Sinemacılardan MUBI’ye Gazze çağrısı
Türkiye’den sinema ve televizyon emekçileri ile sektör paydaşları, 9 bini aşkın sektör çalışanını temsil eden uluslararası kolektif Film Workers for Palestine’ın (Filistin için Sinema Emekçileri) MUBI’ye açık mektubunu ve uluslararası 38 sinemacının ortak çağrısını desteklediklerini açıkladı. Sektörden 400’e yakın isim ve kurumun imzaladığı mektupta MUBI’nin, İsrail ordusuyla bağlantılı olduğu belirtilen Sequoia Capital şirketinden aldığı 100 milyon dolarlık yatırım hatırlatılarak bu ekonomik ilişkilenmenin platformu “dolaylı olarak bu suç ortaklığının bir bileşeni” hâline getirdiği ifade edildi. Silikon Vadisi merkezli şirketin, İsrail ordusunun yapay zekâ temelli altyapısını geliştirmeyi hedefleyen savunma teknolojisi girişimi Kela’ya yatırım yaptığı biliniyor.
Haberin tamamını okumak için tıklayınız.

Öte yandan MUBI’nin kurucusu ve CEO’su Efe Çakarel, yükselen tepkilere karşı bir açıklama yaptı. Variety’de yayımlanan mektubunda Çakarel, tartışmanın merkezinde yer alan Sequoia Capital şirketinin ortağı Shaun Maguire‘nin platforma yatırım yapan fonlarda ortak olmadığını, ekiple hiçbir bağı olmadığı gibi Maguire’nin kamuoyuna da yansıyan görüşlerinden duydukları endişeyi şirkete bildirdiklerini yazdı. Kârlarının Sequoia’nın diğer yatırımlarına değil, üniversiteler, vakıflar ve emeklilik fonları gibi sınırlı ortaklara gittiğini açıkladı. Sequoia’nın azınlık hissedar olduğunu ve MUBI’nin programlama, editoryal ya da mali kararlarında hiçbir söz hakkı olmadığı ifade edilen mektupta platformun yeni yol haritası da paylaşıldı. Buna göre MUBI, gelecekteki yatırım ortakları için net kriterler belirleyen, yatırımcı çıkarlarıyla editoryal kararları ayıran bir Etik Fonlama ve Yatırım Politikası oluşturacak. Sinemacılar, sanatçılar, izleyiciler, festivaller, sivil toplum kuruluşları ve MUBI’nin misyonuna önem veren herkesin geri bildirimi dikkate alınarak hazırlanan nihai politika belgesi 15 Ekim’de yayımlanacak. Bunun yanı sıra farklı bölgelerden sinemacı ve sanatçılardan oluşacak Sanatçılar Danışma Kurulu kurulacak. Ayrıca MUBI, Artists at Risk Fonu kapsamında önümüzdeki üç yıl boyunca çatışma, sürgün veya sansür altında çalışan sinemacıları (bilhassa Filistinli yönetmenleri) destekleyecek projelere kaynak sağlayacak.
Film Workers for Palestine kolektifi ise 26 Ağustos’ta yayımladığı yeni bildiride Çakarel’in açıklamalarının ‘cesaret verici ancak yetersiz’ olduğunu değerlendirdi. Mektupta Sequoia Capital şirketini yalnızca bir ortağa -Shawn Maguire’a- indirgeyen yaklaşımın MUBI’nin ve Sequoia’nın sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağına dikkat çeken kolektif, Çakarel’in açıklamasında ‘soykırım’ kelimesini kullanmayı reddetmesine de tepki gösterdi. MUBI’nin yeni bir etik fonlama ve yatırım politikası için film topluluğundan geri bildirim alma stratejisini cesaret verici ancak yer yer muğlak bulan kolektif, platformunun yol haritasının genel itibarıyla kafa karıştırıcı olduğunu belirtti. Film Workers for Palestine’a göre MUBI Sequoia Capital’in savaş suçlarıyla bağlantılarını sanatla örtbas etmesine izin vererek, “kendini soykırımın yanlış tarafında konumluyor.” Kolektif, blidirinin sonunda MUBI’den talep edilen etik ilkeleri bir kez daha hatırlattı:
– Sequoia Capital’ı ‘soykırımdan çıkar sağlama’ suçlamasıyla kamuoyu önünde kınamak.
