Şu An Okunan
Diyarbakır’ın Seyir Tarihi

Diyarbakır’ın Seyir Tarihi

Diyarbakır’da sinema seyircisinin özgürlük alanını belirleyen temel etken farklı iktidar biçimleri arasındaki alan mücadelesi. 31 Mart yerel seçimlerini HDP’nin kazanmasıyla kayyumun gidişine tanıklık eden şehirde kültür mekânlarının geçmişine ve bugünkü durumuna bakıyoruz.

Yazı: Övgü Gökçe

Türkiye’de 2000’lerden bu yana kültürel alan mücadelesinin en fazla görünür olduğu şehirlerden biri İstanbul ise bir diğeri de Diyarbakır. Özellikle yerel yönetimlerin el değiştirdiği dönemlerde şehirlerde kültür ve sanat faaliyetlerine ilişkin büyük anlayış farklarının oluşabildiğini sinema alanında sıkça gözlemleyebiliyoruz. Ankara, Adana, Malatya, Bursa, Antalya gibi belediyelerin festival hamiliğine soyundukları şehirlerde, iktidara göre alınan konumların yarattığı yönetimsel sorunlara pek çok kez tanık olduk. İktidara bağımlı var olmanın festival programlamasına ve seyirci ilişkilerine olumsuz etkilerini Antalya örneği üzerinden yakından izledik; Altın Portakal Film Festivali’nde belgesel ve ulusal yarışma bölümlerinin kaldırılması nedeniyle bağımsız sinema alanı önemli bir kayıp yaşadı. Her yıl belediyelerle ilişki çerçevesinde düzenlenen festivaller bazen belirgin bazen de dolaylı olarak yerel yönetim anlayışından etkilenmeye devam ediyor. Ancak festival tartışmalarının ötesinde sinema ve seyir ilişkisinin dönüşümü, şehirlerin özgün koşulları çerçevesinde pek çok faktör tarafından da belirleniyor. İstanbul ve Diyarbakır’ı barındırdıkları kültürel mekânlar ve onların paylaşımı konusunda farklı kılan, bu şehirlerde kültürel hegemonyayı temsil eden ya da alternatif kültürel kimlikleri barındıran mekânların farklı iktidar biçimleri arasında bir alan mücadelesinin parçası hâline gelmesi olarak özetlenebilir. Bu mücadele, sinema örneğinde seyircinin neye ne kadar erişebileceğini yani özgürlüklerini de belirleyen temel etken hâline geliyor. Diyarbakır’da şehirdeki toplumsal hayatın önemli bir parçası olan kültür mekânlarının biçimlenmesi ve son yıllarda birden çok kez el değiştirmesi kültürel kimliğe ilişkin bir iddialaşmanın karşılığı olarak da anlam kazanıyor. Bu nedenle de sinema ve seyir ilişkisine kültür mekânları üzerinden, Diyarbakır özelinde bakmak ve özgür sinemaya giden yolları bu tartışma üzerinden düşünmek faydalı olabilir.

“50’lerde Diyarbakır Halkevi’nin kapatılmasıyla kesintiye uğrayan kurumsallaşma çabasının ardından bir özel sektör teşebbüsü olarak sinemacılık daha görünür olmaya başladı.”

90’LARDAN ÖNCE SİNEMA ve SEYİR
Diyarbakır’da sinema ve seyir ilişkisinin geçmişi, devlet ve devlet dışı alanın kültür üzerinde eşit ölçüde belirleyici olduğu bir süreç içerisinde biçimlenir. Sessiz sinema döneminde ilk gösterimlerin 1920’lerde Suriçi’nde Deva Hamamı’nın karşısındaki Rum Kilisesi’nde, sonrasında ise Yavuz Sultan Selim İlkokulu olarak bilinen eski Süryani Katolik Kilisesi’nde yapıldığı aktarılır. Şehirde sinema kültürünün yerleşmesine yönelik ilk adımlar ise Türkiye’nin pek çok merkezinde kültürel altyapıyı önemli ölçüde desteklemiş Halkevi’nin açılmasıyla 1936’da atılmış oldu. Kapatıldığı 1951 yılına dek hem sinema hem de diğer kültürel alanlarda önemli etkinliklere ev sahipliği yapan ve Türkiye’de açılan ilk 14 halkevi arasında yer alan Dağkapı Meydanı’ndaki yapı, şehirde düzenli sinema gösterimlerinin kalıcılaşması konusunda önemli bir temel oluşturdu. Burası, 70’lere dek devam edecek kışlık ve yazlık sinemaların ilk örneklerini bünyesinde barındırıyordu.1

