| forum

Susma Bitsin’in Sesi

4 Kasım 2018’de bir grup kadın sinemacı bir araya gelerek setlerdeki cinsel taciz ve ayrımcılıkla mücadele etmek üzere #SusmaBitsin hareketine hayat verdi. Kadınların dayanışmasının kısa sürede ne kadar etkili olabileceğine dair fikir veren oluşumda yer alan isimlerle buluşarak durum değerlendirmesi yapıyoruz.

Soldan sağa (Senem Aytaç, Ceylan Özgün Özçelik, Gizem Bayıksel, Feride Çetin, Cihan Aslı Filiz, Yeşim Tabak)

Söyleşi: Yeşim Tabak, Senem Aytaç
Fotoğraf: Ali İhsan Elmas

Sadece iki sene öncesine kadar, sinema sektöründeki cinsel taciz ve cinsiyete dayalı ayrımcılık vakaları pek çok kişi tarafından biliniyor olmasına rağmen, âdeta katlanılmak zorunda olunan bir gerçeklik kategorisindeydi. Tacizciler prestijinden hiçbir şey kaybetmeden ve kariyerinden vazgeçmeden hayatını sürdürebiliyor, tacize maruz kalanlaraysa olan biteni sineye çekmek düşüyordu. Sesini çıkarmaya kalkan yalnız bırakılıyor, yıprandığıyla kalıyordu. “Böyle gelmiş, böyle gider”di… 2017’de Hollywood’un en güçlü yapımcılarından Harvey Weinstein’in sayısız kadın oyuncuya uyguladığı tacizin ortaya dökülmesiyle bir anda müthiş bir hızla yayılan #MeToo hareketi, değişmez denilen bu algıyı değiştirdi. Tacizler elbette bitmedi, kolay kolay da bitecek gibi görünmüyor ama, bunun çok ciddi bir suç olduğu algısı toplumsal düzeyde giderek yaygınlaşan biçimde kabul edilmeye başlandı ki, bu da neresinden bakılsa, ‘kolektif akıl ve ruh sağlığı’ açısından büyük bir kazanım. Bu gelişmelerin Türkiye’deki önemli yansımalarından biri, kadın sinemacıların setlerdeki cinsel taciz ve ayrımcılıkla mücadele etmek üzere kenetlenerek #SusmaBitsin oluşumunu yaratması oldu. Kimi aktif biçimde oluşumun çalışmalarında yer alan, kimi toplantılara katılan dört sinemacıyla, yapımcı Cihan Aslı Filiz, Pera Müzesi Film Programları Sorumlusu Gizem Bayıksel, oyuncu/yazar Feride Çetin ve yönetmen Ceylan Özgün Özçelik’le bir araya gelerek #SusmaBitsin’in nasıl bir çerçevede hareket ettiğini, bugüne dek atılan adımları ve nelerin hedeflendiğini konuştuk.

Yeşim Tabak: #SusmaBitsin oluşumu nasıl ortaya çıktı?

Cihan Aslı Filiz: 2017 sonundaki #MeToo hareketiyle, tecavüz ve tacizlerin ifşasıyla birlikte 2018’de bir ‘kadın yılı’ yaşadık. Birçok kadın maruz kaldığı tacizi anlatma cesareti buldu kendinde. Bu bizlere de sesimizi biraz daha çıkarabileceğimiz bir ortam yarattı. Filmmor Kadın Filmleri Festivali kapsamındaki ‘Vakti Geldi: Film Endüstrisinde Cinsel Taciz’ başlıklı panelde birçok kadın sinemacı bir araya geldi. O panelden sonra bu konuda daha çok haberleşebilmek için bir Whatsapp grubu kurduk. Ardından bir toplantı organize ederek sinema alanında çalışan tüm kadınlara yönelik bir açık çağrı yapmaya karar verdik. İlk toplantımız 4 Kasım’da gerçekleşti. Bu ilk bir araya gelişte, hem Talat Bulut vakasının hem de Elit İşcan’ın yaşadığı tacizin tetikleyici bir etkisi oldu aslında. İlk toplantı biraz da bu olayların ifşa edilmiş ve konuşulabilir  hâle gelmiş olmasının verdiği güçle çok yüksek katılımla gerçekleşti. O toplantı çağrısını yaparken #SusmaBitsin adı da, bu toplantının nasıl bir şey olacağına dair plan programımız da yoktu. Yüzden fazla kadının katıldığı ilk toplantıdan hepimiz hem çok güçlenmiş hem de çok hüzünlenmiş olarak çıktık. Önemli olan biz kadınların #SusmaBitsin toplantılarında konuşulanların orada kalacağından emin olarak, istediğimiz kadar ve ister ismi açıklayarak ister açıklamadan ifşalarda bulunabilmemiz, diğer kadınların desteğini hissedebilmemiz ve belki de bu güçle sektörde bir söz söyleyebilme, bir şeyleri değiştirebilme imkânı yakalayabilmemiz. Şimdiye dek dört toplantı yaptık, #SusmaBitsin’de bir yılda geldiğimiz nokta, yani tanımlayabileceğimiz şey bu: dayanışma ve ileriye yönelik söz söyleyebilme isteği.

