| fikir, seyir

Festivallerde Yeniden Buluşabilecek miyiz?

2014’te yapılan 51. Altın Portakal ile birlikte film festivallerinde, devlet sansürü ve (oto)sansür giderek doğallaştı. 2019 sonbaharında sırasıyla Adana, !f İstanbul ve Antalya yeni yönetimlerle karşımızda olacak. Yaşanan onca şeyden sonra bu festivallerin sinemacıları bir araya getirmesi mümkün olabilecek mi?

Fatih Özgüven, 2 Ekim 2014’te Radikal’deki yazısında Reyan Tuvi’nin Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek (2014) adlı belgeselin ön jürinin kararına rağmen 51. Antalya Altın Portakal Film Festivali belgesel yarışma programından çıkartılmasıyla başlayan sürece dair yazdığı ilk yazısını şöyle bitirmişti: “Türkiye’de kimse gerçekten ‘kırmızı halı’ açlığı içinde değil, tek özlenen aklı başında, hakça, kendini kirlenmiş ve hakarete uğramamış hissederek bir araya gelmek. Hepimize iyi gelen sadece bu. Gezi’nin bizlere hatırlattığı da bu değil miydi zaten?”1

2014’te Altın Portakal’ın ulusal yarışmalarına seçilen belgesel ve kurmaca filmlerin bir bölümü (belgesel yarışmasında Küçük Kara Balıklar ile Yüzde 12.29 yarışmadan çekilmedi) festivalden çekilmiş; sinema yazarlarının büyük bir bölümü ve ulusal belgesel yarışması jürisi festivali protesto etmiş ve etkinliğe katılmamıştı. Sinemacıların ve sinema yazarlarının, ‘boykot edenler ve etmeyenler’ olarak ikiye bölündüğü, hâlâ telafi edilmemiş birçok kırılmanın ve tartışmanın yaşandığı bir festival gerçekleşti. O günden sonra direnen birkaç festival dışında ‘kendini kirlenmemiş ve hakarete uğramamış’ hissederek Türkiye’de bir festivalde yer almak mümkün olmadı.

Antalya’nın akabinde 12 Nisan 2015 tarihinde İstanbul Film Festivali, barış sürecinin bitip sokağa çıkma yasakları altında korkunç bir şiddete tanıklık edeceğimiz 2015 yazının işaret fişeğini yakarcasına emniyet ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın emir komuta zincirine direnemedi ve Bakur (2015) belgeselinin dünya galasını gösterimden birkaç saat önce iptal ettiğini duyurdu. Antalya’da yaşananlardan sonra bu sefer geniş katılımlı bir boykot gerçekleşti. Ulusal yarışma filmleri ve belgeseller yarışmadan çekildi. Jüriler çekildi. Yarışmalar iptal oldu. Boşalan seanslarda forumlar başladı. İstanbul Film Festivali’nin hemen ardından başlayacak Ankara Film Festivali de kayıt tescil belgesi gerekliliğinin festivali yapılamaz hale getirdiğini belirterek ulusal belgesel ve ulusal kısa film yarışmalarını iptal ettiğini duyurdu. Bu duyurunun akabinde ulusal yarışmanın jürisi de festivalden çekildiğini duyurdu. Ankara’da bunlar olurken İstanbul’daki festival 18 Nisan’da yapılan Sansüre Karşı Yürüyüş ve Galatasaray Meydanı’ndaki basın açıklaması ile bitecekti. Aynı günün akşamı ise, Abbasağa Parkı’nda Yeşilçam yıldızlarının da başını çektiği, 1977’de İstanbul’dan Ankara’ya yapılan sansür yürüyüşünü anlatan Yollara Düştük (2014) izlendi ve ardından forum yapıldı. Deniz Yeşil’in belgeselinin boykot edilen Antalya ve İstanbul’da seyirciyle buluşması kısmet olmamıştı, şimdi tıklım tıklım bir parkta seyirci karşısındaydı.

“En azından kültürel üretim anlamında ‘hayatta kalmayı’ başardığımız için birbirimizi tebrik ederek yeniden birlikte meydan okuma cesaretini toplayabiliriz.”

