Şu An Okunan
‘Özgür Sinema Bülteni’ – Sonbahar 2025

‘Özgür Sinema Bülteni’ – Sonbahar 2025

Hakan Tosun’a ne oldu?

Gazeteci, belgeselci ve aktivist Hakan Tosun, 10 Ekim’i 11 Ekim’e bağlayan gece evine dönerken sokakta şiddetli biçimde darp edildi. İstanbul Esenyurt’ta yaşanan olayda başına aldığı ağır darbeler sonucu baygın halde bulunan Tosun, Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’ne kaldırıldı. Üzerinde kimlik olmaması nedeniyle “isimsiz” olarak kaydı açılan Tosun’un ailesi, kendisine ancak yaklaşık 27 saat sonra ulaşabildi. Yoğun bakımda tedavi gören Tosun’un 13 Ekim’de beyin ölümünün gerçekleştiği ve yaşamını yitirdiği açıklandı. Saldırıyı gerçekleştirdikleri iddiasıyla A.M. (18) ve A.Ş. (24) isimli iki şüpheli tutuklandı ancak olayın nedeni ve arkasındaki potansiyel ilişkiler hâlâ resmî olarak açıklanmadı. Çevre ve toplumsal konularda çalışan bir gazetecinin şehir merkezinde öldürülmesine ilişkin pek çok soru yanıt beklerken, soruşturmanın seyri ve gazetecilerin güvenliğine yönelik tartışmalar büyüyor.

Hakan Tosun

Haberin tamamını okumak için tıklayınız.


Sinema emekçilerinden dayanışma çağrısı: Ömer Belli nerede?

28 Kasım’dan bu yana kayıp olan stedicam operatörü Ömer Belli‘yi arama çalışmaları devam ediyor. Boğaz Köprüsü’nden (15 Temmuz Şehitler Köprüsü) atladığı bildirilen Belli’nin akıbeti 28 Kasım’dan bu yana bilinmezliğini korurken, meslektaşları, denizde kaybolan Belli’nin bulunması için yetkililerden arama-kurtarma çalışmalarının hızlandırılmasını ve kapsamının genişletilmesini talep ediyor.

Ömer Belli

DİSK’e bağlı Sinema Emekçileri Sendikası (Sine-Sen), Belli’yi arama çalışmalarının kritik aşamaya girdiğini vurgulayan açıklamasında koordinasyon ve destek mekanizmalarının hızla devreye alınmasının aciliyetine dikkat çekti. Sendika kurum ve birimlerin yanı sıra tekne, bot veya sandalı olan gönüllü yurttaşları da dayanışmaya çağırdı. Belli’yi arama çalışmalarında katedilen aşamalarını takip ederek kamuoyunu bilgilendiren Türkiye Steadicam Operatörleri Birliği sektöre dayanışma çağrılarını sürdürürken, Sinema TV Sendikası ise arama kurtarma sürecini yürütemediklerini ifade ederek Belli’nin ailesinden ve meslektaşlarından özür diledi. Onuncu yaşını kutlayan sendika, Aralık ayında düzenlenmesi planlanan dayanışma partisini iptal etti. 


İranlı sinemacılardan Nuri Bilge Ceylan’a: Rejimin propagandasına ortak olmayın

İran rejimi tarafından düzenlenen Fecr Film Festivali, bu yıl “Türkiye–İran Kültür Yılı” çerçevesinde Türkiye sinemasına ayrılmış bir bölüm hazırladı ve Nuri Bilge Ceylan’ı özel konuk olarak duyurdu. Ceylan’ın daveti kabul etmesi, İran’daki baskı ortamı nedeniyle yıllardır sürgünde yaşayan sinemacılar tarafından tepkiyle karşılandı.

Nuri Bilge Ceylan

İran Bağımsız Film Yapımcıları Derneği (IIFMA), Ceylan’a gönderdiği açık mektupta Fecr’e katılmanın rejimin kültürel meşruiyet üretme çabasına hizmet edeceğini belirtti. Mektupta, güvenlik güçlerinin son yıllarda protestolara yönelik müdahalelerde yüzlerce kişiyi öldürdüğü, özellikle 2022–2023 dönemindeki “Kadın, Yaşam, Özgürlük” ayaklanmasının sert biçimde bastırıldığı hatırlatıldı. Filmleri nedeniyle tutuklanan Muhammed Rasoulof ve Cafer Panahi gibi yönetmenlerin durumuna da dikkat çeken IIFMA, Ceylan’ın isminin Fecr programında yer almasının rejime uluslararası alanda normalleşme fırsatı sunacağını belirterek bu kararı yeniden değerlendirmeye çağırdı.

