Belgeselci Koray Kesik’e ‘Bakur’ gözaltısı
2 Mayıs’ta İzmir’de yaşadığı eve yapılan gece baskınıyla gözaltına alınan görüntü yönetmeni/belgesel sinemacı Koray Kesik, 6 Mayıs’ta yurtdışına çıkış yasağıyla serbest bırakıldı. Görüntü yönetmenliğini yaptığı Bakur (Kuzey, 2015) belgeseliyle bağlantılı olarak kendisine ‘örgüt üyeliği’ suçlaması yöneltilen Kesik, dört gün süren gözaltı sonrası savcılık ifadesi alınmaksızın tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edilmişti. Gözaltı kararı sosyal medyada #KorayKesikSerbestBırakılsın ve #KorayKesikYalnızDeğildir etiketleriyle protesto edilirken Kesik’in arkadaşları ve meslektaşlarının Karşı Sanat’ta düzenledikleri basın toplantısında “Koray’ın gözaltına alınmasını, arşivine el konulmasını asla kabul etmiyor, derhal serbest bırakılmasını istiyoruz,” çağrısı yapılmıştı.

Haberin tamamını okumak için tıklayınız.
Gezi’nin yıldönümünde Osman Kavala’nın yeniden yargılanma talebine ret: Adalet herkes için gerekli
Beş tutukludan ikisinin sinemacı olduğu Gezi davasında ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edilen ve bu cezası Yargıtay tarafından onanan Osman Kavala’nın ‘yargılanmanın yenilenmesi’ talebi İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedildi. Kavala’nın avukatı aracılığıyla üçüncü kez yaptığı talebi reddeden mahkeme heyeti, CMK’nın 23/3’üncü maddesi uyarınca değiştirilmişti.

Gezi’nin yıldönümünde yeniden yargılama talebi reddedilen Kavala’yla birlikte Türkiye’nin beş değeri hapiste tutuluyor. Tutuklulardan ikisinin sinemacı olması ise davayı başka bir boyuta taşıyor. İfade özgürlüğünün ve toplantı yürüyüş özgürlüklerinin yanı sıra kültür-sanat faaliyetlerini, video ve film üretimini de suç kapsamına dâhil eden Gezi davası sektöre yönelik baskı ve tehdidi açıkça gösteren bir vaka aynı zamanda. Çiğdem Mater’in çekmediği Gezi Direnişi belgeselinin merkeze oturduğu suçlamalardan dolayı, Mine Özerden’in ise bulunamayan bir ihbarcının, kanıtlanmayan iddiası nedeniyle 18’er yıl hapis cezasına çarptırıldığı Gezi davasında meşru sinemacılık pratikleri de kriminalize ediliyor.
Haberin tamamını okumak için tıklayınız.
Çiğdem Mater ve tüm Gezi tutsaklarına hayallerimizle yoldaş olmak için açtığımız Hayal Havuzu köşesine erişmek için tıklayınız.
Kanun Hükmü: Festival değil sansür yolculuğu
19. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali’nin Ankara programının açılış filmi olarak belirlenen Nejla Demirci imzalı Kanun Hükmü (2023), Çankaya Kaymakamlığı tarafından 2 Mayıs akşamı yapılması planlanan gösterime bir saat kala yasaklandı. Sansüre gerekçe olarak ‘2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’ gösterildi. Yasağı protesto etmek için Kuğulu Park’tan Çağdaş Sanatlar Merkezi’ne yürümek isteyen festival takipçileri ise polis tarafından engellendi. Festival kapsamında Ankara ve İstanbul’daki gösterimleri ilçe kaymakamlıklarınca engellenen belgesele yönelik bir engel de İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nden (İBB) geldi. Demirci, İBB’nin festivalin salonlarından biri olan Beyoğlu Sineması’nda gösterilmesini istemediğini söyledi.

Haberin tamamını okumak için tıklayınız.