– Sequoia ortağı Andrew Reed’i MUBI’nin yönetim kurulundan çıkarmak.
– Gelecekteki tüm yatırımlar için etik bir politika belirlemek; BDS (Filistin İçin İsrail’e Boykot Girişimi) ve PACBI (Filistin’in İsrail’e Akademik ve Kültürel Boykot Kampanyası) tarafından belirlenen program ve kurallara sadık kalmak.
Üç bini aşkın sinemacıdan İsrailli film kurumlarına boykot
Dünyanın dört bir yanından üç bini aşkın sinemacı, Filistin halkına karşı soykırım suçuna karıştıkları gerekçesiyle İsrailli film kurumlarıyla çalışmayacaklarını duyuran bir bildiri yayımladı. İmzacılar arasında Olivia Colman, Mark Ruffalo, Riz Ahmed, Tilda Swinton, Javier Bardem ve Susan Sarandon gibi oyuncularla Yorgos Lanthimos, Ava DuVernay ve Adam McKay sinemacılar bulunuyor.

Bildiride Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD), İsrail’in işgalinin ve apartheid uygulamasının hukuka aykırı olduğuna hükmettiği hatırlatıldı. Tüm insanlar için eşitlik, adalet ve özgürlüğü savunmanın, görmezden gelinemeyecek derin ahlaki bir görev olduğuna dikkat çekilerek “Aynı şekilde Filistin halkına yapılan zulme karşı da şimdi sesimizi yükseltmeliyiz” denildi. Sinemanın toplumsal algıları şekillendirme gücünün vurgulandığı bildiride uluslararası film endüstrisine Filistinlilerin uğradığı insanlık dışı muameleyi reddetme çağrısı yapıldı. Bildiride ayrıca 1987 yılında apartheid sistemle mücadelenin sürdüğü Güney Afrika’da film gösterimlerini boykot eden Filmmakers United Against Apartheid‘a (FUAA) atıfla şu ifadeler yer aldı:”Apartheid Güney Afrika’da filmlerini göstermeyi reddeden ‘Filmmakers United Against Apartheid’dan ilham alarak, Filistin halkına karşı soykırım ve apartheid rejiminde rol alan İsrailli film kurumları (festivaller, sinemalar, yayıncılar ve yapım şirketleri dahil) ile çalışmayacağımızı, bu kurumların etkinliklerine katılmayacağımızı ve filmlerini göstermeyeceğimizi taahhüt ediyoruz.”
Kadın ve LGBTİ+’lar sektördeki tacizleri ifşalıyor
Türkiye’de kadın ve LGBTİ+’ların ifşalarıyla başlayan süreç, Ağustos ayında gündemin merkezine oturdu. Fotoğraf alanında yaşanan istismar ve manipülasyon gibi şiddet biçimlerini açığa çıkaran paylaşımlar, kısa sürede sektörün farklı alanlarına yayıldı; sinemacılardan oyunculara, editörlerden komedyenlere uzanan geniş bir çevrede çok sayıda isim hakkında taciz ve istismar iddiaları gündeme geldi. İfşalar, kimi zaman dile getirilemeyen, kimi zaman da dile getirilmesine rağmen görmezden gelinen vakalar, bireysel hikâyeler olmanın ötesine geçerek, kadın ve LGBTİ+’ları sessiz kalmaya iten yapısal sorunları da açığa çıkardı. İfşaların ardından dayanışma çağrıları yükselirken çeşitli kültür sanat kurumlarının, sanatçı ve edebiyatçıların, kadın ve LGBTİ+ örgütleri ile sendikaların da dâhil olduğu bir kolektif hareketlenme başladı.