‘Sanatı siyasete feda etmek’

Ceylan ise Fecr’e katılmasının rejime destek olarak yorumlanmaması gerektiği görüşünde. Konuya ilişkin Variety’ye konuşan Ceylan, İran’daki genç sinemacılarla kurulan temasın değerli olduğunu, festivalden uzak durmanın onlara zarar verebileceğini ifade etti. Yıllar içinde İran’da birçok kez bulunduğunu ifade eden Ceylan, Theo Angelopoulos’la tanıştığı, Béla Tarr’ın başkanlık ettiği jüriden ödül aldığı yılları hatırlattı. Birkaç ay önce Tahran’da verdiği ustalık sınıfının genç sinemacılar için ne kadar önemli olduğunu o deneyim sırasında daha açık gördüğünü dile getirdi. Ceylan, protestolara karşı boykotun bir direnç biçimi olabileceğini kabul etmekle birlikte, İran’da yaşamaya devam eden sinemacıların ve izleyicilerin gösterimlerden mahrum bırakılmasının doğru olmadığını savundu. Dünya genelinde festivallerin büyük kısmının farklı derecelerde kamu desteğine yaslandığını, politik gerekçelerle geri çekilmenin sanatsal alanı kısıtlayabileceğini belirtti: “Her festival, kaçınılmaz olarak, karmaşık politik dinamiklerle şekillenir. Bugün dünyada devlet desteği olmadan ayakta kalan neredeyse hiçbir festival yok. Ancak politik nedenlerle katılımı reddetmek, bana göre, sanatı siyasete feda etmek anlamına geliyor. Eğer festivalleri –ve orada yaşayan sanatseverleri– hükümetlerin günahlarıyla yargılayacaksak, dünyada boykot edilmeyecek çok az festival kalır. Festival katılımı, benim gözümde, hükümetlere destek vermek olarak değil; siyasi rejimlerin halklar arasında yarattığı sınırları aşmanın ve kültür ile sanatı siyasetin üzerinde konumlandırmanın bir yolu olarak görülmeli.”


Sumud Filosu’na katılmak isteyen Necmettin Sancak’a şirket sansürü

Necmettin Sancak‘ın ilk uzun metraj filmi Ayşe‘nin (2024) vizyonu, yönetmenin Gazze halkına insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu‘na (Global Sumud Flotilla) katılma kararı sonrası askıya alındı. Sancak’ın filmin Ekim 2025’te vizyona girmesi için United International Pictures (UIP) ile yaptığı anlaşma, şirketin gönderdiği bir e-posta ile iptal edildi. Dağıtım şirketinin iptal gerekçesi, yönetmenin ‘aktivistlerin öncülüğünde yürütülen bir misyona katılması’. 

Necmettin Sancak

Film Yönetmenleri Derneği (Film-Yön), Sancak’a ve filmine uygulanan sansürle ilgili açıklamasında yaptırımı sert bir şekilde kınadı. “Bu tür girişimler kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun karşısında olduğumuzu ilân eder; bu tür müdahalelere maruz kalan herkesle dayanışma içinde olduğumuzu beyan ederiz” ifadeleriyle desteğini açıklayan Film-Yön, sektörün tüm kişi ve kurumlarına dayanışma çağrısı yaptı.  

2023 yılında çekimlerini tamamlanan film, Down sendromlu yetişkin kardeşi Rıdvan’la birlikte yaşayan ve benzin istasyonunda çalışarak geçimlerini sağlayan Ayşe’nin hikâyesini anlatıyor. 61. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi İlk Film Ödülü’nün kazanan film Sancak’a da En İyi Yönetmen ve Film-Yön En İyi Yönetmen ödüllerini getirdi. Başroldeki Binnur Kaya da  En İyi Kadın Oyuncu ödülünün sahibi oldu. Prömiyerini gerçekleştirdiği Kahire Film Festivali’nden de ödülle dönen filmde Rıdvan Sancak, Menderes Samancılar, Ali Seçkiner Alıcı da rol alıyor. 