Danıştay, emniyetin ‘ses ve görüntü kaydı yasağı’ genelgesini iptal etti
Danıştay 10. Dairesi daha önce hakkında yürütmenin durdurulması kararı verdiği Emniyet Genel Müdürlüğü genelgesini iptal etti. Eylemler sırasında polislerin görüntülerini ya da seslerini kaydeden kişilerin engellenmesi ve haklarında adli işlem yapılmasının gerektiğini belirten genelgede, yurttaşların ses ve görüntü kaydı almasının polisin görevini yapmasını engellediği öne sürülüyordu. Kamuoyunda ‘ses ve görüntü yasağı’ olarak nitelenen genelge anayasaya aykırı olduğu ve haberleşme özgürlüğünü hukuksuzca engellediği için tepki çekmişti.

Haberin tamamını okumak için tıklayınız.
Özgür Cihan Uçar’a 1 Mayıs tutuklaması
1 Mayıs İşçi Bayramı’nda Saraçhane’den Taksim’e yürümek için alana girmek isteyen kortejde yer alan yönetmen Özgür Cihan Uçar‘ın da aralarında bulunduğu on yedi Partizan okuru polis ablukasında gözaltına alındı. Uçar’la birlikte altı kişi İbrahim Kaypakkaya silüetli flamalar nedeniyle “örgüt propagandası” ve “2911 sayılı kanuna muhalefet” iddiasıyla tutuklandı. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Dokümantasyon Merkezi, “4-6 Mayıs 2024 Günlük İnsan Hakları Raporu”nda tutuklular arasında yer alan Uçar’ın düzenli kullanması gereken ilaçlara erişimine izin verilmediğini aktardı.

İstanbul Başakşehir Güvercintepe Mahallesi’ndeki yıkım sürecini halkın gözünden anlatan Filistin Mahallesi (2021) ve belediye tarafından ‘riskli alan’ ilan edilen Tozkoparan’da evlerinden çıkmaya zorlanan mahallelinin mücadelesini takip eden Tozkoparan Bizimdir (2022) adlı belgeselleri Yasin Serindere‘yle birlikte yöneten Özgür Cihan Uçar, ‘kentsel dönüşüm’ cenderesindeki Şahintepe’nin Halk Dayanışması‘nın da bir üyesi. Dayanışmadan yapılan açıklamada Uçar’ın tutuklanmasında hiçbir hukuki dayanak olmadığı vurgulanarak “Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen insanların önüne yasaklar ve bariyerler koyanlar suç işlemektedir. Buradan bir kez daha ilan ediyoruz ki 1 Mayıs haklı ve meşrudur,” ifadeleri kullanıldı. Söz konusu filmleri Uçar’la birlikte yöneten Serindere ise 1 Mayıs kutlamalarında gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı.
EGM genelgesinden OHAL dönemine
1 Mayıs’ta Taksim’i emekçilere yasaklayan İstanbul Valiliği, OHAL dönemini hatırlatan tedbirler aldı. Toplu ulaşıma kısıtlama getiren valilik kararı gereği kapatılan yollarda kısıtlama 04:00’te, deniz ve raylı sistem ulaşımındaki kısıtlamalar ise 05:30’da başlatıldı. Çok sayıda konfederasyon, sendika, emek örgütü ve yurttaş ise yasak kararını tanımayarak Taksim’e yürüdü. TİHV’in raporunda 1 Mayıs kutlamalarında gözaltına alınanların polisin fiziksel şiddetine maruz kaldığı, gözaltına alınan kadınlara tuvalet ihtiyaçlarını gidermeleri için polisler tarafından naylon poşet verildiği kaydedildi. TİHV’in “1 Mayıs Etkinlikleri Kapsamında Yaşanan Hak İhlalleri” başlıklı bir başka raporuna göre ise Türkiye genelinde 268 kişi gözaltına alındı, 49 kişi tutuklandı. İstanbul’da 1 Mayıs kutlamalarına yönelik engellemeler nedeniyle başta işkence yasağı olmak üzere pek çok temel hak ve özgürlük ihlal edildi.