Kadın ve LGBTİ+’ların ifşalarında 100’ün üzerinde kişinin ismi geçiyor. Fotoğrafçı Mesut Adlin, yönetmen Selim Evci, oyuncu Tayanç Ayaydın, yönetmen Umut Sakallıoğlu, oyuncu Mehmet Yılmaz Ak, radyo programcısı ve komedyen Mesut Süre, oyuncu Cezmi Baskın, komedyen ve yazar Kaan Sezyum, edebiyat eleştirmeni ve yazar Ahmet Ergenç, editör Kültigin Kağan Akbulut, sanatçı Cemi Batur Gökçeer ve yazar Barış Acar bu isimlerden birkaçı.
İlk olarak Marie Claire Türkiye taciz ve istismarla anılan kişilerle işbirliği yapmayacağını açıkladı. Akabinde bir bildiri yayımlayan Susma Bitsin, ifşaların önemini vurgulayarak dayanışma mesajı verdi. Açıklamada özellikle fotoğrafçılık mesleğindeki istismara müsait yaratım alanına dikkat çekilerek, istismarcıların bu ‘sınırları belirsiz’ alanı manipüle ettiği ifade edildi. İfşa edilenlerin yanı sıra henüz adı açıklanmamış kişilerin varlığına da değinen Susma Bitsin, açıklamasını şu sözlerle noktaladı: “Ne zaman ifşa olacağınızı düşünerek korkun. Hiçbir eyleminiz yanınıza kalmayacak. Kadınlar susmadı, susmayacak.”
Meslek birlikleri ve sendikalar da dayanışmaya destek verdi. Oyuncular Sendikası‘ndan yapılan açıklamada, etik ihlallerinin resmiyet kazanması ve gerekli süreçlerin başlatılması için sektörde çalışanlara yaşadıkları her türlü sınır ihlalini sendikayla paylaşma çağrısı yapıldı. Sinema Emekçileri Sendikası (Sine-Sen) “Susmuyoruz, Dayanışmayla Güçlüyüz” başlıklı açıklamasında tacizi ve cinsel saldırıyı görmezden gelen veya failleri aklamaya çalışan herhangi bir tutum ve yaklaşımın kabul edilemez olduğunu belirtti. “Kadının beyanı esastır” diyen Sinema TV Sendikası ise çeşitli biçimlerde istismara maruz kalmış üyelerine seslenerek uygulanacak adımları hatırlattı: “Sektörümüzde her türlü taciz ve şiddet vakaları için ücretsiz ve üyelik şartı aramaksızın hukuki destek sunmaya devam ediyoruz. Gerekli durumlarda veya talep edilmesi halinde disiplin kurulu süreci başlatıyor ve bu süreci şeffaf bir biçimde yürütüyoruz.” Ayrıca bünyesinde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Çalışma Grubu kurduğunu deklare eden sendika, sektörün tüm paydaşlarını bu hareketin bir parçası olmaya davet etti.
Özgürlük için Sanat İnisiyatifi, kadın mücadelesinin tarihsel sürecine odaklanan bir bildiri yayımlayarak toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden doğan hiyerarşik ilişkilenmelere ve cezasızlık kültürünün şiddeti normalleştirdiğine dikkat çekti. İnisiyatifin açıklamasında “İfşalarıyla kültür sanat alanının erkek egemen yapısını kamuoyunun önüne seren, ses çıkaran, itiraz eden kadınların ve LGBTİ+ların yanında, faillerin ve fail aklamakta sakınca görmeyenlerin karşısındayız” denildi. Bunun yanı sıra Nebahat Çehre, Nazan Öncel, Melek Baykal, Şebnem Dönmez gibi pek çok sanatçı ifşa hareketine desteğini açıklarken, edebiyatçılar da bir bildiri yayımladı. İki yüze yakın kadın edebiyatçının imzasıyla yayımlanan bildiride “Taciz faillerini, onları koruyanları, ifşa edenleri hedef gösterenleri hangi sektörden olursa olsun unutmayacağız, unutturmayacağız” denilerek dayanışma vurgusu yapıldı.