Y.T. #SusmaBitsin’in bugüne kadar görünür olan çalışmalarından biri, setlerdeki taciz biçimlerine dikkat çeken videolar yayınlamak oldu. Biraz bundan bahsedebilir misiniz?

Gizem Bayıksel: Amerika’da yapılmış olan #That’sHarassment (#İşteBuTaciz) videolarını, Türkçe altyazı ekleyerek yayınladık. Kaba taciz, yani illa elle taciz ya da tecavüz olmadan da, aslında iş ortamlarında kadınların nasıl tacizlere maruz kaldığını çok iyi tanımlayan videolar bunlar. Altyazılı versiyonları şu an #SusmaBitsin’in Instagram ve Facebook hesaplarında izlenebilir durumda. Bu videoları aynı zamanda İstanbul Film Festivali’yle işbirliği  hâlinde Çiçek İstemez bölümündeki filmlerin öncesinde de gösterdik. Önümüzdeki süreçte kendi videolarımızı da yapmak istiyoruz. Farklı görevlere yoğunlaşacak ekipler kurmaya başladık. Bazılarımız video odaklı çalışıyor ve bir senaryo grubumuz var.

Y.T. Elit İşcan geçen Ekim ayında Yaşamayanlar dizisinde rol arkadaşı Efecan Şenolsun’un kendisine cinsel taciz ve hakarette bulunduğuna dair bir açıklamada bulundu ve pek çok kişi #SusmaBitsin hashtag’iyle sosyal medyada ona destek oldu. İşcan’ın şikayeti üzerine başlatılan soruşturma sonucunda ise Nisan ayında Şenolsun’a 17 yıl 4 aya kadar hapis istemiyle dava açıldı. Ardından Şenolsun’un Çarpışma dizisinde oynadığı karakter, işkence yaptığı kadın tarafından öldürülerek diziden çıkarıldı. Tüm bu süreçte #SusmaBitsin’in ortaya koyduğu iradenin bir etkisi oldu mu sizce, ne dersiniz?

Feride Çetin: Ben etkisi olduğunu düşünüyorum. Hem tiyatroda hem de sinema filmleri ve dizilerde rol alan biri olarak, çalıştığım yerlerde bu davayla bu hareketin özdeşleştirildiğine sıkça denk geldim.

G.B. Dava açılması tabii ki bir kazanım çünkü daha önce yapılan kimi ifşalarda gördüğümüz üzere, bazen dava bile açılamıyor hattâ bilakis karşı taraf dava açmayı gündeme getirebiliyor. Elit kendi paylaşımını ilk yaptığında, bu kadar reaksiyon beklemiyordum açıkçası. Ama onun hashtag’leri ve ismi bir anda Twitter’da ‘trend topic’ler arasına girdi. Dizinin başka ülkelerden hayranları bile “Bu çocuğu diziden çıkartın” vb. ‘mention’lar atıyorlardı. Akabinde sektördeki kadınların bir araya gelerek #SusmaBitsin’le birlikte verdiği gücün çok ciddi bir etkisi oldu.

Y.T. Sektörden nasıl tepkiler alıyorsunuz?

F.Ç. Erkeklerden çok tuhaf yorumlar aldık. “Şimdi ne olacak? Bize karşı bir harekete mi geçtiniz? Neler konuşuldu?” vb. Sürekli sıkıştırılıyoruz, “Kimler konuşuldu? Bir liste var mı?” gibi sorularla. Tuhaf karşıladılar.

Ceylan Özgün Özçelik: Pek çoğuna dokunan bir yanı olduğu için…

Senem Aytaç: “Acaba benim ismim geçti mi?” korkusu bile tek başına epey büyük bir şey.

F.Ç. Ben mesleğe başladığımda bu konuda bana destek olan ablalar yoktu. Ama yıllar içinde, Oyuncular Sendikası’nın da kurulmasıyla birlikte, bunu daha fazla konuşmaya başladık. Şimdi bu hareketle beraber, hem de yaş itibarıyla artık ben de abla olduğumdan, çalıştığım setlere girer girmez bir şekilde bu konuyu açıyorum. Benden genç kadın sinemacılara “Eğer bu tür bir şey olursa geleceğiniz kişi benim, yalnız değilsiniz” deme konusunda daha rahatım artık. Çünkü gerçekten toplantılarda kendimi daha güçlü hissetmeye başladım, yalnız olmadığımı gördükçe.