Öte yandan filoya katılmak üzere başvurduktan sonra akreditasyonu yapılan Sancak, İsrail’in yaptığı müdahaleler sonucu bazı tekneleri hasar görüp arızalandığını, kendilerinin de geri dönmek zorunda kaldıklarını aktardı.


Dağlardan Başka Tanık Yok’a peş peşe gala iptali

İnsan hakları hukukçusu ve sinemacı Kurtuluş Baştimar imzalı Dağlardan Başka Tanık Yok (2025), daha vizyona girmeden sansüre uğradı. 29 Eylül’de Atlas Sineması’nda yapılması planlanan gala, haftalar öncesinden kesinleşmiş rezervasyona rağmen keyfi bir şekilde iptal edildi. Baştimar, filmin festival kopyası salona teslim edilmesine rağmen, sinema yönetiminin fragmanı izledikten sonra herhangi bir makul gerekçe sunmadan galayı iptal ettiğini ve aynı tarihe başka bir etkinlik ayarlandığını aktardı. Daha sonra filmin Ankara’daki Büyülü Fener Sineması‘nda yapılması planlanan galası da iptal edildi. Sosyal medya hesabından paylaştığı açıklamayla sansüre tepki gösteren Baştimar, seyirciyi filme sahip çıkmaya çağırdı.

Dağlardan Başka Tanık Yok

Medyascope‘a konuşan yönetmen Baştimar sansüre gerekçe olarak “eser işletme belgesiniişaret etti. Bu belgeyi talep etmenin sansür olduğunu vurgulayan yönetmen, “Bu belgeyi yalnızca filmi ticari olarak gösterecek sinema salonları ve Kültür ve Turizm Bakanlığı ister. Galanın iptal edildiğini de bize yetkili merci değil, salon yönetimi bildirdi. Galalar, kendi imkânlarımızla salon kiralayarak, ücretsiz, halka açık ve hiçbir ticari amaç gütmeyen bir gösterimdir. ‘Eser işletme belgesi’ şartı koşmayan bir gösterimdir” dedi. Belgeyi gala düzenlenmeden önce aldıklarını, gala başvurularında belge şartı koşulunca gösterimin yapılamayacağı yönünde yanıt aldıklarını ifade eden Baştimar, salon yönetiminin konuyu “Kültür ve Turizm Bakanlığı’na yönlendirdiğini” söyledi.

Dağlardan Başka Tanık Yok 1990’lı yıllarda faili meçhul bir cinayetle öldürülen babası ile dengbêj olan annesinin izini süren Helin’in kültürel kimliğini, dilini ve geçmişi arayışını anlatıyor. Diyarbakır’daki gösterildikten sonra İstanbul galası Kadıköy Sineması’nda yoğun katılımla gerçekleşen film 3 Ekim’de vizyona girdi.


Hacettepe’ye Tamer Karadağlı operasyonu

Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro bölümünde yıllardır ders veren 12 öğretim görevlisinin işlerine son verildi. Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı’nın ilgili kadroyu kendisine muhalif olduğu gerekçesiyle rektöre şikâyet ettiği iddia ediliyor.

Daha önce hem Hacettepe’nin giriş sınavını hem de Devlet Tiyatroları sanatçı kadro sınavını kazanamayan Karadağlı, atama sonrası Kıbrıs’ta ‘Dracula: Bir Dehşet Komedisi’ adlı tiyatro oyununun başrolünde.

Kuruluşunun 90’ıncı yılında öğretim yılına sanatçı hocası olmadan başlayan kurumda sekizi bölümde ders vermek üzere izin alarak, dördü rektörlük onayıyla çalışan, aralarında Sevgi Türkay, Ferahnur Barut, Tuncer Yiğci, Levent Şenbay, Tolga Tecer, Adnan Erbaş, Oktay Dal, Pınar Gün Topçu ve Eren Aysan’ın da bulunduğu 12 öğretim görevlisinin izni yenilenmedi. İki öğretim görevlisi de bu duruma tepki göstererek görevi bıraktı. Kurumla ilişiği kesilen hocalara herhangi bir akademik gerekçe gösterilmezken, görevden alma işleminin hukuka uyar bir yanı olmadığı gibi akademik programda aksamalara ve öğrencilerin mağduriyetine yol açacağı öngörülüyor.