İfşa edilen isimlerle ilişiğini kesen çeşitli kurumlar da var. Örneğin MUBI Türkiye Selim Evci’nin İki Çizgi (2008) filmini yayından kaldırdı ve Eylül ayında gösterilmesi planlanan Savrulan Zaman’ı (2024) programdan çıkardı. Akbank Sanat, Akbank Kısa Film Festivali‘nin direktörlüğünü üstlenen Evci’yle olan işbirliğini sonlandırdığını bildiren açıklamasında, festivalin 22. edisyonunun iptal edildiğini açıkladı. Bağımsız kültür sanat yayını Argonotlar, kurucu yayın yönetmeni Kültigin Kağan Akbulut hakkındaki taciz ifşalarının ardından yayınların askıya alındığını, platformun akıbetinin ilerleyen süreçte netleşeceğini duyurdu. Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği Türkiye Şubesi (AICA Türkiye) da ifşalarda adı geçen üyelerinden Kültigin Kağan Akbulut, Murat Alat, Oğuz Karayemiş, Ahmet Ergenç ve Barış Acar’ın derneğin Etik Komisyonu‘na sevk edildiğini ve haklarında disiplin sürecinin işletileceğini bildirdi.
Ozan Güven ‘7 Kocalı Hürmüz’ müzikalinden ‘affını istedi’
2020 yılında Deniz Bulutsuz’a şiddet uyguladığı için hüküm giyen ve uzun süre ekranlarda görünmeyen oyuncu Ozan Güven, ‘7 Kocalı Hürmüz’ müzikalinde yer alacağının duyurulmasının ardından kamuoyunda yükselen tepkiler üzerine kadrodan ayrıldı. TiyatroTR, Güven’in ayrılık kararını “Son günlerde yaşanan tartışmaların projeye ve ekip ruhuna zarar vermemesi adına projeden affını talep etmiştir” ifadeleriyle duyurdu. Daha önce Güven’e desteğini açıklayan Günay Karacaoğlu da oyundan ayrılma kararı aldı. Sadık Şendil’in yazdığı, Müjdat Gezen’in yönettiği oyundan ayrılan isimlerin yerine Sarp Bozkurt ve Şeyla Halis getirildi.

İstanbul 58. Asliye Ceza Mahkemesi, 13 Haziran 2025 tarihli duruşmada Ozan Güven’i Deniz Bulutsuz’a yönelik şiddet eylemi nedeniyle “silahla kasten yaralama” suçundan 2 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırmış, “hakaret” ve “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından ise beraatine karar vermişti. Bulutsuz ise “basit yaralama” suçundan beraat etmişti.
Son olarak Kanal D ekranlarında izleyiciyle buluşan Taş Kağıt Makas (2024) dizisinde rol alan Güven’in setlere geri dönmesi kadın örgütlerince eleştirilmiş, “Güven’in medyanın gücünü aracı kılarak failliğini aklamaya çalıştığı” iddia edilmişti.
Meslek örgütleri: Sinema hafızamızın akıbetinden endişeliyiz
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Prof. Dr. Sami Şekeroğlu Sinema-TV Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin akıbetiyle ilgili hukuki süreç devam ederken, atanmış rektör Handan İnci’nin “hurda karşılığı yıkım” ihalesiyle başlatılan yıkım faaliyetine karşı tepkiler yükseldi. Sinema Yazarları Derneği (SİYAD), 2019’dan bu yana devam eden muğlak sürecin Merkez’le ve Merkez’in geleceğiyle ilgili kaygı uyandırdığını belirterek üniversite yönetimine şeffaflık çağrısı yaptı: “Sinema yazarları olarak defalarca yararlandığımız bu merkezin son durumuyla ve geleceğiyle ilgili, üniversite yönetimden tüm kamuoyuna ayrıntılı bir açıklama yapmasını talep ediyoruz.” Sinema Emekçileri Derneği (Sine-Sen), sosyal medya üzerinden yıkımın durdurulması için çağrıda bulunurken, Film Yönetmenleri Derneği (Film-Yön) ise bilhassa merkeze bağlı Türk Film Arşivi‘nin akıbetiyle ilgili derin endişe duyulduğunu belirterek sinemamızın kültürel mirasının korunması için gerekli adımların atılması, sürecin şeffaf ilerlemesini talep etti. Ayrıca, “Sinemamızın Belleğine Sahip Çık! MSGSÜ Prof. Sami Şekeroğlu Sinema-TV Merkezi Yıkılmasın!” başlıklı bir imza kampanyası başlatıldı.

