| seyir

RTÜK’ün Elverişli İttifakları

Daha önce Netflix dizisi Şimdiki Aklım Olsaydı’nın iptal olma biçimiyle tartışma konusu hâline gelen RTÜK, son olarak Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın sosyal medyadaki bir kampanyadan yola çıkarak Netflix’te yayınlanacak Minnoşlar (Mignonnes, 2020) adlı filmi RTÜK’e şikâyet etmesiyle gündemde.* Suncem Koçer, son dönemde RTÜK etrafında yaşanan sansür tartışmalarını ve onun ardındaki siyaset-medya-sermaye ittifakının yapısını Altyazı Fasikül için değerlendirdi.

Yazı: Suncem Koçer

Netflix’in Türkiye yapımı projelerinden biri olan ve 2021 yılında platformda gösterilmesi planlanan Şimdiki Aklım Olsaydı dizisi 17 Temmuz’da, çekimlerin başlamasına saatler kala Netflix tarafından iptal edildi. Dizinin şirket tarafından iptalinin arkasında dönemin ruhuyla yeni formlar almış, karmaşık ama tanıdık bir hikâye yatıyor. Senaryoda yer alan eşcinsel bir karakterin Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın onayından geçmediğini, bu karakterin senarist ekip tarafından hikâyeden çıkarıldığını, buna rağmen RTÜK (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu) ve Netflix yetkililerinin görüşmeleri sonucunda dizinin Netflix tarafından iptal edildiğini biliyoruz. Görüşmelerin konusu ya da kapsamının Şimdiki Aklım Olsaydı dizisi ile sınırlı olmadığını tahmin etmek zor değil. AKP’nin Tanıtım ve Medyadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal ve RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin gibi yetkili isimlerin ortaya koydukları kafa karıştırıcı tablo, böyle bir tahmini doğrular nitelikte. Her iki isim de yakın zamanda Netflix’in bir diğer Türkiye yapımı olan Aşk 101 (2020-…) dizisinde eşcinsel bir karakter yer aldığı varsayımıyla açıklamalarda bulunmuş, Şahin toplumu rahatsız edecek içeriklere geçit vermeyeceklerini ve Netflix’i uyardıklarını dile getirmişti. Oysa ki Aşk 101 dizisinde eşcinsel bir karakter yer aldığı varsayımının tek dayanağı sahte bir hesaptan atılan ve dizideki Osman karakterinin eşcinselliğini ima eden bir tweet olmuştu. Yetkililerin internette yayılan yanlış bilgiler üzerinden ceza sopasını gösteriyor olmasının yanı sıra internet yayınlarını denetleme rolü üstlenen RTÜK, yabancı yapımların çekim izni için başvuruda bulunduğu Kültür ve Turizm Bakanlığı ve sansür konusunda şeffaf bir tavır sergilemeyen Netflix yetkililerinin kapalı kapılar ardında gerçekleştirdikleri görüşmeler de gündeme gelen bu içeriklerin ötesinde olası bir sansür silsilesini akla getiriyor.

Şimdiki Aklım Olsaydı dizisinin iptali RTÜK’ün sansür uygulamalarının en taze örneği. Yayınlanmamış bir içeriğe müdahale etmesi kâğıt üzerinde mümkün olmayan RTÜK, uygulamada yasalarla tanımlanmış olandan çok daha geniş bir alanda, üstelik denetimsiz bir şekilde hareket ediyor.** Netflix yapımı olan bir dizinin içeriğinden dolayı çekimlerinin durdurulması ise ilk kez meydana geliyor. Diğer yandan, karmaşık görünen bu sansür hikâyesi pek çok yönüyle oldukça tanıdık. LGBTİ+ karakterlerin yer aldığı içeriklere Türk aile yapısına uygunluk ve çocukları koruma söylemleri köpürtülerek RTÜK tarafından uygulanan sansür ilk defa karşımıza çıkmıyor. Homofobik sansürün en son örneği, TLC kanalında yayınlanan ve iki kadın ebeveynin hikâyesini anlatan Sıra Dışı Hamilelikler programının “toplumsal yapıyı bozucu nitelikte” olduğu gerekçesiyle TLC’ye kesilen ceza. 2011 yılında Digitürk’ün Turkcell Salon 1 kanalında yayınlanan Sex and the City 2 (2010) filmi de, eşcinsel evlilik içeren sahnenin çocuklar ve gençler üzerinde olumsuz etkisi olacağı gerekçesiyle 10 bin lira para cezası istemiyle RTÜK’te tartışılmış, kurul cezayı belirlemeden önce kanaldan yayınla ilgili savunma istemişti. Burada dikkat çekici olan bir nokta, ceza verilmesine red oyu veren RTÜK üyelerinin kabul oyu veren üyelerle aynı düşüncede buluşmuş olması. Örneğin, kanala verilmesi planlanan cezayı uygun bulmayan üyelerden Esat Çıplak, muhalefet şerhinde eşcinsel ilişkiyi “çarpık ve ahlak dışı” ve “meşruiyet dışı ilişkinin olağanmış gibi sergilenmesi de rahatsız edici” gibi ifadelerle nitelemiş, ancak Sex and the City 2 filminin şifreli bir kanalda gösterilmesi nedeniyle ceza verilmesinin doğru olmadığını savunmuştu.

