| seyir

Yeni Sinema Yasasının İlk Etkileri

Yeni yasanın yürürlüğe girmesinin üzerinden kısa bir süre geçmişken yasanın ilk etkilerini araştırmaya yönelik sorularımızı seyir sürecinin farklı yakalarından isimlere yönelttik.

Hazırlayan: Ekrem Buğra Büte

Sinema filmlerinin değerlendirilmesi, sınıflandırılması ve desteklenmesini düzenleyen kanundaki değişiklikler 1 Temmuz 2019 itibarıyla yürürlüğe girdi. Yeni yasanın seyir tarihimizde nasıl bir öneme sahip olacağını zaman gösterecek ancak şimdiden büyük tartışmalar yarattığı kesin. Sansür ve kara liste tartışmaları bir yana, seyirci sayılarında yaşanan ciddi düşüş de sektörün geleceğine dair yeni soru işaretlerini beraberinde getiriyor. Altyazı Fasikül’ün 2. sayısında bağımsız yapımcı Serkan Çakarer’le sinemamızın son dönemde yaşadığı gelişmeleri ve gelecekte bizi nelerin beklediğini konuşmuştuk. Çakarer’e 2016 yapımı Kapalı Gişe belgeselinde sektördeki işbirlik ihtiyacına ithafen yaptığı “Bu vaha kuruduğu zaman bataklığa dönüşecek” tespitini hatırlatarak sormuştuk: “Vaha Kurudu mu?”

Yeni yasanın yürürlüğe girmesinin üzerinden kısa bir süre geçmişken yasanın ilk etkilerini araştırmaya yönelik sorularımızı Çakarer’e ek olarak seyir sürecinin farklı yakalarından isimlere de yönelttik. Bir Film ve Başka Sinema’dan Ersan Çongar, Kadıköy Sineması’ndan Funda Kocadağ, ODTÜ Sinema Topluluğu’ndan Umut Gülcan ve “film izleme rekortmeni” olarak tanınan deneyimli sinema izleyicisi Vahit Tansoy’un görüşleri Çakarer’le söyleşimizin devamı olma özelliği taşıyor. Yapıma ek olarak dağıtım, sinema salonu işletmeciliği ve seyircilik alanlarına mensup kişilere ait görüşlerin konunun farklı açılardan değerlendirilmesine katkı sağlayacağını umuyoruz.

Ersan Çongar (Bir Film / Başka Sinema)
Yeni yasa temmuz ayının başında yürürlüğe girdi. Yeni yasayla geçen ilk ayın ardından neler değişti? Doğrudan etkilendiğini gözlemlediğiniz konular oldu mu? Seyirci sayısında gözle görülür bir düşüşten söz edebilir misiniz?
Yeni yasanın yürürlüğe girmesiyle hayatımızda iki şey değişti: Artık sinemalarda promosyon bilet satışı yapılamıyor ve de filmlerden önce gösterilen reklamların süresi 10 dakikayla sınırlandırıldı. Promosyon kampanyalarının yapılamıyor olması da bilet fiyat ortalamalarının yaklaşık %25 oranında yükselmesi sonucuna yol açtı. Öte yandan yılın ilk yedi ayındaki toplam seyirci sayısındaki düşüş de %25 olarak gerçekleşti. Ancak bu noktada dikkat çeken şöyle bir ayrıntı var; yabancı filmlerin seyirci sayısında hiç düşüş yaşanmazken, düşüşün tamamı yerli film seyirci sayısına yansıdı. Bunun olası sebeplerini şöyle sıralamak mümkün:

  1. Seyirci, 2019’da kendisine sunulan yerli filmleri beğenmedi, sinemada izlemeyi tercih etmedi.
  2. Seyirci, yapımcılarla sinema zincirleri arasında (aslında temelde pazarın hâkimi olan sinema zinciriyle) yaşanan kavgaya tepki verdi ve yerli film ve yapımcılara kızgınlığını gösterdi.
  3. Seyirci, sinemada gösterimde olan bir filmin 3. haftasında Netflix’te gösterilmeye başlamasıyla kendini aptal yerine konmuş hissetti ve bu sebeple yerli yapımcılara olan güveni sarsıldı.
  4. Yerli film seyircisi, bilet fiyatındaki ortalama artışı yüksek buldu ve filmleri sinemada izlemekten vazgeçti.