C.A.F. Toplantılardan birinde ilkeler belirledik ve bunları Mor Yapımcılar’dan başlayarak diğer yapımcılarla da paylaştık. Bunlar aslında neredeyse yüzeysel diyebileceğimiz, çok genel geçer ilkeler. Mümkün olduğunca çok kişi kabul etsin, herkes setlerinde bu ilkeleri yayınlasın diye yumuşak bir dille yazıldı. Ama gördük ki, bu ilkeler birçok sette erkeklerden çok büyük bir tepki aldı. “Bize ne demek istiyorsunuz?”, “Biz öküz müyüz? Tacizci miyiz?” vb. İsterseniz ilkelerin birkaç tanesini okuyayım. “1. Film, dizi yapımı kolektif bir iştir. Her ekip üyesi birbirinin işine ve birbirine saygıyla yaklaşmalıdır. 2. İş yerimiz olan ofislerimizde ve setlerimizde cinsel taciz, ayrımcılık, homofobik ve transfobik şiddet kabul edilemez.

3. Hiyerarşik yapı kimsenin kişilik haklarına saldırı anlamına gelecek şekilde kullanılamaz. 4. İş ve sosyal alanlarda herkes profesyonel sınırlarını bilerek davranmak zorundadır. 5. Sınırları aşan davranışlara maruz kalan kişi doğrudan yapımcılara gitme, bu durumu teşhir etme ve tüm yasal haklarını kullanma hakkına sahiptir. Yapımcılar gereken müdahaleyi yapmak durumundadır.” İlkeler bundan ibaret ve bunu okuyan erkekler, “Bize tacizci mi diyorsunuz?” diye tepki gösterebiliyorlar.

“Ceylan Özgün Özçelik: Herkesin birbirinin alanına saygı duyduğu, kadınlara mansplaining, yani erkekleme yapılmayan setler istiyoruz.”

S.A. Ki aslında bir cinsiyet belirtilmiyor. Kimin kime ne yaptığına dair spesifik bir ifade yok.

C.A.F. Erkeklerin kendilerini bu denli bu işin dışında tutuyor olmaları tavrı gerçekten problemli. En ufak bir şey söylediğinizde onları tacizci durumuna düşürüyor olma suçlamasıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Kimse durup düşünüp “Sektörde böyle bir mesele var. Bu meseleyle ilgili ben ne yapabilirim?” demiyor. Bunu diyen de “Toplantılara bizi niye almıyorsunuz?” tepkisiyle geliyor. Toplantılara erkekleri alır mıyız almaz mıyız, o bizim aramızda konuşup karar verebileceğimiz bir şey.

C.Ö.Ö. Tabii ki ileride böyle bir şey olabilir. Ama şu an henüz iç dökme aşamasındayız. İçini dökerken de, kadının diğer cinsten birinin orada olmasından huzursuz olması çok doğal.

Y.T. Peki bu iç dökmeler biriktikçe nasıl bir manzara çıkıyor ortaya?

C.Ö.Ö. En çok oyuncular tacize maruz kalıyor ama bir ayrım yapamayız. Yardımcı yönetmeninden makyözüne, kostüm asistanından yapımcısına herkes tacizin farklı türlerine maruz kalıyor ve bu, o kadar çok sette yaşanıyor ki. “Sen de şu yaşa geldin, git evlen çocuk doğur; bak geçiyor yaşın” gibi şeyleri duyan birçok yapımcı ve yönetmen kadın arkadaşım var. Birçok oyuncu da setlerde başına gelenleri açıklamaya çekiniyor çünkü diyelim ki menajeri veya ajansı, “İş alamazsın. Herkes karşında durur. Sosyal medyadaki psikolojik savaş seni tüketir” gibi yorumlarla onları caydırabiliyor. Psikolojik şiddet dur durak bilmiyor. Benim yönetmenlik deneyimlerimden gördüğüm, sette bir şeyleri senden çok daha iyi bildiğini düşünen ve engin bilgilerini herkese göstermeye çalışan bir grup erkek mutlaka oluyor. Onları senin senelerce çalıştığın bir rotan olduğuna ikna etmek, üstelik bunu sette gerginlik yaratmayacak şekilde yapmaya çalışmak, büyük bir zaman ve enerji kaybı. Herkesin birbirinin alanına saygı duyduğu, kadınlara mansplaining, yani erkekleme yapılmayan setler istiyoruz.

F.Ç. Çalıştığım bütün kadın yönetmenlere bunun yapıldığını gördüm. Özellikle de görüntü ekibi tarafından. Çünkü görüntü ekiplerinde çok az kadın var.

“Gizem Bayıksel: Burada öncelikli olan güvende hissetmek, güvenilir alanları çoğaltmak. Mor Yapımcılar’ın kendi setlerinde o ilkeleri okumuş olmaları örneğin, bunun önünü açan bir şey.”