Bu skandaldan kısa bir süre sonra, Ekim ayında gerçekleşen 27. Afife Tiyatro Ödülleri töreninde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü alan Sükun Işıtan’ın konuşması sırasında Karadağlı’ya teşekkür etmesi salonda tepkiye neden oldu. Hem Işıtan hem de Karadağlı’nın yuhalanmasının ardından Işıtan salondan ayrıldı.

Karadağlı, 2023 yılında AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararıyla Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne getirildi.


YTÜ Sinema Kulübü kapatıldı

Geçtiğimiz Eylül ayında Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) bünyesinde faaliyet gösteren en az 11 kulüp ve topluluk kapatıldı veya bir yarıyıl pasife alındı. 1988 yılında Sinema Kolu olarak kurulan, bugünkü adıyla Yıldız Teknik Üniversitesi Sinema Kulübü de kapatılan kulüpler arasında yer alıyor. 

Yaptırımlara tepki gösteren üniversite kulüplerinin yayımladıkları ortak açıklamada Sinema Kulübü ile birlikte Yıldız Sahnesi, Fizik Kulübü, Münazara ve Müzakere Kulübü, Fotoğraf Kulübü, Kadın Çalışmaları Topluluğu, MEDİTEK, Hayvan Hakları Kulübü, Felsefe Kulübü ile Bilim Kurgu ve Fantastik Kurgu Kulübü’nün kapatılan ya da pasife alınanlar arasında yer aldığı belirtildi. Açıklamada “Üniversite yaşamının sadece derslere girmekten ibaret olmadığını, kulüp ve toplulukların üniversitenin vazgeçilmez bir parçası olduğunu tekrar hatırlatarak alınan kararların iptal edilmesini talep ediyoruz” denildi. 

Öte yandan YTÜ Sinema Kulübü’nün kullandığı Cep Sineması alanı, kulübün kapatılması sonrası öğrencilerin elinden alınmış ve “iş sağlığı ve güvenliği koşullarına uygun olmaması” durumu nedeniyle alanın tadilata gireceği bildirilmişti. Buna karşın yeni kurulan bir başka kulübe Cep Sineması alanında etkinlik izni verilmiş, kararı tepkiyle karşılayan öğrencilerse eylem yapmıştı. Eylemden yaklaşık bir ay sonra Aralık 2025’te, üniversite yönetiminin protesto hakkını kullanan öğrencilere soruşturma açtığı öğrenildi. 


Taşkışla’da çekilen ‘Çatlı’ filmine öğrencilerden tepki

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Mimarlık Fakültesi’nin bulunduğu tarihi bina Taşkışla’da, organize suç örgütü lideri Abdullah Çatlı’nın hayatını konu alacak “Çatlı” filmi için kurulan sette patlama, yangın gibi sahnelerin yer almasına ve gürültülü ses efektlerinin kullanılmasına öğrenciler ses çıkardı. Öğrenciler tarafından dolaşıma sokulan video ve görsellerde, alevlerin Taşkışla orta bahçesindeki ağaçlara sıçradığı ve çekim ekibinin yangın tüpüyle müdahale ettiği görüldü. Çekimlerin habersiz yapıldığını aktaran İTÜ öğrencileri, Taşkışla’nın uzun süredir film ve reklam setlerine açıldığına dikkat çekerek tepki gösterdi: “Çalışma alanlarımız kapatılıyor, üretim süreçlerimiz kesiliyor. Bu çekimlere kim izin veriyor, gelirler nereye gidiyor kimse bilmiyor. Biz bu ihmali, sessizliği, çifte standardı kabul etmiyoruz.”

İTÜ Taşkışla’dan / Görsel: Evrensel

Öğrenciler ayrıca Çatlı’ya dair bir filmin çekilmesine de tepkili: “Ne riskli sahnelerin habersiz çekilmesine ne de faili meçhullerin kamusal alanımıza taşınmasına izin veriyoruz. Taşkışla bir set değil, hepimizin yaşam alanı. Gerçek koruma, öğrencinin ve tüm canlıların güvenliğini ciddiye almaktır.