İstanbul’da başlayan, kayıt tescil belgesi zorunluluğu ve sansüre karşı hareket, maalesef beş ay bile dayanmadı. Festival gösterimleri için kayıt tescil belgesi sunmayı reddettiğini açıklayan benim de dahil olduğum sinemacılar Adana Film Festivali’nin kayıt tescil belgesi talebine uyarak belgelerini ve filmlerini festivale yolladılar. Adana Büyükşehir Belediyesi’nin MHP’li başkanı Hüseyin Sözlü 2015 yazında yeniden başlayan şiddetin etkisiyle “[…] aldığımız yürek dağlayıcı şehit haberleri, Adana’yla bütünleşen Altın Koza Film Festivali için duyduğumuz coşku ve heyecandan geriye tarifsiz bir burukluk bıraktı” 2 diyerek festivalin açılış-kapanış törenlerini, konser ve diğer faaliyetlerinin iptal edildiğini duyurdu. Film ekiplerinin davet edilmediği bir festival düzenledi. Filmlerin seyirciyle buluştuğu, jürinin ödüllerini verdiği ama ekiplerin bunun parçası olmadığı yarım bir festival daha.

2014 Antalya, 2015 İstanbul, 2015 Ankara, 2015 Adana ile birlikte festivaller artık uzun, kısa, kurmaca, belgesel bütün yerli filmlerden kayıt tescil belgesi istemeye başladılar. Bu süreçte !f İstanbul, 2017 yılında programında yer alan Son Şinitzel adlı kısa film kayıt tescil belgesi alamayınca, tarafsız bir basın açıklamasıyla filmi programından çıkardığını duyurdu. Ülkede sinemacıların iyi ihtimalle tanık, kötü ihtimalle hedefi olmaya başladığı korkunç bir şiddet ve ona eşlik eden sansür-otosansür yükselirken, bu sürece dair net bir tavır göstermeyen herhangi bir festivalde kendini kirlenmiş hissetmemek mümkün değildi. Documentarist, İşçi Filmleri Festivali, Uçan Süpürge, Filmmor ve türlü badireler atlatan, Ankara’da Kuirfest, Diyarbakır’da Filmamed gibi nefes alınacak ceplere sığınılıyordu.

Geçen yıllarda sansüre karşı farklı yöntemler denendi. Kazım Öz, Zer’de değerlendirme ve sınıflandırma kurulunun sakıncalı bulduğu sahneleri atıp yerlerine siyah ekranda bu sahnelerin sansürlendiğini belirten bir yazı koydu ve film 2017’de İstanbul Film Festivali’nde bu şekilde gösterdi. Fakat film vizyona girmeden kurul, önce verdiği kayıt tescil belgesini iptal etti, sonra bu sansür ifşası filmden kaldırılınca belgeyi yeniden verdi. Bu hengamede Kazım Öz’ün 100 kopya ile vizyona girmesini planladığı filmi ancak 11 salonda vizyona girebildi.3

2014’teki sansür tartışması, filmlerin ve yönetmenlerinin ‘suçlulaştırılmasına’, ağız ceza mahkemelerinde yargılanmalarına vardı. Bakur’un yönetmenleri Çayan Demirel ve Ertuğrul Mavioğlu’na filmin 2015’te Batman’daki bir gösterimi gerekçe gösterilerek 2017’de açılan davada iki yönetmen Temmuz 2019’da 4 buçuk yıl hapis cezasına çarptırıldı. Şimdi kararın istinaf mahkemesinde bozulması için hukuki mücadele zamanı. Veysi Altay’ın Nûjîn belgeseli de tıpkı Bakur gibi Batman savcılığının hedefine girdi. Örgüt propagandası suçu işlediği gerekçesiyle açılan davada yönetmen Veysi Altay 2 buçuk yıl, 2017’de yanıp yıkılan Batman Yılmaz Güney Sineması’nın eski müdürü Dicle Anter’e de 2 yıl 1 ay hapis cezası aldı.4

“Bütün bu yaşananlardan sonra, 2019 sonbaharında sırasıyla Adana, !f İstanbul ve Antalya yeniden sinemacıların ve izleyicilerin karşısına çıkacaklar.”