1950’lere kadar şehrin sinema kültürünü belirleyen ana unsurun, Türkiye genelinde modernleşme-çağdaşlaşma-millîleşme ekseninde yürütülen, ancak merkez sağın iktidarın sekteye uğrattığı bir resmî kültür politikası olduğunu söylemek mümkün. 50’lerde Diyarbakır Halkevi’nin kapatılmasıyla kesintiye uğrayan kurumsallaşma çabasının ardından bir özel sektör teşebbüsü olarak sinemacılık daha görünür olmaya başladı. Sinema işletmeciliği konusunda tecrübeleri olan Dilan Kardeşler, büyük bir girişimcilik örneği göstererek ciddi bir yatırımla Ermeni mimar Harutyan Sarafyan’ın tasarladığı ve ülkenin gelmiş geçmiş en görkemli sinemalarından olan Dilan Sineması projesine imza attılar. 2300 metrekarelik alanda beş yıl süren inşaatın ardından 1957’de kapılarını izleyiciye açan Dilan Sineması, çevresinde yer alan Emirgan Parkı’yla da bir arada düşünülünce bir tür eğlence kompleksi olarak işlev görüyordu. 1500-2000 kişi kapasiteli, çok sayıda locayla hizmet veren büyük salonun ötesinde yapı, bazı ticari işletmelere de ev sahipliği yapıyordu ve şehrin kültürel olduğu kadar ekonomik merkezlerinden de biri hâline gelmişti. Öyle ki, sinema sahipleri 1950’lerin sonlarında binden fazla kombine biletin bir-iki hafta içinde satılabildiğini aktarıyordu. 1930’lardan itibaren tek tük de olsa açılmaya başlayan, özellikle 1950’li ve 1970’li yıllar arasında Dilan Sineması’nın yanı sıra Suriçi ve Sur dışında seyirciyle buluşan yirmiye yakın yazlık ve kışlık sinema, televizyonun yaygınlaştığı ve siyasal gelişmelerin toplumsal alanı büyük kayıplara uğrattığı 1980 sonrası dönemde yavaş yavaş yok oldu.2 1990’lara ve 2000’lere kadar sayıları azalarak ve güç kaybederek devam eden bağımsız sinema salonları yavaş yavaş kapanmaya başladılar. Her ne kadar 90’ların sonundan itibaren yerli sinemadaki canlanma kısmen Türkiye’nin diğer şehirlerinde olduğu gibi Diyarbakır’da da sektörel bir hareketlenmeye işaret etse de sinema ortamı geri dönülmez bir biçimde değişmişti. Sinema seyirciliği artık, 2000’lerde şehirlerde yeni bir hakimiyet alanı olan AVM’lerdeki popüler sinemalar ile yerel yönetimleri kazanan Kürt partilerinin kurdukları alternatif kültür mekânları arasında var olmaya başladı.

“Diyarbakır Sanat Merkezi’nin 2004’te başlattığı ve daha sonra özel bir girişim olarak sürdürülen Avrupa Sineması aynı katta bulunan Şehir Sineması’yla birlikte şehirde sanat sinemasının merkezi oldu ve yaklaşık 10 yıl AVM deneyiminde farklı bir kulvarı temsil etti.”

YENİ MEKÂNLAR OLUŞUYOR
Kürt sinemasının Kürt siyasi hareketine paralel olarak üretiminin ve görünürlüğünün Türkiye’nin her yerinde artmaya başladığı 90’lar sonu, Diyarbakır’da yerel yönetimlerin Kürt partileri tarafından yürütülmeye başlandığı dönemle örtüşüyor. 1980 sonrasında merkezî hükümetin görevlendirdiği yerel idarecilerin ardından uzunca bir süre merkez sağ partilerin seçilmiş belediye başkanlarınca yönetilen Diyarbakır, 1994-1999 arasında, şehir tiyatrosunu kapatan Refah Partisi belediyesi yönetiminde seyir alanı açısından önemli kayıplara uğradı. 1999’dan itibaren 2016’ya kadar kesintisiz olarak Diyarbakır’da çeşitli kapatmalara rağmen farklı parti isimleriyle kazanılan ve Kürt siyasetinin kurumları tarafından yürütülen yerel yönetimler ise çok kısa bir süre içinde Kürtçenin kamusal alanda bir kültür sanat dili olarak kullanıldığı çok dilli festival anlayışıyla kültürel alanı önemli ölçüde canlandırdı.