Filmle ilgili skandallar bununla sınırlı kalmadı. Agos Gazetesi’nin aktardığına göre filmin yapımcıları, Ermenistan’ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu (ASALA) militanı rolünü canlandıracak Ermeni oyuncu arayışına girdi. Cast ajansları, Ermeni oyuncularla iletişime geçerek bazılarına “Ermeni bir karaktere ihtiyaç var”, bazılarına ise “örgüt üyesi bir karakteri canlandırmanız gerekiyor” diyerek teklif götürdü. Türkiye Ermeni toplumundaki oyuncuların rolü de, role danışmanlık teklifini de kabul etmediği öğrenildi.

Yönetmenliğini Onur Tan’ın üstlendiği, başrole Vedat İnceefe’nin hayat verdiği filmin çekimler Macaristan’da devam ediyor.


Ayşe Barım hakkındaki tutuklama kararı kaldırıldı

Gezi Direnişi protestolarını planlama suçlamasıyla tutuklu yargılanan menajer Ayşe Barım hakkında Adli Tıp Kurumu’nun hazırladığı rapor sonrası yeniden tutuklama kararı kaldırıldı.

Ayşe Barım

Temsil ettiği sanatçıları “yönlendirdiği” iddiasıyla 27 Ocak’ta tutuklanan, sekiz ayı aşkın süre cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edilen Barım, 1 Ekim’de ev hapsi ve yurtdışı yasağıyla tahliye edilmiş, ancak bu karar bir gün sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “yetersiz” bulunarak itiraz edilmişti. İtirazı değerlendiren İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi, tutuklamaya yönelik yeni bir yakalama kararı çıkarmış ve dosyayı yeniden ağırlaştırmıştı. Bu süreçte Barım’ın sağlık durumu hızla kötüleşti. Yakınları ve avukatları, uzun süredir ciddi kalp rahatsızlıkları bulunduğunu ve ağır ameliyatlar geçirdiğini defalarca dile getirmişti. Barım bunun üzerine Adli Tıp Kurumu’na (ATK) sevk edildi. ATK’nın tamamladığı raporda, Barım’ın “hastane koşullarında tedavisinin sürdürülmesi gerektiği” ve “cezaevi koşullarında kalmasının sağlık açısından uygun olmadığı” belirtildi.

Barım’ın yakınları ve avukatları daha önce müvekkillerinin ciddi kalp sorunları olduğunu ve ağır kalp ameliyatları geçirdiğini defalarca kez dile getirmişti.


RTÜK’te Ebubekir Şahin dönemi sona erdi

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanlığı’nda Ebubekir Şahin‘in altı yıllık dönemi sona erdi. RTÜK’ün yeni başkanı eski AKP Milletvekili, hukukçu Mehmet Daniş oldu. RTÜK Başkanvekilliği’ne ise Orhan Karadaş seçildi. 

Mehmet Daniş, Ebubekir Şahin’den görevini teslim alıyor.

RTÜK üyesi İlhan Taşçı, yönetim değişimiyle ilgili açıklamasında “Kurul yeni dönemde umarız daha özgürlükçü bir anlayışla denetimlerini yapar, basın ve halkın haber alma özgürlüğüne saygılı yaklaşır” ifadelerine yer verdi. 

Yeni RTÜK Başkanı Mehmet Daniş 22, 23, ve 24’üncü dönem AKP Çanakkale milletvekilliği yaptı. 64 ve 65’inci hükümetlerde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakan Yardımcısı olarak görev aldı. 2021’den beri RTÜK üyesi olan Daniş, 24 Ekim 2025’te Şahin’den görevini teslim aldı. 


Dijital platformlara ‘milli ve manevi değerlere aykırılık’ cezaları

2025 Aile Yılı” kapsamında dijital platformlara yönelik baskılarını artıran Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Netflix, Disney+, Prime Video, HBO Max ve MUBI platformlarında yayınlanan beş ayrı yapıma “milli ve manevi değerlere aykırılık” gerekçesiyle üst sınırdan ceza verdi. “Çocukları zararlı içeriklerden korumak, Türk aile yapısını ve toplumun ortak değerlerini tehdit eden yapımlara karşı mücadele etmek” amacıyla denetimlerin sıklaştığını savunan Üst Kurul, platformlara yüzde 3 idari para cezası ve katalogdan çıkarma yaptırımı uyguladı. 