1 Mayıs’a yönelik baskılar ve gerek raporlara gerekse haberlere yansıyan vakalar kamuoyunda ‘polis şiddetini örtbas’ olarak anılan EGM genelgesini akıllara getiriyor. Danıştay 10. Dairesi’nin önce yürütmesini durdurduğu, son olarak da iptal ettiği genelge 27 Nisan 2021’de yayımlanmıştı. Yurttaşların polislerin toplumsal olaylarda ses ve görüntü kaydını yapmalarını engellemeyi hedefleyen genelge hukukçular, basın meslek örgütleri, siyasi muhalefet ve sinemacılar tarafından büyük tepki çekmişti. Kolluk kuvvetinin yaptığı hukuksuzlukların ve polis şiddetinin gözler önüne serilmesinin önüne geçmeyi amaçladığı düşünülen genelgenin 1 Mayıs İşçi Bayramı öncesi yayımlanması ise İçişleri Bakanlığı’nın personelini garantiye alma çabası olarak yorumlanmıştı.
‘Dargeçit’ vesile oldu: Zaman aşımına uğrayacak davada kayıp yakınları vekillerle görüştü
43. İstanbul Film Festivali’nde En İyi Belgesel seçilerek Cumartesi Anneleri/İnsanları’nı festival gündemine taşıyan Dargeçit’in (2024) Ankara’daki gösterimi için hazır bulunan film ekibi ve belgeseli destekleyen Hafıza Merkezi, kayıp yakınlarının mecliste vekillerle görüşmesine vesile oldu.

Yönetmenliğini Berke Baş’ın üstlendiği belgesel Mardin, Dargeçit’te oğulları ve kardeşleri devlet güçlerinin elinde kaybolan ailelerin 1995’ten bugüne adalet mücadelesini takip ediyor. Dargeçit’te üçü çocuk yedi sivil ile Uzman Çavuş Bilal Batır’ın kaybedilmesine ilişkin açılan Dargeçit ‘JİTEM’ Davası‘nın 4 Temmuz 2022’de Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 26’ncı duruşmasında tüm sanıklar beraat etti. Avukat Erdal Kuzu’nun itiraz ettiği karara ilişkin dava dosyası iki yıldır istinaf mahkemesinde bekliyor. Herhangi bir karar verilmezse dava 2025’te zamanaşımına uğrayacak.
Belgesel Dargeçit Davası’nı tekrar gündeme getirmesinin yanı sıra kayıp yakınları Abdülaziz Altınkaynak ve Ahmet Akyön’ün vekillerle görüşüp taleplerini iletmesine de aracılık etmiş oldu. 15 Mayıs günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni (TBMM) ziyaret eden Dargeçit ekibi ve kayıp yakınları DEM Parti Grup Başkanvekili Sezgin Tanrıkulu, DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, DEM Parti TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Newroz Uysal, DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz, CHP Adalet Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, CHP İzmir Milletvekili Yüksel Taşkın, Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya, DEVA Parti Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Ekmen, DEVA Parti Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu ve DEVA Parti Teşkilat İşleri Başkanı Sadullah Ergin’le bir araya gelerek zamanaşımına uğrama riskiyle karşı karşıya olan davaya ilişkin isteklerini aktardı.
1995’ten beri zorla kaybettirilen evlatlarının kemiklerini arayan ve Türkiye’nin en uzun süreli sivil itaatsizlik eylemini gerçekleştirmeye devam eden Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 1000. Hafta buluşması 25 Mayıs’ta gerçekleşti. Etkinliklerde gösterimi gerçekleşen Dargeçit‘in festival yolculuğu devam ediyor.
Sibel Tekin bu kez ‘farklı kişiyle karıştırıldığı’ için yargılanıyor
Gün aydınlanmadan işe gidenleri konu alan ‘Karanlıkta Başlayan Hayat’ belgeseli için yaptığı çekimler öne sürülerek “örgüt talimatıyla keşif yapmak” suçlamasıyla yargılanan ve 44 gün tutuklu olarak hapis yattığı davanın altıncı ve karar duruşmasında beraat eden Sibel Tekin, bu kez de dokuz yıl önce haber amaçlı takip ettiği bir protestoda eylemci olduğu öne sürülerek yargılanıyor.

2015 yılı Kasım ayında Devrimci Parti üyeleri Rojava’da IŞİD’e karşı savaşırken hayatını kaybeden Aziz Güler’in cenazesinin 50’yi aşkın gündür Türkiye’ye sokulmamasını ve Antalya’da gerçekleştirilecek G-20 zirvesini protesto etmişti. Parti üyelerinin NTV Ankara Temsilciliği’nde gerçekleştirdikleri eylemde binanın ön yüzüne “Emperyalizme karşı Aziz olunmalı G20 defol. Devrimci Parti” yazılı pankart asılmıştı. Çok sayıda polis ekibi televizyon binası önüne gelmiş, gözaltına alınan eylemciler Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne götürülmüştü.