Dava süreci devam ederken yıkımın başlatılmasına karşı öğrenciler ve mezunların çağrısıyla 29 Ağustos’ta Merkez’in önünde bir basın açıklaması yapıldı. Sanatçılardan milletvekillerine çok sayıda kişi ve kurumun katıldığı toplantıda yıkım ihalesi alan firmanın binada ruhsatsız olarak, usulsüz bir şekilde yıkım faaliyetlerinde bulunduğu belirtilerek “Bu yıkım girişimi, çağdaş ve bilimsel bir anlayışla kurulmuş bir yapının yaşatılma imkânı varken geride korunacak hiçbir şey bırakılmamasının amaçlandığını açıkça ortaya koymaktadır. Yarım asırlık bilimsel ve sanatsal bir miras geri dönülmez şekilde kaybedilmekte ve öğrencilerin eğitim ile sanat üretme hakkı gasp edilmektedir” denildi.
Üniversite yönetimi ise 4 Eylül tarihinde yaptığı açıklamada, arşivin yok edildiğine dair iddiaları reddetti. Açıklamada Balmumcu’da uzun yıllar nem ve sıcaklık değişimlerine açık biçimde saklanan film kutularının 2023’te Bomonti yerleşkesindeki iklim kontrollü alanlara taşındığı belirtildi. Asetat filmlerin Uluslararası Film Arşivleri Federasyonu (International Federation of Film Archives – FIAF) standartlarında korunduğu, nitrat filmlerin ise Kültür ve Turizm Bakanlığ’yla yapılan protokol kapsamında Ankara’daki özel bir ortama nakledildiği aktarıldı. Arşivin dijital kataloglama ve düzenli bakım süreçleriyle korunduğunu, tüm sürecin şeffaf biçimde yürütüldüğünü savunan MSGSÜ yönetimi, Türk Film Arşivi’ne ilişkin endişelerin giderilmesi için meslek birliklerinden temsilcilerin üniversiteye davet edileceğini duyurdu.
İnci’ye Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nun yıkım durdurma kararını da hatırlatan öğrenci ve mezunların talebi ise net: Merkezin Balmumcu’da bulunduğu yerde restore edilip gelecek kuşaklara aktarılması ve sinema öğreniminin sekteye uğratılmaması.
‘Sami Şekeroğlu Sinema-TV Merkezi’nde Neler Oldu?’ haberini okumak için tıklayınız.
‘Türk Film Arşivi Emin Ellerde mi?’ haberini okumak için tıklayınız.