Bu müdahaleler, 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’un 8. maddesinde düzenlenmiş yayın ilkelerine dayanıyor. RTÜK denetimine temel oluşturan bu yayın ilkeleri arasında çocukların korunması, genel ahlak, ayrımcılık ve şiddetin teşvik edilmesi gibi başlıklar yer alıyor. Yayın ilkelerinin detaylandırıldığı rehberde “Genel Ahlak” başlığı “Yayın hizmetlerinde, genel ahlaka ve ailenin korunması ile toplumun millî ve manevî değerlerine aykırı olmama ilkelerine azami özen gösterilmelidir” ifadesiyle açıklanıyor. Diğer yandan “Ayrımcılık” başlığı altında ise “Her ne sebeple olursa olsun, ayrımcılığın hiçbir çeşidine yayın hizmetlerinde yer verilmemelidir” cümlesi yer alıyor. Yani en basit ifadeyle, denetimde “genel ahlak” kriterinin uygulanması ayrımcılıkla ilgili ilkenin ihlali anlamına geliyor. Yayın ilkeleri rehberinde şiddetle ilgili başlık “… şiddet, programın ana unsuru olmamalı, sıkça ve uzun sahnelerle yer almamalı ve teşvik edilmemelidir” şeklinde açıklanıyor. Ancak son dönemin popüler yapımlarından Diriliş Ertuğrul (2014-2019) dizisindeki yoğun şiddetin RTÜK tarafından takibi yapılmıyor. Diğer yandan, araştırmacılar ailelerin Diriliş Ertuğrul dizisini millî geçmişi öğrenmeleri için özellikle çocuklarına izlettiğinin altını çiziyor. Zamanın ruhuna hitap eden ve toplumsal atmosferi kurması beklenen yapımlar şiddet ya da çocukların korunması unsuru üzerinden ne RTÜK raporlarında ne de kurul kararlarında yer alıyor.

Üyelerin periyodik toplantılarla hayata geçirdiği RTÜK denetimi, iki farklı kanaldan besleniyor. Bunlardan birincisi, yurttaşların “Alo RTÜK” hattını arayarak ya da RTÜK internet sitesi ve e-devlet gibi çevrimiçi sistemler aracılığıyla şikâyette bulunmaları. İzleyicilerin gönderdiği şikâyetler RTÜK uzmanlarına ulaşıyor; uzman, ilgili içeriği izledikten sonra ihlal olduğunu düşünürse, bir rapor yazıp kurula gönderiyor. Diğer denetim kanalı ise uzmanların televizyonlarda yayınlanan içeriği doğrudan takip etmesi. Her bir televizyon kanalı RTÜK uzmanlarınca 24 saat izleniyor. Uzmanlar, yayın ilkelerine aykırı içerikleri tespit edip, hazırladıkları raporlarla kurul başkanlığına iletiyorlar. Başkanlık da bu ihlalleri kurulun toplantı gündemine dâhil ediyor. Bu mekanizma elbette medya, siyaset ve sermaye üçgeninde oluşan iktidar ilişkilerinden muaf çalışmıyor. Gerek izleyici şikâyetlerinin gündeme alınışı gerekse RTÜK uzmanlarının denetim organizasyonu RTÜK’ün siyasetle iç içe geçişinin vücut bulmuş hâli gibi.***

RTÜK’ün, yayıncılıkta devlet tekelinin kalkması sonrası oluşan kaotik ortamın dayatmasıyla, denetim ve özdenetim hakkında derinlemesine ve katılımcı bir tartışma yaşanmadan kurulmuş olması, çelişkilerle dolu denetleme ve cezalandırma tarihinin temelini oluşturuyor. RTÜK, kurulduğu 1994’ten bu yana ilgili yasal düzenlemelerdeki pek çok revizyon da medya denetimine dair temel tartışmalara dayanmadan, daha ziyade siyasal ve ekonomik konjonktürlerle şekillendi. İlk yıllarda yürürlükte olan yasa, medya patronlarının kamu ihalelerine girmesini engelliyordu. Medyada tekelleşmeyi önlemek üzere var olan yasalar 2000’li yıllarda teker teker budandı. Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde 2011-2012 yıllarında görece demokratikleştirilen mevzuat, 2016 Olağanüstü Hâl (OHAL) döneminde çıkan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile demokratik kazanımlar açısından iyice köreldi. 2016 ve 2017 yıllarında “milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine iltisaklı, ilişkili ve destek olduğu” gerekçesiyle 37 radyo ve 33 televizyon kanalı kapatıldı. Geçtiğimiz yıl yürürlüğe giren ve RTÜK’e internet yayınlarını denetleme yetkisi veren yasa da gerek güncel siyasi ajandaların aparatı gerekse toplumun muhafazakârlaşması projesinin bir dinamosu olarak hayata geçti. Denetim ve özdenetim mekanizmalarının çeşitli paydaşlarla anlamlı tartışmalar sonucu yasalaşması ihtimalini de bin fersah daha uzağımıza düşürdü.