G.B. Konu buradan açılmışken… Görüntü yönetmenliği üzerine eğitim alma konusuyla çok uğraştığım bir dönem olmuştu. Hem Türkiye’den hem de yurtdışındaki okullarla görüşürken sürekli şunları duyuyordum: “Çok ciddi kas yapman lazım”, “O kamerayı kaldırabilecek misin gerçekten?”, “İstersen önce test edelim” vb. Toplantılarımızdan birinde Çiçek Kahraman anlatmıştı: Bizim Büyük Çaresizliğimiz’in (2011) görüntü yönetmeni Birgit Gudjonsdóttir’e, bir film projesinin ön görüşmeleri sırasında bir erkek şöyle demiş: “Bu film tamamen omuz kamerasıyla çekilecek. Senin için çok ağır olur.” O da şu cevabı vermiş: “Üç yaşındaki bir çocuğun ağırlığını biliyor musunuz?

35 mm film kamerasıyla aşağı yukarı aynı ağırlıkta. Buna dayanarak bir kadının anne olup olamayacağını sorgulamak kimsenin aklına gelmez.” Bunu şuraya bağlamak istiyorum. Onca haksızlığa maruz kalıyorken ve aslında son derece güçlüyken, ilkelerimizi açıklarken bile ‘makul olmak’ zorunda kalanın bizler olması beni çok düşündürüyor.

C.A.F. Hepimizin farklı düzeylerde yaşadığı taciz ya da ayrımcılığı tanımlamak ve bununla ilgili bir sözlük çalışması yapmak da amaçlarımızdan biri. Bir de kesinleşmiş vakalardan oluşan bir veritabanı oluşturmayı hedefledik. Sadece üyelerin girebildiği ve tacizde bulunmuş erkeklerin isimlerinin bulunduğu bir online platform oluşturmayı düşünüyoruz. Bunun dışında bir de Sinema TV Sendikası’yla bir toplantı yaptık ve sektörde kullanılmak üzere hazırladıkları taslak sözleşmelerde tacize dair bir maddenin de mutlaka bulunması konusunda görüştük. Şu an bu taslaklarda, taciz de iş güvenliği tanımının içinde yer alıyor.

“Cihan Aslı Filiz: İlla herkes ifşada bulunsun gibi bir yaklaşımımız yok. Kadın istediği kadarını istediği zaman ifşa eder.”

S.A. #SusmaBitsin geldiği noktada ne ölçüde muhatap olarak kabul ediliyor sektörde?

C.A.F. Şimdiden ediliyor aslında yavaş yavaş. Bunun zaman içinde güçleneceğini ve -henüz çok erkense de- giderek sektörde yaptırımı olan bir yapıya dönüşeceğini düşünüyorum.

G.B. Burada öncelikli olan güvende hissetmek, güvenilir alanları çoğaltmak. Mor Yapımcılar’ın kendi setlerinde o ilkeleri okumuş olmaları örneğin, bunun önünü açan bir şey.

C.A.F. İlkelerin okunması tacizlerin yaşanmasını engellemese bile, sette çalışan kadın başına böyle bir şey geldiğinde ortada bir muhatap olduğunu, gidip konuşabileceğini biliyor olacak.

G.B. Sessiz kalmayı önleyecek aslında bir anlamda.

C.A.F. Tabii illa herkes ifşada bulunsun gibi bir yaklaşımımız yok. Kadın istediği kadarını istediği zaman ifşa eder. Önemli olan onu koruyarak yanında olmak. Belki henüz bir yardım hattı numarası verecek durumda değiliz. Ama biz buradayız; ihtiyacı olan herhangi birimize ulaşabilir. Ne yapabileceğimize bakarız.

C.Ö.Ö. Açıkçası hayallerimden biri, ağırlıklı olarak kadınlardan veya en azından yarı yarıya kadınlardan oluşan ekiplerle çalışmak. Bir kısa film veya belgesel projesinde bunu yapabiliyoruz ama görece büyük prodüksiyonlarda zor. Özellikle set, ışık ve ses bu anlamda zorlayıcı alanlar. 

Y.T. Aslında sessiz sinema tarihine bakınca, stüdyo sistemi oturana dek, kamera arkasında en azından yönetmen olarak kadınların hayli aktif olduğu veya sandığımızdan çok daha aktif olduğu kısa bir dönem var. Şimdi yeniden kadın yönetmenlerin, görüntü yönetmenlerinin sayısının arttığı görülüyor. Yaklaşık yirmi yıldır setlerde çalışan birisi olarak sen ne dersin Feride? Değişim hissediliyor mu?

“Feride Çetin: Çalıştığım setlerde asistanları, oyuncu arkadaşlarımı çok yüreklendiriyorum istedikleri gibi giyinmeleri, makyaj vs. yapmaları konusunda. ‘Buradayız. Sizin gibi değiliz. Kendimiz olarak varız’ diyebilmek için.”