Bu olasılıklardan biri için “sebep budur” demek çok kolay değil ama yerli film bilet satışındaki düşüşte belki de bunların hepsinin etkisi var.

Yeni sinema yasası en çok da sansür meselesiyle ilgili konuşuldu. Yeni yasada sansürle ilişkilendirilen “komisyonca uygun bulunmayan filmler ticari dolaşıma ve gösterime sunulamaz” maddesinde herhangi bir değişikliğe gidilmemesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu maddenin varlığı seçkinizi oluştururken size nasıl engeller yaratıyor?
Amacımız her zaman Türkiye’de seyircilerin, dünyanın her yerinden, her tür nitelikli filmi sansürsüz olarak izleyebilmesi. Sinemada Film Denetleme Kurulu’ndan kaynaklı bir sansür vakası yakın zamanda yaşamadık; oto-sansürü de günümüzde daha çok RTÜK cezalarından çekinen TV kanalları uyguluyor. TV tarafındaki ceza korkusu sebebiyle, bazı filmler Türkiye pazarı için daha zor dağıtımcı buluyor ama biz prensip olarak kendimize bir otosansür uygulamamaya çalışıyoruz.

Yeni yasadaki indirim mevzuatı ve de seyirci sayısının azalması, sizce bağımsız filmlerin seyirci ile buluşmasını daha da zorlaştıracak mı? Multiplexlerde tek bir filmin tüm salonları kaplaması ya da müstakil salonların hayatta kalmak için ticari filmlere daha fazla yönelmeleri gibi yakın dönemde yaşadığımız dengesizlikler şiddet kazanabilir mi?
Yeni yasanın spesifik olarak bağımsız filmlere bir etkisi olmasını beklemiyoruz. Eğer yerli filmlerin bilet satışındaki düşüşü, bilet fiyatlarındaki artışla açıklamayı seçersek, burada bir süre sonra yeni bir denge kurulacaktır. Bilet fiyatları bu seviyede kalır ya da artış sürerse, seyircinin daha seçici olacağı bir döneme doğru ilerlemeyi bekleyebiliriz çünkü ortalama sinema bilet fiyatları Türkiye’de insanların alım gücüne göre zaten yüksek bir seviyeye ulaşmış durumda. Bu da yerli ya da yabancı, bağımsız filmler ya da blockbuster’ların daha nitelikli olanlarının seyirci tarafından tercih edilmesi ve kalitesiz filmlerin pazarda yer bulmakta daha zorlanması anlamına gelebilir.

Ekonomik krizin başını çektiği, kamuoyunda “patlamış mısır krizi” olarak bilinen tartışmalar ve yeni sinema yasasının ardından bağımsız filmlerin hâlihazırda sahip olduğu sinema salonlarındaki görünürlük sorunları bu yeni dönemden sizce nasıl etkilenecek? Siz, bağımsız ve yerli filmlerin görünürlüğüne katkı sağlama konusunda bir sorumluluk taşıdığınızı düşünüyor musunuz?
Bir Film & Başka Sinema olarak, 17 yıldır Türkiye’de seyircilere nitelikli filmler sunmaya çalışıyoruz, bu çabamız devam edecek. Sinema sektörünün dinamizmi hiç bitmez; şirketler büyür, şirketler başka şirketleri satın alır, şirketler batar, film izleme mecraları değişir, seyircinin talepleri değişir, bir yandan bunların hiçbirinin çok da önemi yoktur çünkü geriye sadece “iyi film”ler kalır. İnsanlara dokunan, insanları etkileyen, bir şeyler söyleyen filmler ya da diziler yapabilmek ya da yapılmış olanları insanlara ulaştırabilmek esastır. Biz bu dinamikler içinde seyirciye dokunan bir şeyler yapabiliyorsak, bazı “iyi” filmleri Türkiye’de seyirciyle buluşturabiliyorsak ne mutlu bize…

YENİ YASADAN
“Ülke içinde üretilen veya ithal edilen sinema filmlerinin, ticari dolaşıma veya gösterime sunulmasından önce değerlendirilmesi ve sınıflandırılması yapılır. Değerlendirme ve sınıflandırma sonucunda uygun bulunmayan filmler, ticari dolaşıma ve gösterime sunulamaz.”