Yıllardır pek çok toplumsal eylem ve hareketi kayda alan belgesel sinemacı, akademisyen Sibel Tekin hakkında, Devrimci Parti üyelerinin NTV Ankara Temsilciliği’nde yaptıkları protestoyu takip ettiği için on kişiyle birlikte, “örgüt propagandası yapmak” ve “iş ve çalışma hürriyetinin ihlali” iddialarıyla dava açılmıştı. İddianameye yansıyan ifadesinde belgesel yönetmeni olarak protestoyu takip ettiğini belirten Tekin, polis müdahalesi sırasında basın kartını gösterdiğini, karakola kartının incelenip geçerli olduğunun anlaşıldığını ve hakkında gözaltı işlemi dahi yapılmadığını ifade etmişti. Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılama sonunda Tekin’e “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla 10 ay hapis cezası verilmiş ve hükmün açıklanması geri bırakılmıştı.
MLSA’dan Hayri Demir, kararın istinaf mahkemesine taşındığını, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi’nin Tekin’in NTV binasına girip girmediğinin tespitinin yapılmadığı ve “eksik inceleme” gerekçesiyle cezayı bozma kararı verdiğini aktardı. Yeniden görülen davada dosya kapsamındaki fotoğraflarla ilgili yeniden bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verildi. Davada bilirkişiler, Tekin protesto sırasında bina içerisine girmemesine rağmen, olay anında görüntüleri kaydedilen başka bir kişinin “Tekin olduğu” yönünde rapor hazırladı. Raporda, Tekin’in “örgüt propagandası yapmak” suçlamasına gerekçe yapılan sloganlarla ilgili ise herhangi bir tespit yapılmadığı aktarıldı. Davanın 16 Ocak 2024 tarihindeki ilk duruşmasında savunma yapan Tekin, bilirkişi raporuna itiraz ederek fotoğraftaki kişinin kendisi olmadığını, protesto sırasında binaya girmediğini belirtti. Tekin’in avukatlarının dosya kapsamındaki fotoğraf ile Tekin’in yeni çekilecek fotoğraflarının karşılaştırılarak yeniden teşhis edilmesini ve bilirkişi raporu hazırlanmasına yönelik talebi mahkemece kabul edilirken Tekin olduğu iddia edilen N.B.Y.’nın da tanık olarak dinlenmesi istendi. Davanın 14 Mayıs’ta görülen ikinci duruşması tanık olarak dinlenecek kişinin duruşmaya katılmaması nedeniyle 19 Eylül 2024’e ertelendi.
Çayan Demirel’den Kobanê çağrısı: Barış ve kardeşlik için tutuklu Kürt siyasetçiler serbest bırakılsın
Yönetmen Çayan Demirel, kamuoyunda “Kumpas Davası” olarak anılan Kobanê Davası’nın 16 Mayıs’ta görülen 83’üncü duruşması önce tutuklu Kürt siyasilerle dayanışma çağrısı yaptı. Yüzde 99 engelli raporu olan ve görme duyusunu kaybetmesine rağmen Ertuğrul Mavioğlu‘yla birlikte çektiği Bakur (Kuzey, 2015) belgeseli nedeniyle 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırılan Demirel, eşi ve filmin yapımcısı Ayşe Çetinbaş’ın yardımıyla çektiği videoda “Barış ve kardeşlik için Kobanê Davası’nda alınan tüm Kürt siyasetçilerin derhal serbest bırakılmasını istiyorum,” dedi. Demirel videoda yaşadığı rahatsızlıktan kaynaklı olarak çıkan sesi için herkesten özür diledi.

Eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile MYK üyelerinin de aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobanê Davası’nın 83’üncü duruşması 16 Mayıs’ta Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. 3 bin 530 sayfa ve 324 klasörden oluşan iddianamede 108 siyasetçi hakkında “Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma” ile 37 kez “insan öldürme” başta olmak üzere çok sayıda suçtan ceza isteniyordu. Açıklanan kararda Demirtaş’a 42 yıl, Yüksekdağ’a 30 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel ve Ayla Akat Ata’nın tutukluluk süreleri göz önüne alınarak tahliye edilmelerine, Sırrı Süreyya Önder’in ise beraatine hükmedildi.
Türkiye’de sinemacılık faaliyetleri her yönden kuşatma altında. Sansür, baskı ve yasaklamaların en çok belgesel sinema alanında yaşandığı görülüyor. İnsan hak ve özgürlüklerini, özellikle de Kobanê ya da barış süreci gibi toplumsal meseleler üzerinden Kürt sorununu ele alan işler cezalandırılıyor. Kurgucu Erhan Örs, 2022 yılında ‘örgüt üyeliği’ suçlamasıyla gözaltına alınmış ve hakkında tutuklama kararı verilmişti. Kurgucular Dayanışması’na (KUDA) gönderdiği mektupta kendisine çalıştığı bir belgeselin içeriğine dair suçlamalar yöneltildiğini, projeden aldığı ödemelerin ise suça kanıt sayıldığını belirtmişti. Örs, yargılananlar arasında olduğu Göç İzleme Derneği (GÖÇİZDER) davasının ikinci duruşmasında yaptığı savunmada söz konusu belgeselin, Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki sokağa çıkma yasaklarını konu alan Sûr: Ax û Welat (2018) olduğunu ifade etmişti. Kurgu ve sinema faaliyetlerinin kendisine bir suç olarak yöneltildiğini belirten Örs, hiçbir belgesel ya da sanat eserinin yargılanmasını kabul etmediğini söylemişti. Belgeselci Veysi Altay Nûjîn (Yeni Yaşam, 2014) filminin Batman’da gösteriminin yapılması sonrasında “terör örgütü propagandası”ndan 2 yıl 6 ay, sinemanın o dönemki sorumlusu Dicle Anter ise aynı suçtan 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Kobanê’de IŞİD’e karşı verilen mücadelede yer alan üç kadının hikâyesine odaklanan belgeselin afişi, üzerinde YPG bayrağı bulunması nedeniyle mahkemede “suç unsuru” olarak kabul edilmişti. Kobanê tutsakları için serbest bırakılsın çağrısı yapan Çayan Demirel’in Ertuğrul Mavioğlu’yla birlikte çektiği Bakur belgeseli ise Türkiye sınırları içindeki PKK’nın Türkiye dışına çekilme sürecine tanıklık ediyor. Barış sürecinin devam ettiği 2013 yılında çekilen belgeselden dolayı hapis cezasıyla karşı karşıya olan yönetmenlerden Demirel’in sağlık durumunun cezaevi koşullarına uygun olmadığı mahkemece görmezden geliniyor. Kararın Yargıtay tarafından onanması durumunda Demirel hapse girecek.
TRT dizisi ‘Mehmed: Fetihler Sultanı’nda set çalışanları toplu işten çıkarıldı
Yapımcılığını Miray Yapım’ın üstlendiği ve TRT 1’de ekranlara gelen Mehmed: Fetihler Sultanı (2024-) adlı dönem dizisi, setinde yaşanan hak ihlalleriyle gündeme geldi. İş sağlığı ve güvenliğinin olmadığı sette ağır çalışma koşullarında ve eksik primle çalışan emekçiler toplu işten çıkarıldı. DİSK’e bağlı Sinema Emekçileri Sendikası (Sine-Sen), konuyla ilgili açıklamasında emekçilerin hak mücadelesine desteğini sunarken TRT‘yi sorumluluk almaya davet etti.