Türkiye’de ilk örneklerinin 80’lerin sonunda İstanbul’da faaliyete geçtiği AVM kültürünün Diyarbakır’a yerleşmeye başlamasının tarihi de bu sürece paralel. 1999’da Dağkapı’da açılan Diyar Galeria İş Merkezi ve 2002’de Urfa Bulvarı’nda açılan Mega Center AVM film izlemenin AVM deneyiminin parçası  hâline geldiği yeni bir tüketim alanı oluşturdular. Bununla birlikte AVM’lerin sunabildikleri açısından oldukça farklı bir örnek de yaşanıyordu Diyarbakır’da. 2002’de Diyar Galeria’da açılan Diyarbakır Sanat Merkezi’nin 2004’te başlattığı ve daha sonra özel bir girişim olarak sürdürülen Avrupa Sineması aynı katta bulunan Şehir Sineması’yla birlikte şehirde sanat sinemasının merkezi oldu ve yaklaşık 10 yıl AVM deneyiminde farklı bir kulvarı temsil etti. DSM ve Avrupa Sineması’nın 2010’a kadar Galeria’da Türkiye ölçeğinde film festivalleriyle yürüttüğü işbirliklerinin bir devamı olarak, sonraki süreçte de Diyarbakır’da “İstanbul’la aynı anda” dünya sinemasının önemli örneklerini izleyiciyle buluşturan bazı etkinlikler sürdü. Kısa ömürlü Filmekimi Diyarbakır gösterimleri ile süreklilik sağlamayı başaran ve  hâlen her yıl izleyiciler tarafından talep görmeye devam eden Kino Alman Film Günleri örnek olarak verilebilir. Bu gelişmelere paralel olarak, büyükşehir ve ilçe belediyeleri kendi kültürel altyapı yatırımlarını sürdürerek, kültür mekânlarının sadece seyir değil eğitime de yönelik olarak planlandığı bir süreci yönettiler. 2010’dan sonraki dönemde belediyeler bünyesindeki farklı ölçekte salonlar, alternatif sinema gösterimlerinin mekânı  hâline geldi. Özellikle Eğitim-sen ve Mimarlar Odası gibi aktif, üye sayısı fazla ve toplantı salonları yeterli kurumlar, çok sayıda sivil toplum kuruluşuyla işbirliği içinde gösterimler düzenleyerek, ideal olmayan seyir koşullarına karşın içerik anlamında özgür bir anlayışla, sinema ve benzeri etkinlere ev sahipliği yaparak şehirdeki ihtiyacı bir ölçüde giderdiler.

“2016’da belediyelere atanan kayyumları takiben kültür alanında çalışan personelin büyük kısmı işten çıkarıldı ya da sözleşmeleri feshedildi ve mekânlar alternatif işlevlerini yitirdi.”

SİNEMANIN DİLİ
Diyarbakır’da siyasal ve kültürel alandaki çekişmeleri yansıtması açısından en dikkate değer mekân ise Cegerxwîn Gençlik ve Kültür Merkezi. Kayapınar Belediyesi tarafından yaptırılan ve 2010’da faaliyete geçen merkez, geçmiş, bugün ve gelecek arasında belirsiz bir çizgide duruyor. Diyarbakır’ın Urfa Bulvarı’nın kuzey batısına doğru ilerleyen kentsel gelişim çizgisinin üst tarafında yer alan Park Orman’a bitişik yapı, açılışını takiben Kürtçe ana dilde yürütülen bir belediye konservatuvarı olarak işlev görüyordu ve kayıt yaptıran öğrencilerin bir kısmı da sinema bölümüne devam ediyordu. Büyükşehir belediyesine bağlı olan Aram Tigran Kent Konservatuarı ile Cegerxwîn Kültür Merkezi’ndeki sinema birimleri sınırlı bir eğitmen kadrosuyla Kürtçe bir sinema eğitimi temeli oluşturmaya yönelik terminoloji çalışmaları yürüttüler. Cegerxwîn Kültür Merkezi’nde düzenlenmeye başlayan ve bölgedeki tüm zorluklara karşın kalıcı yegane film festivali olmayı başaran Filmamed Belgesel Film Festivali bu iklimde doğdu. Büyük ölçüde kendi öğrenci kitlesi ve çevresiyle var olan Cegerxwîn Kültür Merkezi’nde nitelikli belgesel seçkileri sunan Filmamed programının yanı sıra bazı önemli belgesel ve filmlerin galası yapılıyor, çok amaçlı 350 kişilik salon, tiyatro festivali ve gençlik konferansları gibi çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapıyordu. Merkez ve belediyelere bağlı diğer küçük izleme alanları sinema gösterimleri konusunda -daha çok eğitim odaklı olmakla birlikte- belirli bir ihtiyacı karşılasa da uluslararası film festivallerine ev sahipliği yapacak daha geniş ve teknik donanımı yeterli bir yapı gereği duyuluyordu. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin son birkaç dönemine yayılan uzun süreli bir proje olan Kültür ve Kongre Merkezi’nin 2015’te tamamlanmasının ardından, sinema seyri açısından önemli atılımlara ev sahipliği yapabilecek merkez, resmî bir açılış yapılamadan bir süre belirsiz bir durumda kaldı. 2016’da belediyelere atanan kayyumları takiben kültür alanında çalışan personelin büyük kısmı işten çıkarıldı ya da sözleşmeleri feshedildi ve mekânlar alternatif işlevlerini yitirdi. 2019’da belediyelerin yeniden seçilmiş başkanlarla yönetilmeye başlanmasını takiben el değiştiren Cegerxwîn Kültür Merkezi’nin yokluğunda evsiz kalan Filmamed Belgesel Film Festivali 2019 programını kayyum döneminde faaliyete başlayan Kültür ve Kongre Merkezi’nde sundu. Böylelikle, yakın dönemde Tiyatro ve Çocuk Festivallerine de ev sahipliği yapan Kongre Merkezi’nin kapısı iki buçuk yıllık bir gecikmeyle yeniden çok dilli bir kültür sanat anlayışına açılırken, merkeze verilen ÇandAmed ismi de gündelik kullanıma girmeye başladı.