Funda Kocadağ ve Erol Yusuf (Kadıköy Sineması)
Yeni yasayla geçen ilk ayın ardından seyirci sayısında gözle görülür bir düşüşten söz edebilir misiniz?
Kadıköy Sineması olarak, zincir sinemaların aksine daha bağımsız bir yapımız var. Gerek gösterdiğimiz filmler, gerek fiyat politikası zaten yeni yasadan önce de diğer salonların büyük çoğunluğundan çok farklıydı. Bu durum yeni yasanın mali boyutları noktasında bizi çok zor durumda bırakmadı. Burada tabii ki dağıtımcımız Başka Sinema’nın da çok etkisi var. Sinemayla ilgili ortak dertlerimiz, ortak hayallerimiz olduğu için pek çok olumsuz durumu seyirciye yansıtmayacak çözümler üretebiliyoruz.

Öğrenci vb. indirimlerde bir değişikliğe gittiniz mi? Bilet ücretlerine zam yapmak durumunda kaldınız mı? Yeni yasa sonrasında aldığınız başka bir önlem kararı var mı?
Bilet fiyatlarımız yasa öncesiyle aynı. İndirimin kapsamını da değiştirmedik. Gelen seyirciyi biletin yanında ek şeyler almaya mecbur bırakmadığımız için bu süreç bizim için daha kolay oldu.

Yeni yasa sonrası seyircinin sinema salonlarıyla ilişkisinin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Sizce sinema salonlarının korunması nasıl sağlanabilir? Bu sorumluluk seyirciye mi, devlet kurumlarına mı yoksa salonlara mı ait? Sizce seyirciyi salonlarda tutmak için ne yapılması gerek?
Sadece sinema yasası değil, yakın zamanda gündeme gelen dijital platformlardaki sansür durumları aslında idarecilerin sinemaya ve sanata olan bakışlarını özetliyor. Sinemayla ne kadar ilgili olduğu az çok tahmin edilebilen birkaç kişinin inanılmaz uğraşlarla çekilen bir filmi kendi düşüncelerine göre sansürleyebilmesi çok acı bir durum. Bu tabii ki seyircinin sinemayla ilişkisini çok olumsuz etkileyecektir. Sinemayı devlet desteklemeli, seyirci yaşatmalı. Devletin böyle bir derdi yoksa seyirciye kızmamak lazım.

Yeni yasadaki indirim mevzuatı ve de seyirci sayısının azalması, sizce bağımsız filmlerin seyirci ile buluşmasını daha da zorlaştıracak mı? Multiplexlerde tek bir filmin tüm salonları kaplaması ya da müstakil salonların hayatta kalmak için ticari filmlere daha fazla yönelmeleri gibi yakın dönemde yaşadığımız dengesizlikler şiddet kazanabilir mi?
Bir avuç bağımsız sinema salonu olarak yıllardır bu endüstriyelleşme meselesinin karşısında duruyoruz. Önceliğimiz seyirciyi görmek istediği filmle buluşturabilmek. Bilet fiyatına yapılan 1 TL’lik zam İstanbul’da belki çok olumsuz karşılanmasa da Anadolu’daki daha küçük şehirlerde seyircinin tercihini çok etkiliyor. Bu durum ne yazık ki müstakil salonların ticari filmlere daha fazla yönelmelerine, bağımsız filmlerin daha zor salon bulmasına yol açabilir.

YENİ YASADAN
“Sinema filmi öncesinde gösterilen reklamların süresi en fazla on dakikadır. Fragman gösterim süresi en az üç, en fazla beş dakikadır. Kamu spotları ve sosyal sorumluluk projelerine ilişkin gösterimler belirtilen sürelere dahil edilmez. Sinema filmi gösterim arası on beş dakikayı aşamaz.”