Ayşe Barım’ın tutukluluğuna devam kararı
İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, 3 Eylül tarihinde yapılan tutukluluk incelemesinde menajer Ayşe Barım‘ın tutukluğunun devamına hükmetti. Gezi Parkı eylemlerini yönlendirdiği iddiasıyla 27 Ocak’ta tutuklanan Barım, “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüse yardım etme” suçundan 22 yıl 6 aydan 30 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyor. Davanın bir sonraki duruşması 1 Ekim günü saat 10:00’da, İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

‘Ani ölüm riski’ taşıdığı sağlık raporlarıyla belgelenen Barım hakkında Türk Tabipleri Birliği (TTB) Bilim Kurulu da rapor hazırladı. 14 Ağustos’ta kamuoyuna sunulan ve tıbbi belgeler ile muayene raporları incelenerek hazırlanan 19 sayfalık tıbbi değerlendirme ve 16 sayfalık hukuki değerlendirmede Barım’ın mevcut hastalıklarının cezaevi koşullarında birbirini tetikleyerek ölüm riskini artırdığı vurgulandı, tutukluluğunun yaşam ve sağlık hakkı ihlali olduğu ifade edildi. Barım da cezaevinden yazdığı 27 Ağustos tarihli mektupta sağlık durumunun ağırlaştığını belirtti. Son dönemde 30 kilo verdiğini ve 6 kez bayıldığını ifade eden mektubunda Barım’ın aktardığına göre beyninde iki stentli anevrizma ve tutukluluğu süresince oluşan yeni bir anevrizma bulunuyor. İleri düzey kalp rahatsızlığı yaşadığına dikkat çekilen Barım’ın sağlık durumu gerekçesiyle acilen tahliyesi istenmekte.
Ay Yapım, dizideki performansını paylaşan dublörü işten çıkardı
Ay Yapım‘ın Aile (2023-2024) dizisinde Kıvanç Tatlıtuğ‘un dublörlüğünü yapan Mehmet Tan, sahne arkası görüntülerini sosyal medyada paylaştıktan sonra çalıştığı yapım şirketi tarafından işten çıkarıldı. Tan’ın ilgili sahneleri paylaşması kamuoyunda Tatlıtuğ’un riskli sahnelerde dublör kullandığı eleştirilerini de beraberinde getirmişti. Yıllardır dublörlük yaptığını ifade eden Tan, kimi zaman sakatlık geçirdiği mesleğini paylaşırken kötü bir amacı olmadığını ifade etti: “Amacım kesinlikle kimseyi kötü göstermek değildi, özellikle Kıvanç Tatlıtuğ’u. Bu tamamen benim hikâyem ve emeğimin görünmesiyle ilgiliydi. Uzun süre bu işin içinde oldum; sahnelerimi, düşmelerimi ve emeklerimi paylaştım. Artık dublörlük yapmak istemiyorum.”

Sinema Emekçileri Sendikası (Sine-Sen), sahne arkasından bir emekçinin mesleğini icra etmesinden dolayı cezalandırılmasına tepki gösterdi. Tan’la dayanışma mesajı taşıyan açıklamada eşit muamele ve adalet çağrısı yapıldı: “Kamera önünde parlayan yıldızların arkasında, tehlikeli ve zorlu sahneleri mümkün kılan dublörler vardır. Dublör kullanmayan oyuncuların emeği ne kadar takdir ediliyorsa, kullanılan dublörlerin emeği de aynı şekilde görünür olmalıdır. Dublörlerin isimlerinin jenerikte yer almaması, sahne katkılarının gizlenmesi ya da görünürlüklerinin kısıtlanması emek hırsızlığıdır.”
Henüz yayınlanmayan ‘Bîra Sûrê’ belgeseline sansür
Yönetmenliğini Mezopotamya Ajansı editörlerinden Azad Altay‘ın yaptığı, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği, PEL Yapım ile yönetmen Veysi Altay‘ın katkılarıyla çekilen Bîra Sûrê (Sur’un Hafızası) belgeselinin Instagram hesabına (@birasure) erişim engeli getirildi. Mezopotamya Ajansı, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) talebi doğrultusunda uygulanan sansüre ilişkin bir gerekçe sunulmadığını aktardı.

Diyarbakır’ın Sur ilçesinde 2015-2016 yıllarında ilan edilen sokağa çıkma yasakları sonrası yaşanan yıkımı takip eden belgesel, bölgede yaşanan şiddetli çatışmaların ardından “yeniden inşa” sürecinin başlamasıyla birlikte kent kültürü ve hafızasının nasıl yok edildiğini görünür kılıyor. Belgeselin fragmanını izlemek için tıklayınız.