Bugün Park Orman’ın yamacında yer alan Cegerxwîn Kültür Merkezi’nin önünden geçerken yapıya sonradan ilave edildiği belli olan göz yakıcı turkuaz büyük bir tabela dikkat çekiyor. Üzerinde T.C. Milli Eğitim Bakanlığı Halk Eğitim Merkezi Kayapınar Genel Müdürlüğü yazıyor. Yapıya 2009 yılında Kayapınar Belediye Meclisi’nin oy birliği ile aldığı kararla Cegerxwîn isminin verilmesi kararlaştırılmıştı. Ardından Kayapınar Kaymakamlığı’nın Cegerxwîn ismine onay vermemesi üzerine Kayapınar Belediyesi’nin Diyarbakır İdare Mahkemesi’ne dava açmış ve merkez fiiliyatta Cegerxwîn ismiyle kullanılmaya devam etmişti.3 2016’da kayyum yönetimi ilk icraatlarından biri olarak Kürtçe edebiyatın en önemli simgelerinden biri olan şair Cegerxwîn’in adının harflerini binanın cephesinden söktürmeye başlamış, aynı gün içinde bu karardan vazgeçerek yeniden yerine yerleştirmiş ancak yasak konusu olan Kürtçe alfabedeki harflerin hemen altına Arapça bir harf kondurmaktan geri durmamıştı. Bu süreçte eğitim içeriği ve katılımcı profili değişen merkezin akıbeti merak ediliyordu; 31 Mart’ta yerel yönetimlere seçilmiş başkanlar geldikten sonra durum kısmen aydınlandı. Merkezin kayyum döneminde TURGEV’e devredildiği, TURGEV’in yapıyı Halk Eğitim’e devrettiği ve Kayapınar Belediyesi’nin yapıyı yeniden “geri almak” için mahkemeye başvurduğu aktarılıyor. Diyarbakır’da farklı iktidar alanlarının mücadelesinin ortasında kalan bu yapının ve ÇandAmed’in nasıl yönetileceği; bütün bu gelişmelerin AVM’lerin süregiden baskısı altında kalan sinema seyirciliği alanını ne ölçüde rahatlatacağı henüz belirsiz. Bununla birlikte, yeni bir dönemi biçimlendirme aşamasında olan yerel yönetimlerin, şehirdeki tüm sivil inisiyatiflerle birlikte düşünüp hareket ederek, alan mücadelesinin ötesinde kalıcı ve özgür bir kültürel alan yaratma çabasına devam etmeleri gerekiyor.

NOTLAR
1 Didem Şahin ve Fatma Meral Halifeoğlu. Mimarlık Dergisi’nde yayımlanacak “Diyarbakır’da Sinema Kültürünün Gelişimi ve Kültürel Yaşama Katkıları” başlıklı yazılarından.

2 Halil Değertekin, “Bir Zamanlar Diyarbakır Sinemaları,” 9 Aralık 2010, erişim 14 Haziran 2019, <bit.ly/2MLys35>.

3 “Cegerxwin Gençlik ve Kültür Merkezi açılıyor,” Evrensel, 8 Nisan 2010, erişim 14 Haziran 2019, <bit.ly/2MNc49y>.