2019’da tartışmalı yeni sinema yasası geçince festivallere kayıt tescil belgesi olmayan filmleri +18 ile gösterme hakkı tanındı. Fakat kayıt tescil belgesini veren alt kurul ile alt kurulun kararlarını değerlendiren kurulun, sinema filmlerinin ticari dolaşım ve gösterime sunulmasını yasaklama yetkileri korundu.5

Bütün bu yaşananlardan sonra, 2019 sonbaharında sırasıyla Adana, !f İstanbul ve Antalya yeniden sinemacıların ve izleyicilerin karşısına çıkacaklar. Yerel seçimler sonrası AKP’li Menderes Türel’den CHP’li Muhittin Böcek’e geçen Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı Altın Portakal’ı Ankara Sinema Derneği’nin faaliyetlerinden tanıdığımız festival programcısı, sinema yazarı ve yönetmen Ahmet Boyacıoğlu’na teslim etti. Boyacıoğlu’nun yıllardır birlikte çalıştığı yapımcı ve festival programcısı Başak Emre’nin de ekipte olduğunu ve 2014’te Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin festival komitesinde yer alan, İstanbul Film Festivali’nin eski direktörü Hülya Uçansu’nun da danışman olacağını biliyoruz. Bu yaz gelen ilk haberler 2015’te kaldırılan ulusal belgesel ile kısa film yarışmalarının ve 2017’de kaldırılan uzun metraj kurmaca filmlerin yarıştığı ulusal yarışmanın geri döneceği yönünde. Ama 2014’ten beri ayağını festivalden kesmeyi seçen sinemacılar ve sinema yazarları Antalya’ya nasıl dönecekler? Olan bitene, maruz kalınan kire, hedef göstermelere dair bir söz, tanınma, bir tür hesaplaşma yaşanacak mı? Hiçbir şey yaşanmamış gibi kaldığımız yerden devam etmek mümkün olacak mı? Bu sorular tartışılmaya başlandı bile…

“Bütün bunlar yaşanırken, festivallerdeki özgürlük alanının daralmasına itiraz eden sinemacılar, sinema yazarları ne yaptı?”

Altın Portakal’dan yaklaşık bir ay önce, 13-22 Eylül tarihlerinde İstanbul’da !f İstanbul rötarlı 2019 edisyonunu gerçekleştirecek. AFM sinemaları sponsorluğunda 2002’de Serra Ciliv ve Pelin Turgut’un başlattığı !f İstanbul, Mars Entertainment’ın AFM sinemalarını 2010’da satın almasıyla Mars’a geçmiş, Mars Entertainment’ın da Güney Koreli CJ CGV tarafından tekel tartışmaları eşliğinde 2016 satın alınmasıyla festival CJ CGV Mars Cinema Group’un yönetimine geçmişti. 2018 Ekim’inde Serra Ciliv ve Pelin Turgut festivalin direktörlüğünden uzaklaştırılmıştı. !f’in içinde yer aldığı şirket yapısında kendine açtığını varsaydığımız göreceli özgür alanın kırılganlığı bu görevden alma ile gün ışığına çıkmıştı. 2019’da Ciliv ve Turgut’un yokluğunu tanımayan tanıtım metinleriyle takipçilerine merhaba demeyi seçen yeni !f’çiler seyircileriyle, sinemacılarla bu sene nasıl buluşmayı planlıyorlar? Sonbaharın bir festival tartışması da bu.

Bütün bunlar yaşanırken, festivallerdeki özgürlük alanının daralmasına itiraz eden sinemacılar, sinema yazarları ne yaptı? Beş yılda nereden nereye geldik diye sorarsanız, orada da maalesef aldığımız yol sınırlı. 2015’te Bakur sürecinde meslek birliklerinin 14 Nisan 2015 tarihinde, tıklım tıklım dolu Atlas Sineması’nda yaptıkları basın açıklaması Lars von Trier’in Nymphomaniac filminin 2014’te ticari gösterime girmesini yasaklayan kurul kararına verdikleri tepkinin tekrarı gibiydi. Meslek birlikleri enerjilerini yeni sinema yasasına yönelttiler. En azından festivallere kayıt tescil belgesi olmayan filmleri +18 sınırlandırmasıyla gösterme hakkı tanınması bir kazanım oldu. Ama tabii ki devletin elinde sakıncalı gördüğü filmlerin gösterimini engellemek için bir sürü başka yöntem mevcut.