Sine-Sen yayınladığı açıklamada “Yasadışı çalışma saatleri, bölüm başı ücret dayatması, eksik prim, ağır çalışma koşulları, toplu işten çıkarma…” diye sıralanan ihlallerden ve iş güvenliğinin sağlanmamasından kaynaklı olarak, geçen Ocak ayında sette bir yangın çıktığı ve işçilerin hayatının tehlikeye atıldığı belirtildi: “İş güvenliği önlemleri alınmaksızın yapılan çekimler esnasında, 09.01.2024 tarihinde filmin setinde yangın çıkmış, gerçekleşen korkunç olayda sette hâlihazırda çalışan işçiler hayati tehlike atlatmışlardır.” Günlük çalışma saatlerinin aşıldığını, dinlenme sürelerine uyulmadan çekimlerin sürdüğünü tespit eden sendika, işçilerin haklarını koruyan kanun maddelerini hatırlattı: “4857 Sayılı İş Kanunu’nun 41. ve 63. Maddelerinde belirtilen azami çalışma süresi aşılarak günlük 16 saati bulacak şekilde çekimler yapıldığı ve dinlenme sürelerine uyulmadığı sendikamıza ulaşan şikâyetler üzerine tespit edilmiştir.” Haftalık olarak ödenmesi gereken ücretler yerine bölüm başı ücret dayatmasıyla işçilere eksik ödeme yapılan sette ayrıca SGK primlerinin gerçek ücretler üzerinden yatırılmadığı, sette işçi sağlığı ve iş güvenliği kurallarına uyulmadığı, işçilerin ağır çalışma koşulları altında çalıştırıldığı ifade edildi. Sendika hiçbir sebep bildirilmeksizin ve toplu olarak işten çıkarılan işçilerin yerlerine yeni ekipler alınarak çekimlere devam edildiğini bildirdi. “Hali hazırda keyfi ve ağır çalışma koşulları altında sette çekimleri sürdürdüğü bilinen” Miray Yapım şirketiyle işçilerin arabuluculuk süreçlerinde yasal hakların karşılanması talebiyle yürütülen görüşmelerden sonuç alınamadığını ifade eden sendika TRT’ye seslendi: “Çok sayıda projesinde bu mahiyette hukuka aykırı çalışma koşullarını tespit etiğimiz, kamu kurumu olan TRT’yi duyarlı olmaya ve sorunların giderilmesi yönünde girişimlerde bulunmaya davet ediyoruz.” Set emekçilerinin hak ve alacaklarının karşılanmasının yanı sıra iş güvenliği ve işçi sağlığının temini için gerekli yasal süreçleri başlatan Sine-Sen, işçilerin açtığı davaların da takipçisi olacak.
Netflix Türkiye İçerik Direktörü Pelin Diştaş görevinden ayrıldı
Netflix Türkiye‘de görev değişimi yaşandı. 2019’dan bu yana platformun içerik direktörlüğünü yürüten Pelin Diştaş’ın yerine dört yıldır Netflix bünyesinde yer alan Özge Bağdatlıoğlu getirildi. Netflix’in yayınladığı basın açıklamasında Diştaş’ın kişisel projelerine odaklanmak üzere platformdaki görevinden ayrıldığını duyuruldu. Diştaş’ın 1 Temmuz 2024’te görevini teslim edeceği Bağdatlıoğlu Netflix Türkiye Diziler Direktörü olarak görev yapacak.

Diştaş, sürekli olarak arkadaşlık kurduğu yapımcılarla ve aynı oyuncularla çalışması, platformdaki projelerin belli bir tarzın dışına çıkamaması gibi nedenlerle bir süredir eleştirilerin odağındaydı. Senarist ve yönetmen Ali Aydın, geçtiğimiz Nisan ayında yaptığı açıklamalarda Netflix Türkiye ve yönetimine yönelik eleştirilerini sıralayarak “Niye sadece siz zenginleşirken sayısı binleri bulan sektör çalışanları yoksullaşıyor?” diye sormuştu. Aydın sendikaları ve sendika avukatlarını tekelleşme karşısında sessiz kalmakla suçlamıştı. Diştaş’ın görevden ayrılmasının bu eleştirilerin bir sonucu olduğu iddia edenler olmakla birlikte, bu isim değişikliğinin şirkette yapısal bir dönüşüm getirmesi beklenmiyor; Diştaş’a yakın bir isim olduğu belirtilen Bağdatlıoğlu’nun benzer bir yayın çizgisini sürdüreceğini öne sürenler çoğunlukta.