Şeytanın Avukatı

Bu kapsamda HBO Max’te yayınlanan Andrew Haigh imzalı Looking: The Movie (2016), MUBI’de yayınlanan Paul Verhoeven imzalı Benedetta (2017), Netflix’te yayınlanan Sachin Kundalkar imzalı Kobalt Mavisi (Cobalt Blue, 2022), Disney+’ta yayınlanan Andrew Haigh imzalı All of Us Strangers (2023) filmleriyle Prime Video’da yayınlanan Those About to Die (2024- ) dizisine “eşcinselliğin olumlandığı, aile değerlerinin hiçe sayıldığı ve toplumun ortak değerleriyle çatıştığı” iddialarıyla ceza verildi. 

Taylor Hackford’un 1997 tarihli klasiği Şeytanın Avukatı (The Devil’s Advocate) da RTÜK yaptırımlarından nasibini aldı. Üst Kurul, Kasım 2025 tarihli kararında filmde “müstehcen” sahneler olduğu gerekçesiyle ekrana geldiği TLC kanalına yüzde 2 idari para cezası verdi.


‘11. Yargı Paketi, sansür politikalarına da yasal zemin hazırlıyor

Pembe Hayat KuirFest‘in çağrısıyla, aralarında sinema dernekleri, tiyatro toplulukları, gazetecilik inisiyatifleri ve sendikaların da bulunduğu 44 kültür kurumu LGBTİ+ karşıtı düzenlemeler içeren 11. Yargı Paketi’ne karşı ortak açıklama yayımladı. Paketin “genel ahlâk” ve “biyolojik cinsiyet” gibi muğlak kelimelerle ifade ve sanat özgürlüğünü hedef aldığı vurgulandı. Açıklamada paket üzerinden sansür ve baskının derinleşeceği vurgulandı: “Hükümler, unutulmamalıdır ki yalnızca LGBTİ+’ların varoluşunu ve görünürlüğünü hedef almıyor, ‘ahlâk’ ve ‘kamu düzeni’ kavramlarını keyfî biçimde genişleten ve zaten uygulamada var olan sanatsal ifadeye yönelik kurumsal baskı ve sansür politikalarına da yeni bir yasal zemin hazırlıyor.”

Açıklama sanat kurumları, meslek birlikleri, sendikalar, insan hakları örgütleri ve kültür yöneticilerine ortak bir tutum alma çağrısıyla noktalandı: “Sessiz kalmak, baskının normalleşmesine ve topluma yerleşmesine ortak olmak anlamına geliyor. 11. Yargı Paketi’ne karşı çıkmak; yalnızca sanatın değil, adaletin, eşitliğin ve özgürce yaşamın yanında durmak demek!


Susma Bitsin’den sektöre çağrı: Toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarınızı düzenleyin

Sinema, televizyon, tiyatro ve sahne sanatlarında üreten kadınlar ve LGBTİ+’ları temsil eden Susma Bitsin, tüm meslek birliklerine ve sektör kurumlarına yaptığı açık çağrıda toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarını gözden geçirme çağrısı yaptı. Cezalandırıcı değil önleyici ve sürdürülebilir bir yaklaşımın önemine dikkat çekilen bildiride; “Şiddet, taciz ve mobbinge karşı bağımsız, güvenilir ve şeffaf başvuru mekanizmaları kurun” denildi.

Geçtiğimiz Ağustos ayında kadın ve LGBTİ+’ların ifşalarıyla başlayan süreç gündemde yer etmeye devam ediyor. Fotoğraf alanında yaşanan istismar ve manipülasyon gibi şiddet biçimlerini açığa çıkaran paylaşımlar, kısa sürede sektörün farklı alanlarına yayılmış; sinemacılardan oyunculara, editörlerden komedyenlere uzanan geniş bir çevrede çok sayıda isim hakkında taciz ve istismar iddiaları gündeme gelmişti. İfşaların önemine dikkat çekerek herkesi kadın ve LGBTİ+’larla dayanışmaya davet eden Susma Bitsin, sektöre yaptığı son çağrıda faillerin değil ifşa edenlerin yanında durulmasının altını çizdi. Herkes için eşit ve adil bir çalışma alanı yaratmak için deneyim paylaşımına açık olduğunu ifade eden Susma Bitsin’in mesajı açık: “Çalışma alanlarınızı eşitlikçi kılmak ve kolektif dayanışmayı devam ettirebilmek için feminist hukuk bilincini ve bu bilincin korunmasına dair hak savunuculuğunu yaygınlaştırmak sorumlu olun. Toplumsal cinsiyet eşitliğine dair, her üyenizin dâhil olabileceği, bilinçlendirici çalışmalar yürütün.”