F.Ç. Yirmi yıl önce kamera arkasında başladım; oyunculukta on beş yılı geride bıraktım. İstanbul Üniversitesi’nde okurken, atölyelerde öğretmenlerimizin “kadından sinemacı olmaz” gibi bir yaklaşımı vardı. “Sarılık geçirmeye, setlerde sabahlamaya hazır mısınız?” vs. diye soruyorlardı. Yazmak ya da akademisyen olmak dışında bir seçenek, setlerde çalışma seçeneği öngörülmüyordu. Görüntüden, sesten, ışıktan bahseden yoktu bile. Ama ben özellikle son beş-altı yıldır çok fazla DIT (dijital imaj teknisyeni), focus puller veya boom operatörü görüyorum. O yüzden umutluyum. Setlerde çalışmak çalışmamak dışında, bir de setlerde kadının nasıl var olabildiği meselesi var. Bilge Olgaç ilk ve son gün süslenip gelirmiş setine. Onun dışındaki günlerde, o ataerkil dili oluşturmak adına daha maskülen davranırmış. Ama ben çalıştığım setlerde asistanları, oyuncu arkadaşlarımı çok yüreklendiriyorum istedikleri gibi giyinmeleri, makyaj vs. yapmaları konusunda. “Buradayız. Sizin gibi değiliz. Kendimiz olarak varız” diyebilmek için. Tüm kadınlar böyle yapmalı demiyorum, ama bu konuda üzerinde baskı hisseden arkadaşlara, yanında olacağımızı belirtiyorum.

Y.T. Süslenmek-süslenmemek, fiziksel güce veya teknik beceriye dayalı işlere talip olmak-olmamak vb., bunlar kadın-erkek olmanın dışında, çok kişisel tercihler aslında.

S.A. Yaygın olan yaklaşım, görünmezleşmeye ya da erkekleşmeye çalışmak. Kadınlığını görünmez kılarsan orada var olabilirsin gibi bir baskı var çünkü.

C.Ö.Ö. Görünmezliğin bir başka tarafı da, sinema üzerine yapılan yayınlarda ve etkinliklerde ortaya çıkıyor. En iyi yönetmenler, filmler listeleri yapılıyor, içinde bir tane kadın sinemacı kazara oluyor veya hiç olmuyor. Ya da sinemateklerde, retrospektif gösterimlerde vs. “büyük adamlar”ı izlemeye devam ediyoruz. Çoğunluk, kadınların çektiği başyapıtları listesine, dergisine, programına almıyor. Birçok öncü kadının varlığından bile haberimiz yok.

C.A.F. Sırf yaratıcısı kadın olduğu için o işi baş tacı edelim gibi bir yaklaşımımız yok elbette. Ama güzel işlerin de görünür olabilmesi lazım.

Y.T. Bir anlamda sinema tarihinin baştan yazılması gerekiyor diyebiliriz. Özellikle de internet öncesinde, sinema kültürü edinmeye çalışan birisinin karşısına kitaplarda ‘başyapıt’ olarak çıkan örnekler tamamen erkek dünyası ve bakış açısı üzerineydi. Aslına bakılırsa, sinema tutkumuz bizi bir sürü kadın düşmanı mesajı da sindirmek zorunda bıraktı.

C.Ö.Ö. Bugün kaç kişi sürrealist sinema deyince Germaine Dulac’ı biliyor örneğin? Sinema okuyanların bile çok azı tanıyor.

S.A. Ama şimdi şimdi, sinema tarihi o anlamda yeniden yazılıyor aslında. Belki hâlâ niş bir alan, bu bilgiler yeni yeni yaygınlaşıyor ve bizler de bu vesileyle öğrenebiliyoruz ama sinema tarihinin ilk dönemi, film üreten kadınla dolu. Hito Steyerl’di sanırım, Sovyet Montaj’ından bahsederken buna değiniyordu. Sovyet Montajı adı üzerinde montajın ön planda olduğu bir hareket ama en meşhur isim Dziga Vertov. Esfir Shub gibi bir isim bilinmiyor. Kameralı Adam’ın kurgucusu Elizaveta Svilova keza bilinmiyor. Neden ‘kameralı adam’ biliniyor da ‘kurgucu kadın’ bilinmiyor?

C.A.F. Bunların konuşulmaya başlanması çok kıymetli. #MeToo bir hashtag’den ibaret değil, koskoca bir mücadelenin sonucu. Oradan gelen rüzgârla burada da bu toplantıları yapıyor ve küçük de olsa birtakım adımlar atıyor olmamız, görünürlük meselesi de dahil birçok sorunu değiştirilebilir kılacak.