‘Ömer’ dizisinin yönetmeni: İstanbul’daki herhangi bir camiye girmemiz yasaklandı
Star TV’de yayınlanan ve 54’üncü bölümüyle ekrana veda eden Ömer’in (2023-2024) yönetmeni Cem Karcı, sosyal medya hesabından yaptığı veda paylaşımında dizinin üçüncü bölümünden itibaren İstanbul’daki herhangi bir camiye girmelerinin yasaklandığını ifade etti. Dizinin farklı bir bakış açısı yaratmayı, ayrıştırmayı değil birleştirmeyi amaçladığı vurgulayan Karcı’nın paylaşımında şu ifadeler yer aldı: “Bu akşam son defa Ömer diyoruz! Sevginin ve dayanışmanın gücüyle çıktık bu yola. Birilerine dokunabilmek hayatlarında farklı bir bakış açısı yaratabilmeyi amaçladık! Birilerini rahatsız etti belli ki anlattıklarımız, 3. bölümden itibaren İstanbul’daki herhangi bir camiye girmemiz yasaklandı. Oysa ki niyetimiz ayrıştırmak değil birleştirmekti. Dinin kutuplaşmayı değil sevgiyle birleştirmeyi esas aldığını anlatabilmekti. Yine de elinizden geleni yaptık. Bunu göze sokmadan usul usul edebiyle anlatabildiğimizi düşünüyorum. Bu zamana kadar yanımızda olan olmayan her izleyicimize teşekkür ederim. Bence de erken bir veda bu evet. Ama yeni hikâyelerle sizlerle olmayı heyecanla bekliyorum.”

Yapımını OGM Pictures’ın üstlendiği, senaryosunu Gülizar Irmak’ın kaleme aldığı dizi, mahalledeki camii imamının müezzin olan oğlu Ömer’le, bekâr bir anne olan Gamze’nin imkânsız aşkını anlatıyor. Başrollerini Selahattin Paşalı ve Gökçe Bahadır’ın paylaştığı dizi gerek konusu gerekse değindiği ‘hassas’ noktalar itibariyle dikkatleri üzerine çekmiş durumdaydı.
Son dönemde dizilere yönelik baskının derinleştiğini gösteren çok sayıda sansür vakası yaşandı. Susma Platformu’nun “Türkiye’de Sansür ve Otosansür 2023” raporuna göre yıl içinde en az 209 sansür vakası kaydedildi. En fazla sansürle karşılaşılan alan 51 vaka ile televizyon oldu. Özellikle muhafazakâr-seküler yaşam tarzlarını yansıtan hikâyelere sahip televizyon yapımları tarikat, cemaat gibi yapılanmalar ve iktidara yakın yayın organlarınca hedef gösterildi, RTÜK tarafından da cezalandırıldı. Tarikatların hedefindeki Kızıl Goncalar’ın (2023-) RTÜK’ün program durdurma cezası nedeniyle yayınlanamadığı akşam 38’inci bölümüyle ekrana gelen Ömer, bir cemaat sohbetini konu alan sahnesiyle gündem olmuştu. Dizide Ömer’in yeğeni Eda, bir suç örgütü tarafından kandırılıyor ve uygunsuz fotoğrafları çekilerek ailesiyle tehdit ediliyor. Ömer ve babası Reşat da tarikatın başındaki kişinin (Nurettin Hoca) bulunduğu cemaat sohbetini basarak hurafelerle insanların inançlarını manipüle etmek, dini kullanarak saltanat sağlamak, kadınları değersizleştirmek gibi başlıklarda ağır eleştirilerde bulunuyor. Dizinin bu sahnesinin ‘örgüt yöneticiliği’, ‘cinsel istismar’, ‘eğitim hakkının engellenmesi’, ‘eziyet’, ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak’, ‘kişisel verilerin kaydedilmesi’ gibi çeşitli suçlardan 8 bin 658 yıl hapse mahkûm edilen Adnan Oktar’a gönderme yaptığı düşünülüyor.
Soma Katliamı’nın onuncu yılında erişime açılan belgeseller
2014 yılında Manisa’ya bağlı Soma’da yaşanan maden faciasında 301 işçi hayatını kaybetti. Türkiye’de cumhuriyet tarihinin en çok can kaybıyla sonuçlanan iş ve madencilik kazası olarak kayıtlara geçen katliam onuncu yılında, erişime açılan belgesellerle hatırlanıyor.