Altyazı Sinema Derneği’nin ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Politikası Belgesi’ni okumak için tıklayınız.

Öte yandan bir grup erkek fotoğraf sanatçısı, eşitlikçi bir fotoğraf kültürü yaratmayı hedefiyle “Erkek Fotoğrafçılar Etik Beyanı” yayımladı. Türkiye’de erkek egemen yapıda şekillenen fotoğraf alanında bu döngüyü kırmak adına feminist bir özdönüşüm ve hesaplaşma sürecinin gerekliliğine dikkat çekilen bildiride, “Erkekliğin şiddetle, temsil ve güçle kurduğu bağı çözümlemek, dönüşümün ön koşuludur. Erkek fotoğrafçıların da toplumsal cinsiyet temelli etik ve politik duruş sergilemeleri açık ve kaçınılmaz bir gerekliliktir” denildi. Beyanda sıralanan etik maddeleri okumak için tıklayınız.


Ekonomik şiddetten mobbinge: Sektörde neler oldu?

Sinema TV Sendikası’nın aktardığına göre, geçtiğimiz Ekim ayında Kanal D‘de yayınlanan Güller ve Günahlar (2025- ) dizisi setinde çalışan tüm ekiplerin ödemeleri geciktirildi. Sette iki aydan uzun süredir çalışan emekçilere yalnızca ilk bölümün çekim süresine denk gelen bir buçuk kaşe ödendiğini bildiren sendika, ayrıca 11 saati aşan günlük çalışma süreleri ve bölüm başı ödeme sisteminin Çalışma İlkeleri’ne aykırı olduğunu belirti. İş Kanunu’nun 34. maddesi gereği ücret ödenene kadar çalışmama hakkını kullanan bazı ekiplerin de istafa zorlandığı, sette mobbing yapıldığı aktarıldı. “Tüm bunlar İş Kanunu’na ve sendikal haklara açıkça aykırıdır” diyen sendika, yapımcı şirket NGM‘ye yasal yükümlülüklerini hatırlatarak sorumluluk almaya çağırdı.

Güller ve Günahlar

Sinema TV Sendikası’nın aktardığı bir diğer vaka ise TRT‘nin dijital platformu tabii için çekilen ‘Beklenen Mehdi‘ dizisi setinde yaşandı. Medya Fikir Kulübü tarafından çekilen dizinin Şanlıurfa’daki setinde kostüm ekibinden bir emekçinin, proje yönetmeni ve yapımcı tarafından uygunsuz ifadelerle azarlandığını, yönetmen tarafından da fiziksel müdahaleye maruz kaldığı bildirildi. Açıklamaya göre, olay sonrası şiddete maruz kalan çalışan ve ekip arkadaşının işten çıkarıldı, ayrıca darp anını kayıt altına alan tutanağa şahit olarak imza atan çalışanların da iş akdine son verildi. Bu durumun Anayasa’da düzenlenen ve İş Kanunu’nda güvence altına alınan birçok hakkı ihlal ettiğinin altını çizen sendikanın dikkat çektiği bir diğer nokta ise işverenin, işten çıkarılan çalışanlar için Sosyal Güvenlik Kurumu’na “43 kodu” ile bildirim yapması: “Bu kod, işçinin işverene ağır isnatlarda bulduğu iddiasını temel alan ve çalışan aleyhine ciddi sonuçlar doğuran bir fesih gerekçesidir. Bu gerekçe, çalışanların mesleki itibarını zedelemeye ve zarar verme amacına yönelik olmakla, kabul edilemezdir.” Medya Fikir Kulübü’ne set emekçilere yönelik cezalandırma niteliğindeki tüm yaptırımlara son verme çağrısı yapan sendika yasal yükümlülüklerin yerine getirilmesini talep ediyor.