F.Ç. Daha geçen yıl TBMM’de, kadınların sahnedeki varlığı tartışılıyordu. Bizler bunun üzerine Kenter Tiyatrosu’nda repliklerimizi okuduk ve her zaman sahnede olacağımızı söyledik ama, sonuçta agresif bir durum vardı ortada. Düşününce, Afife Jale oyunculuk yaptığı için karakolda dayak yiyeli yüz yıl olmadı. Batı’da bu anlamdaki mücadele çok daha uzun zamandır sürüyor. Bizler de sabırla hareket etmeliyiz.

S.A. Sürekliliği pek sağlayamıyoruz ama, Osmanlı’da da feminist hareket var. 80’lerde de güçlü bir feminist hareket var. Ama biz bunu kesintisiz bir gelenek olarak yaşayıp sahiplenemiyoruz, sanki her şeyi sıfırdan, ilk defa bugün yapıyormuşuz gibi yaşıyoruz. Feride senin de bahsettiğin, çalışmaya başladığın dönemde seni koruyacak, bazı şeyleri öğretecek bir kuşağın olmamış olması durumu da bununla ilgili belki biraz.

F.Ç. İlk sinema filmimde yönetmenimle tartıştım ve yaptığının bir çeşit taciz olduğunu söyledim. Benden yaşça büyük olan bir kadın oyuncu yanıma gönderilerek dedi ki: “Feride böyle olmaz; yönetmenini dinlemen lazım.”

C.A.F. Taciz biçimleri o kadar çeşitli ve birbirinden farklı olabiliyor ki… En çok şaşırdığım şey o. Aklımdan çıkmayan bir örnek, son derece maskulen giyinen bir kadının, rüzgâr esip de üşüyünce meme uçları belirgin olduğu için gülüşmelere maruz kalması. #SusmaBitsin toplantılarında beni en çok üzen, ya da en çok vuran diyeyim, ne kadar çeşitli şekilde tacize uğradığımız oluyor.

S.A. Bu aslında kadınlar için de bir öğrenme süreci. Bir kadının karşı tarafa “bu tacizdir” diyebilmesi için, önce kendi kendine durumun adını koyabilmesi lazım. #SusmaBitsin, kadınlık, feminizm gibi konularda herkesin bilincinin eşit olduğu bir oluşum değil. Paylaşımlar ve etkileşimler sonucunda hepimiz bir şeyler öğreniyoruz.

F.Ç. İlk toplantıdan çıktığımızda o kadar fazla arkadaşla şunu konuştuk ki, “rızanın inşası”nı biz tam olarak bilmiyormuşuz, #SusmaBitsin’de öğrendik. O kavramı biliyorduk evet ama içeriğinde ne olduğunu tam olarak bilmiyormuşuz. Hatta “Kadının beyanı esastır” bile, ne anlama geldiğini herkesin bildiği bir şey değilmiş.

C.A.F. “Kadının beyanı esastır”ı, kadın ne derse hemen doğru olarak kabul edilecek anlamında kullanmıyoruz. “Bu, araştırılmayı hak eder” diyoruz. Araştırılır ve sonunda kadın haksız ve iftiracı da çıkabilir. Orası önemli değil ama kadının söylediği laf, araştırmaya değer bir beyandır. Bunu bile evet, toplantılarda epey konuştuk aslında.

“Yeşim Tabak: Kimse büyük kahraman olmak, tek başına bütün sektörü karşısına almak zorunda değil. Bazen sadece asgari düzeyde empati gösterilmesi bile o kadar güç verici olabilecek bir şey ki.”

Y.T. Kadınlar arasında nasıl hesaplaşmalar yaşanıyor toplantılarda?

G.B. Toplantılarda bunun gerçekleştiği anlar, bende gerçekten “doğru bir buluşma yerindeyim” hissini yaratan anlar oldu. Aslında yaşadığımız birçok şeyi görmezden geliyor ve tacizlerin, mobbing’in, birçok şeyin içselleştirilmesine sebep oluyoruz. Arkadaşlarımızdan gelen eleştirileri dinleyip, özeleştiride bulunup konunun üzerine öyle gidebiliyorsak, işte o zaman gerçekten güçlü hissedip devamını getirebiliriz.

C.Ö.Ö. Bir şekilde tanık olduğumuz halde geri durduğumuz, mağdur olan kişinin yanında yeterince duramadığımız durumları, bence çoğumuz bir noktada mutlaka yaşadık.

C.A.F. Her toplantıda bunun konusu açılıyor aslında. Zaten oyuncu kadromuzda yer almayan, birlikte çalışmayı pek de düşünmediğimiz tacizci adamları hemen ifşa etmek ya da “biz sizinle çalışmıyoruz” demek kolay. Yanımızda olan bir erkek bunu yaptığında bu kadar kolay ifşa edebiliyor muyuz? Ya da kadının yanında durabiliyor muyuz? Burada dönüp kendimizi eleştirdiğimiz, “böylesi durumlarda ne yapacağız” diye sorduğumuz oluyor.