Sansüre karşı başlayan forumlar ve oluşturulan e-posta grubuyla kurulan Sansür Karşı Özgür Sinema platformu, birçok forum yapısının boğuştuğu koordinasyon, temsiliyet, karar alma sorunlarıyla baş edemeyerek enerjisini koruyamadı. Festivaller arası bir dayanışma alanı da oluşmadı. Bu biraz da ülkenin 2016’da girdiği ve resmî olarak 2018’de bittiği ilan edilse de, başkanlık sistemiyle kurulan yeni düzende hâlâ devam eden olağanüstü hal sürecinin yarattığı ağır koşulların da etkisinde oluşan bir güçsüzleşmeydi. Bu dönemde şiddete tanıklık eden bazı belgeseller Türkiye’de filmlerini göstermemeyi tercih etti. Bazılarının gösterimi müdahaleye uğradı, uğramaya devam ediyor. Barış için Akademisyenler’e destek veren Barış İçin Sinemacılar ayrı bir grupta buluşup haklarında başlatılan soruşturmanın akıbetini beklemeye başladılar. Belki de, sinemacı emeğinin hem ‘suç’ hem de ‘değersiz’ hale getirilmesi için elinden geleni yapan devlet ve piyasa aktörlerine karşı sabırlı bir mevzi koruma direnişi başladı. Dayanışmayı artırıp, mücadele zeminini genişletmek hem siyasi koşullar sebebiyle, hem de yaşanan birçok tartışma ve görüş ayrılıkları dolayısıyla o mümkün olmadı.

Bugün ise sonbaharla birlikte festivallerden belki şunu bekleyebiliriz. Festivaller, kendilerini bütün bu tartışmalardan azade tutmadan, sinemacıların da yeniden ortak bir zeminde birbirinin yüzüne bakarak rahatça bir araya gelebilecekleri, konuşabilecekleri alanlar oluşturmayı görev edinebilirler. Birbirimizle yeniden ‘dost’ olacağımız, yapamadıklarımızla, yapabildiklerimizle yeniden yoldaşlık hissini kurmayı deneyeceğimiz alanlarda buluşabiliriz. En azından kültürel üretim anlamında ‘hayatta kalmayı’ başardığımız için birbirimizi tebrik ederek yeniden birlikte meydan okuma cesaretini toplayabiliriz. Kendi filmini yapıp, o filmin yolculuğu için uğraşmanın ötesinde, bir arada soluk alıp verdiğimiz alan için daha çok emek vermeye başlayabiliriz. Ulusal Yarışma’nın Antalya’da kaldırıldıktan sonra İstanbul’da devam ettiği iki yıl boyunca bunun mümkün olabildiğini gördük. Kendi meşguliyetlerimiz dışında müşterek olana da mesai harcamaya yeniden başlayabiliriz. İlk kısa filmlerini, ilk uzun metraj filmlerini yapan sinemacılara, süregiden bu tartışmaları bir akraba husumeti tadındaki sektör için tartışmalar olarak değil de siyasi bir mücadele olarak anlatmaya, aktarmaya başlayabiliriz. Daha da önemlisi seyirciyle yaşananları konuşmanın, seyirciyi de tartışmaya dahil etmenin yollarını arayabiliriz. Festivaller bu alanı bize açmayacaksa, biz bu alanı talep edip kurabiliriz. Yönetmenlere hapis cezası kararlarının verildiği böyle bir yılda, başka türlüsü yine kiri ve itibarsızlaştırmayı kabul etmek olacaktır.

NOTLAR

1 Fatih Özgüven, “Bizans Havaları”, Radikal, 2 Ekim 2014, erişim 17 Ağustos 2019, <bit.ly/2H9wpAy>.

2 “Adana Altın Koza’da Terör İptali”, Radikal, 8 Eylül 2015, erişim 17 Ağustos 2019, <bit.ly/2YQXD9Y>.

3 Ayşen Güven, “Karartmaya Sansür Uygulandı”, Evrensel, 24 Nisan 2017, erişim 17 Ağustos 2019, < bit.ly/2MkV09K>.

4 Özkan Küçük, “Altay ve Anter’e hapis cezası”, Susma, 13 Şubat 2019, erişim 17 Ağustos 2019, <bit.ly/2OYVAfD>.

5 Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi Ve Siniflandirilmasi İle Desteklenmesi Hakkinda Kanunda Değişiklik Yapilmasina Dair Kanun, Resmi Gazete, 30 Ocak 2019, erişim 17 Ağustos 2019, <bit.ly/30hK1kS>.

Comments are closed.