RTÜK sansür uygulamalarının hem görünen yüzü hem de dinamosu. Sansürün arka planında ise çok katmanlı, çok aktörlü bir zincir ve sistematik işbirlikleri var.

Mevzuatın siyaset, medya ve sermaye üçgeninde şekillenmesi ve yasada tanımlanan denetim yetkisinin rutin olarak aşılması bazı elverişli ittifaklar ile mümkün oluyor. Bu ittifaklarda RTÜK, sansürün uygulama aracı rolünde. Şimdiki Aklım Olsaydı örneğinde RTÜK, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Netflix arasındaki paslaşmaya tanık olduk. Sansür uygulamalarında RTÜK’ün paslaştığı tek resmî kurum Kültür ve Turizm Bakanlığı da değil. İMC TV’nin Şubat 2016’da TÜRKSAT’tan çıkarılması, RTÜK aracılığıyla raporlanan yayınlar üzerinden kanalla ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatılması ve sonrasında kanalın kademeli olarak kapatılması da böyle bir ittifak sonucunda gerçekleşti. Yine, 2018’de Adalet Bakanlığı’nın o dönem daha yayına girmemiş olan Avlu (2018-…) dizisi için RTÜK’e başvuruda bulunduğunu biliyoruz. Kadın mahkûmların cezaevi yaşantısını konu alan Avlu dizisinin tanıtımı yayınlanır yayınlanmaz Adalet Bakanlığı RTÜK’e yazı göndererek dizide cezaevi personelinin işkenceci, kurumların da işkence merkezi olarak gösterildiğini, bunun terör örgütlerinin amaçlarına hizmet edeceği gerekçesiyle dizi yayınlanmadan gerekli tedbirlerin alınmasını istedi. Bakanlığın şikâyeti RTÜK gündemine girmese de, dizinin üzerine sansür kılıcının gölgesinin düştüğünü söyleyebiliriz.

Denetim adı altında uygulanan sansürün karmaşık doğası bunlarla sınırlı değil. RTÜK, piyasa dinamikleri doğrultusunda örneğin yapımcılar tarafından da araçsallaştırılabiliyor. Eski RTÜK üyesi İsmet Demirdöğen’e göre, yıllık ortalama 150 bin izleyici şikâyetinin ulaştığı RTÜK şikâyet hattı yapımcılar tarafından yayına yeni başlayan dizi ya da programların halkla ilişkiler aracı olarak kullanılabiliyor. Buna bir örnek, Muhteşem Yüzyıl (2011-2014) dizisi. 2011 yılında dizinin tanıtım fragmanları yayınlandığında, diziyle ilgili RTÜK’e rekor sayıda izleyici şikâyeti gelmiş. Dizi sektörü üzerine çalışan akademisyen Josh Carney’e göre, Muhteşem Yüzyıl’ın lansman fragmanlarında saraydaki eşcinsel ilişkileri ima eden görsellerin kullanılması boşuna değil. Fragmanın seyircinin muhtemel şikâyetini davet edecek şekilde tasarlanması, bir halkla ilişkiler stratejisi olarak etkili olmuş ve dizi yayınlanmadan RTÜK’e rekor düzeyde şikâyet ulaşmış. Carney, bu şikâyetlerin medyaya yansımasıyla birlikte diziye ilginin arttığını ve bunda dizi yapımcılarının etkisinin olduğunu ifade ediyor.

RTÜK, yeni formlar alsa da özünde hepimize tanıdık olan sansür uygulamalarının hem görünen yüzü hem de dinamosu. Sansürün arka planında ise çok katmanlı, çok aktörlü bir zincir ve sistematik işbirlikleri var. Sansüre karşı mücadelede başlangıç noktası, sansürü mümkün hatta olağan kılan bu zinciri tanımak.

 

“Aile Bakanlığı’ndan Netflix için sansür başvurusu,” Susma24, 24 Ağustos 2020.

** Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında 6112 No’lu Kanun, Madde 6 – (1) açıkça belirtmektedir: “Yayın hizmetlerinin içeriğine ve yayınlanmasına önceden müdahale edilemez ve yayınların içeriği önceden denetlenemez.”

*** Feyza Akınerdem ve İsmet Demirdöğen’in değerlendirmelerinin yanı sıra RTÜK’ün çalışma mekanizması ile ilgili uzman görüşmelerine dayanan detaylı bir analiz için bkz. Suncem Koçer, “Self-Regulation in Television in Turkey”, Media Self-Regulation in Turkey [“Türkiye’de Televizyonda Denetim-Özdenetim”, Medyada Özdenetim: Zorluklar, İmkânlar, Öneriler] (İstanbul: P24 Medya Kitaplığı, 2018).

Comments are closed.