Y.T. Kimse büyük kahraman olmak, tek başına bütün sektörü karşısına almak zorunda değil. Bazen sadece asgari düzeyde empati gösterilmesi bile o kadar güç verici olabilecek bir şey ki.

F.Ç. Beren Saat’in kanal yöneticilerinin ve oyuncunun tacizine uğradığına dair açıklamalarını çok değerli buluyorum. Bir sürü köşe yazarı “Niye isim vermiyorsun? Niye açıkça konuşmuyorsun?” falan dedi ama ben o dönemde de bir destek yazısı yazdım. Yaptığı çok cesurca bir hareketti ve bir sürü şeyin de yolunu açtı. Ki kendi kariyerine iyi gelmedi bu hareket.

S.A. İşte orada bir sınıf ekseni de var herhalde değil mi? Onu da düşünmek lazım. Güçlü bir oyuncunun açıklaması ile kostüm asistanınınki aynı şey olmayabiliyor. İktidara sahip birinin sesinin duyulması, belki de bir yerde herkesi korumaya başlıyor.

C.A.F. Mesela Sıla’nın yanında olmak kolay, tam dediğin sebeple. Ama bir kostüm asistanının da yanında olmalıyız. Bu bir araya geliş, #SusmaBitsin ve benzeri oluşumlar bu yüzden önemli.

Y.T. Ne kadar çok erkeğin, ne kadar çok saygı duyulan erkek sanatçının (Michael Haneke ve daha bir sürü isim) bu oluşumlardan ne denli rahatsız olduklarını dile getirmiş olmaları da dikkat çekici. Veya belki de tam da çok doğru bir konuya değinilmiş olunduğunun kanıtı. #MeToo büyük bir devrim sayılabilir. Çünkü hepimiz aşağı yukarı olanları biliyor veya tahmin ediyorduk ama aşılması imkânsız, “böyle gelmiş böyle gider” gibi görünüyordu. Kadın yıldızların suskunluğunu bozması, Weinstein gibi sinema dünyasının zirvesindeki bir adamın bu sebeple tahtından indirilmesi, yeni bir algılama biçimi yarattı.

C.Ö.Ö. Mesela Oscar aldıktan sonra bir anda ortadan kaybolan, “Nerelerde?” diye merak ettiğimiz kadın oyuncuların kiminin kariyerinin bir anda nasıl da birileri tarafından bitirilmiş olduğunu öğrendik. #MeToo’dan sonra, bir kadın oyuncuyu aynı şekilde ‘bitirmeye’ çalışmak o kadar kolay olmaz herhalde.

Y.T. Bütün bu hareket ve statükoyu sallandırma kapasitesi, biraz da sinemanın sadece bir para ve iktidar alanı, bir ‘endüstri’, bir ‘pazar’ değil de aynı zamanda bir sanat dalı olduğunu hatırlamakla ilgili bir yere bağlanabiliyor benim aklımda. Çünkü örneğin sette kadın yönetmene “bu böyle çekilir” diye dayatmaya çalışan adamın yaptığı şey, biraz da statükoyu her anlamda koruma çabası aslında. “Bu sahne böyle çekilir” demenin yaratıcılıkla bir ilgisi yok. Sinema bu şekilde ilerlemedi, tam tersine özgün çözümler üreten insanlar sayesinde buralara varıldı. Kadın bakış açısının daha aktif biçimde devreye girmesinin, uzun vadede sinemayı özgürleştiren bir yanı olabileceğini düşünüyorum.

S.A. Kesinlikle. Yeni bir dil kurmakla ilgili bu. Nasıl yazılı dilin sözlükleri, belli kavramları var, görüntü dilinin de öyle. Ve o dil de dönüşebilir. Öte yandan, bu konunun çetrefil yanları da var. Mesela suç işlemiş bir erkek, bunun bedelini nasıl ve nereye kadar ödeyecek? Benim de kafamda soru işaretleri yaratan bir konu bu.

C.A.F. O çok zor bir konu. Toplantılarda da sık sık gündeme geliyor ama bununla ilgili verilebilecek kolay bir cevap yok. Bu erkekler ne yapınca “tamam, artık onunla çalışabiliriz” diyeceğiz? Bunun biraz da tacize maruz kalan kişinin içinin nasıl soğuduğuyla ilgili bir şey olduğu sonucuna varıyoruz genelde.

S.A. Bir yandan da bu tür travmalar her zaman anında çıkmayabiliyor ya; yaşarsın, onun travmatik etkisi on sene sonra birden çöküverebilir üzerine. O yüzden de zor konular.

F.Ç. Kevin Spacey örneğin… Daha kaç yıl izole edilecek sektörden?

