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındı. Marei’ye ait bilgisayar, telefon gibi dijital materyallere ve üzerinde çalıştığı projelere el konuldu. Günler boyunca nerede tutulduğuna ilişkin herhangi bir bilgi verilmeyen, süreç boyunca ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmeyen sinemacı daha sonra Mısır Yüksek Devlet Güvenlik Savcılığı önüne çıkarıldı. Sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek “kasten yanlış haber yaymak” suçlaması yöneltilen Marei’nin tutukluluğu iki kez uzatıldı; son olarak 25 Mayıs’taki duruşmanın ardından 15 gün daha tutuklu kalmasına karar verildi. ICFR, Marei’nin düzenli ilaç kullanmasını gerektiren bir tiroid rahatsızlığı bulunduğunu ve gözaltına alınmasından kısa süre önce geçirdiği ameliyat sebebiyle iyileşme sürecinin devam ettiğini belirterek gerekli sağlık hizmetlerine erişiminin sağlanmasını talep ediyor.

Marei’nin serbest bırakılmasını talebiyle başlatılan kampanya ise kısa sürede uluslararası sinema çevrelerinden destek gördü. Aralarında Emma Thompson, Laura Poitras, Walter Salles, Mia Hansen-Løve, Dardenne Kardeşler, Agnieszka Holland, Mohammad Rasoulof, Aki Kaurismäki, Alex Gibney ve Venedik Film Festivali direktörü Alberto Barbera‘nın da bulunduğu yüzü aşkın sinemacı çağrıyı imzalarken, Amsterdam Uluslararası Belgesel Film Festivali (International Documentary Film Festival Amsterdam – IDFA), uluslararası insan hakları kuruluşu Article 19 gibi festival ve kurumlar da Marei’nin serbest bırakılması talebiyle bildiriler yayımladı.

Kampanyayı imzalamak için tıklayınız.

Domenico Centrone

ICFR’nin çağrı yaptığı isimlerden bir diğeri, İtalyan belgeselci, eğitimci ve aktivist Domenico Centrone, Gazze’ye kara ve deniz yoluyla insani yardım ulaştırmayı amaçlayan Küresel Sumud Filosu‘nun (Global Sumud Flotilla) katılımcıları arasında yer alıyordu. Centrone ve beraberindeki aktivistler, 24 Mayıs’ta Libya’nın doğusunda gözaltına alındı. Avrupa Belgeselciler Derneği (The Documentary Association of Europe – DAE) ve bağımsız sanat ve belgesel sinema kolektifi Naanu (Naanu Collective) gibi kurumlar Centrone’nin koşulsuz olarak serbest bırakılmasını talep ediyor.

ICFR’nin aktardığına göre Centrone ve beraberindeki aktivistler, 2 Haziran’da Bingazi’de Başsavcılık önüne çıkarıldı. Gözaltı süreleri on gün daha uzatılan grubun aileleriyle ve avukatlarıyla görüşmelerine izin verilmiyor. Gözaltı sürecini hukuka aykırı olarak nitelendiren ICFR’ye göre Centrone’nin durumunun münferit bir vaka değil. Gazze halkına insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan Gazze’ye Özgürlük Filosu‘na (Gaza Freedom Flotilla) katılan Yunan yapımcı Phaedra Vokali ve Avustralyalı sinemacı Juliet Lamont‘un da gözaltı ve kötü muameleyle karşı karşıya kaldığını hatırlatan ICFR, Filistin’le dayanışma gösteren sinemacılara yönelik baskıların giderek derinleştiğine dikkat çekti.

Kampanyayı imzalamak için tıklayınız.

Samira Norouznasseri

Koalisyonun son çağrısı ise İranlı sinemacı Samira Norouznasseri için yayımlandı. Norouznasseri, 1 Haziran’da Tahran’daki evine düzenlenen baskında gözaltına alındı. Mahkeme kararı olmaksızın gerçekleştirilen baskında bilgisayarına ve mesleki çalışmalarına ilişkin materyallere el konulurken, sinemacı daha sonra bilinmeyen bir yere götürüldü. Norouznasseri’nin nerede tutulduğu ve kendisine yöneltilen suçlamalar ise hâlâ açıklanmış değil.

ICFR, herhangi bir yargı kararı olmaksızın gerçekleştirilen ev baskını ve sonrasında yaşanana belirsiz durumun temel hak ihlali olduğuna dikkat çekiyor. İran’da sinemacılar, sanatçılar ve kültür emekçilerine yönelik baskıların son örneklerinden biri olarak değerlendirilen vakaya ilişkin açıklamada, Mart ayından bu yana Meşhed’deki Vakilabad Cezaevi’nde tutulan tiyatro oyuncusu ve şair Sima Anbaei Farimani‘nin durumu da hatırlatıldı. Avukatı ve ailesiyle görüştürülmediği belirtilen Farimani’nin, hakkında yöneltilen suçlamalara karşı kendisini savunma imkânı bulamadığı aktarıldı. İran Bağımsız Sinemacılar Birliği‘nin (Iranian Independent Filmmakers Association – IIFMA) çağrısına da destek veren ICFR, Norouznasseri ve Farimani başta olmak üzere İran’da tutulan tüm sinemacılar ve kültür emekçilerinin serbest bırakılmasını talep ediyor.

Kampanyayı imzalamak için tıklayınız.


Mesut Süre’nin Tuluğ Özlü’ye açtığı davada tanıklar dinlenmedi

Çok sayıda kadın tarafından ifşa edilen radyo programcısı ve komedyen Mesut Süre, hakkındaki taciz ve istismar iddialarını kamuoyuna taşıyan isimlerden yazar ve podcast yayıncısı Tuluğ Özlü‘ye “iftira ve hakaret” gerekçeleriyle dava açmıştı. İlk duruşması 3 Haziran’da Çağlayan Adliyesi 37. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Mesut Süre katılmazken, Özlü’ye destek vermek için yaklaşık yirmi kadın adliyedeydi. Duruşmaya herhangi bir gizlilik kararı bulunmamasına rağmen basın mensupları ve izleyiciler alınmadı.

Mesut Süre

Kısa Dalga’dan Tuğba Tekerek’in haberine göre Özlü savunmasında, bir kadın tarafından kendisine gönderilen mesajı olduğu gibi paylaşmasının ardından benzer içerikte çok sayıda mesaj aldığını ve toplamda yirmi altı mesajı kamuoyuyla paylaştığını söyledi. Emniyette verdiği ifadede ise davanın mağdurlar açısından önemli bir imkân yaratabileceğini belirten Özlü, kendisine ulaşan kadınların yaşadıklarını yargılama sırasında doğrulamaya hazır olduklarını ifade etmişti. Duruşmada üç tanık hazır bulunmasına rağmen savcı, davanın hakaret suçuna ilişkin olduğunu belirterek tanıkların dinlenmesine karşı çıktı. Özlü’nün avukatı Hande Kuday da davanın mağdurlara söz hakkı tanınması açısından önemli olduğunu altını çizerek yüzleşme vurgusu yaptı. Mahkeme, tanıkların dinlenip dinlenmeyeceğine Süre’nin ifadesi alındıktan sonra karar vereceğini ifade etti. Süre hakkında zorla getirme kararı verilen davanın bir sonraki duruşması 26 Kasım’da görülecek.