Yönetmen koltuğuna oturan Hadika Beliz‘in aynı zamanda kurguladığı Türkiye’nin Aynası: Soma (2024) belgeseli, facianın yaşandığı gün olan 13 Mayıs’ta Reflekt’in YouTube kanalında yayınlandı. Soma‘da yaşanan trajedinin izini yerlilerin tanıklıkları eşliğinde anlatan belgesel, bölgede devlet eliyle bitirilen tütün üretiminin yerini kömür işinin almasından başlayarak faciaya uzanan yolun kronoljisini de tutuyor. Çekimlerine 2021’de başlanan ve 2024’te tamamlanan belgesel şöyle tanıtılıyor: “Cezaevinde olan avukatlar Can Atalay ve Selçuk Kozağaçlı’nın uğruna çalıştıkları adalet tarafından hayal kırıklığına uğratıldığı, merhum Tahir Çetin ve Ali Faik İnter gibi nice emekçilerin haklarını ararken çıktıkları yolculuğun hüsranla sonlandığı, babasını maden kazasında kaybeden çocukların madende çalışmak zorunda bırakıldığı Türkiye gerçekliğini hatırlatmak ve bu adil insanlarla aynı yolda yürümekten onur duyuyoruz.”
13 Mayıs’ta seyirciyle buluşan bir diğer belgesel ise Karanlıkdere Soma Katliamı (2024). Yönetmenliğini avukat Derviş Emre Aydın‘ın yaptığı, senaryosunu ise avukat Melike Polat ve avukat Selçuk Kozağaçlı‘nın kaleme aldığı belgesel Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) tarafından hazırlandı. Soma’da yaşananları sorgulayan belgesel “İşçi sınıfının kâr amacıyla sistematik olarak katledildiği madencilik sektörü nasıl işliyor? Gerçekte yaşanılan, dosyada anlatılanla nasıl karşılaştırılır?” sorularının peşine düşüyor.
Türkiye’nin Aynası: Soma belgeselini izlemek için tıklayınız.
Karanlıkdere Soma Katliamı belgeselini izlemek için tıklayınız.
Sansür temalı ‘Vallus’ sergisi erken kapatıldı

Eskişehir merkezli sanat inisiyatifi Ye’r Community‘nin sansür, otosansür, engelleme ve kısıtlama konulu ‘Vallus’ sergisi keyfi bir kararla erken kapatıldı. 27 Nisan’da Eskişehir Vecihi Hürkuş Havacılık Müzesi II. Hangar’da açılan ve 16 Mayıs’a kadar sürmesi gereken sergi, Tepebaşı Belediyesi tarafından muhtarlara verilmesi planlanan yemek daveti nedeniyle 10 Mayıs Cuma günü kapatıldı. Ye’r Community ve sergide eserleriyle yer alan sanatçıların açıklamasında, ‘Vallus’un belirlenen tarihe kadar açık kalmasını sağlamak için gösterdikleri girişimlerin karşılık bulmadığı, Tepebaşı belediye başkan yardımcısıyla yapılan görüşmeler sonucunda bu süreçte açılmaya çalışılan bütün iletişim kanallarının engellendiği belirtildi. Sergiye de konu olan kısıtlamayı içeren bu baskının sanatı güvencesizleştirmeye yönelik bir uygulama olduğunu dile getiren inisiyatif, Tepebaşı Belediyesi’nden gereken hassasiyeti göstermesini talep etti.
Oscar Boy sitesi yeniden erişime açıldı
Umur Çağın Taş, kurucusu olduğu Oscar Boy sitesini yeniden erişime açtı. Ödül sezonu başta olmak üzere sinema ve televizyon gündemine dair pek çok konuda içerik üreten Oscar Boy sitesi ve siteye ilişkin sosyal medya hesapları, Taş’ın eski sevgilisini dolandırdığı ve maddi manevi mobbing uyguladığı yönündeki iddialarının gündeme gelmesinin ardından kapatılmıştı. Söz konusu iddialarla ilgili açıklamasında kendisinin tehdit, mobbing ve tacize maruz bırakıldığı belirten Taş, haklarını hukuk yoluyla arayacağını ifade etti.