C.A.F. Sanıyorum orada samimi bir özeleştiri ve özür mekanizması belirleyici olacak. Ama bunu üstten bir bakışla kendini ‘hâkim’ pozisyonuna koymadan nasıl yapabiliriz, ne yöntemle sağlayabiliriz mevzuları var ve bunlar zor mevzular.

G.B. Bir de o samimiyet meselesi, beni en çok düşündüren şeylerden biri. Nasıl ölçebiliriz ki samimiyeti? Yazı ve konuşma dili gerçekten çok iyi olan biriyle çalışıp, özeleştiriyse ya da bir açıklamaysa onu yaptırıp / yazdırıp kamuoyuna sunuyor da olabilir tacizci kişi.

C.A.F. Niyet okuyamayız sonuçta. Diyelim birine yazdırıyor bile olsa bununla ilgili çaba göstermek, kıymetli bir şey. Ha tekrarı olursa artık güvenmezsin o özüre, o olabilir. Ama bununla ilgili çaba gösteren birini yok saymamak da doğru yöntemdir gibi geliyor bana.

S.A. Ki şu an zaten tersi oluyor. Örneğin Sıla meselesinde, Ahmet Kural’ın açıklamasını okuyorsun ve “keşke hiç yapmasaydı o açıklamayı” diyorsun. Bugüne kadarki bütün örneklerde, açıklamalar suçundan beter oldu.

C.Ö.Ö. “Ben yaptım” diye bağırıyor açıklamalar.

C.A.F. Gerçek bir özürle karşılaşsak afallayıp ne yapacağımızı şaşıracağız ama göremiyoruz. Özür dilemeyi bilmediği için kimse…

“Senem Aytaç: ‘Ne yani flört edemeyecek miyiz?’ söylemi çok sorunlu. Sanki illa aktif olan, flörtü eden erkek, kadın flört edilen olduğu için, birden flört bitecekmiş gibi.”

S.A. Evet, bir gün gerçekten de özeleştiriyle karşılaşırsak ne yapacağız?

C.A.F. O zamana kadar belki de bir yöntem bulmuş oluruz. Şimdilik, zaten beceremiyorlar özür dilemeyi.

Y.T. Neredeyse feminist diyebileceğim erkek arkadaşlarımdan da, “artık flört etmeye bile korkacak hale mi geleceğiz?” gibi endişeler duyuyorum. Bu da tabii ki sıkıntılı bir şey ama kadınların bin yıllardır son derece gereksiz şeyler için utandırıldığını, rahatsız edildiğini düşünürsek, bu sıkıntılı ara dönemi hep beraber yaşamak zorundayız gibi geliyor.

C.A.F. Atacağımız adımların bizi muhafazakarlaşmaya götürmemesi de çok önemli. Toplantılarda yine bunu da çok sık konuşuyoruz. “Kimseye yaklaşılamaz, kimseyle flört edilemez” değil. Ama “hayır”ı “hayır” olarak almak, bunu sindirebilmek önemli. “Erkekler  hiçbir kadına yaklaşmasın” diye bir yaklaşımımız olamaz, sonuçta biz de erkeklerle flört ediyoruz.

S.A. “Ne yani flört edemeyecek miyiz?” söylemi çok sorunlu. Sanki illa aktif olan, flörtü eden erkek, kadın flört edilen olduğu için, birden flört bitecekmiş gibi. Orada bile o kadar sabit bir özne var ki… Flört edilemez değil. Sen karşındakini yok sayarak onun üzerine gidemezsin, onu darlayamazsın. Mesele bu. Bir yandan da onca emekle mücadele yürütürken, erkekleri eğitme, öğretme, bilinçlendirme görevinin kadında olması da yorucu.

G.B. Aslında bizim öyle bir misyonumuz yok. Sadece gerçekten çok temel şeyleri, neyin taciz olduğunu, beyanın ne olduğunu, rızanın ne olduğunu anlatmaya çalışma hali var. Ama tabii 2019’a gelmişken, dünya hızla dönüşürken hâlâ bunu tartışıyor olmamız çok düşündürücü.

S.A. Hoş, dünya da farklı yönlere de gidebiliyor gerçi. Bir yerde yeniden kürtaj yasağı çıkıverebiliyor vb.

Y.T. #MeToo”nun ortaya çıktığı 2017’de bir taraftan da TV’de IŞİD’in kadın köle pazarlarını izliyorduk. Bir yanda bir Orta Çağ manzarası, bir yanda inanamayacağımız kadar güzel bir sıçrama… İlginç zamanlar. Bu sarkaç zamanla bir dengeyi bulacaktır.

S.A. Peki, #SusmaBitsin yola nasıl devam edecek?

C.A.F. Bahsettiğimiz gibi veritabanı hazırlayacağız, videolar yapacağız ve şimdilik üç ayda  bir olmak üzere toplanmaya devam edeceğiz.

Susma Bitsin’in Sesi from altyazifasikul on Vimeo.

Comments are closed.