Umut Gülcan (ODTÜ Sinema Topluluğu)
Patlamış mısır krizinin yeni yasa ile çözüme kavuşmuş gibi görünmesi -burada çözüm gibi görünen şey anaakım film yapımcılarının lehine olan fakat bağımsız sinemacılara hiçbir yeni alan açmayan tek taraflı bir çözüm- hâlihazırda var olan asıl problemin üstünü örtmekte. Asıl sorun Mars Group’un sektörün büyük bir çoğunluğunu tekelinde bulundurması, dolayısıyla bağımsız sinema salonlarının sektörde yer alamayışı ve bağımsız filmlerin salonlarda yer bulamamasıdır.

Bu kriz sonucunda, anaakım film yapımcıları filmlerini gösterimden geri çektikleri için, Mars Group bu açığı kapatmak adına arthouse filmlere sığınmış gibi görünüyor. Bu da bağımsız sinema salonları için ciddi bir tehdit olarak değerlendirilebilir. Fahiş bilet fiyatları seyircinin sinemaya gitmesini olanaksızlaştırıyorken Mars Group, arthouse filmleri ucuz bilet fiyatlarıyla gösterime sokarak bağımsız sinema salonlarının akıbetini düşünmemize sebep oluyor. İlk bakışta bu arthouse gösterimleri ve bu filmlerin ucuz bilet fiyatları olumlu gibi duruyorken, salonlarda ortaya çıkan bu boşluk belirgin olana kadar gösterilmemiş olmalarını hatırlamakta fayda var. Bu da Mars Group’un salonlarındaki açığı kapatmak adına başvurduğu bir çözüm olarak değerlendirilebilir.

Bağımsız salonların hayatta kalma mücadelesinin yanı sıra, bilindiği üzere bağımsız yerli filmler de vizyona girme konusunda uzunca bir süredir mücadele veriyor. Filmlerin çoğu, anaakım yapımların aksine salonlarda kendilerine yer bulamıyor. Hatta bu filmler festivallerde dahi yer almakta sorun yaşıyor. Festivallerde yer alsalar bile, bu filmlere olan ilginin azlığı dikkat çekiyor. Örneğin; Filmekimi gibi ithal filmlerin yer aldığı festivallere olan rağbetin, Gezici gibi bağımsız yerli filmlerin yoğunlukta olduğu festivallere olan ilgiden fazla olması rahatça gözlemlenebilir.

Ayrıca, bilet kampanyaları ve indirimler seyirci için sinema salonlarına gitmekte bir motivasyonken artık bu kampanya ve indirimlerin yeni sinema yasasından dolayı yapılamıyor oluşu seyircinin sinemaya gitme sıklığının üzerinde olumsuz bir etki bırakacak gibi görünüyor.

Sansürün ve tekelin, bağımsız yerli sinema üzerindeki baskısı artıyorken dijital mecra bağlamında sektörün genişlemesi de kolektif seyrin sürdürülebilirliği hakkında soru işaretleri uyandırıyor. Makro bağlamda hâlihazırda çözümler tartışılıyorken, tüm bunlara mikro bir çözüm önerisi olarak, üniversitelerin sinema topluluklarının kampüslerde gerçekleştirebileceği film gösterimleri, tartışmalar ve söyleşiler öne sürülebilir. Kolektif seyrin, ardından getirdiği tartışmalarla bir kültür oluşturduğunu hatırlamak açısından bunun değerli olduğunu düşünüyorum. Talep eden seyircinin oluşması, makro bağlamda da çözüme giden yolda bir adım atmak anlamına gelebilir.

YENİ YASADAN
“Sinema salonu işletmecileri, filmin yapımcısı ve varsa dağıtımcısı ile yapılacak sözleşme ile belirlenecek indirimli bilet fiyatlandırmaları hariç olmak üzere sinema biletini içeren abonelik, promosyon, kampanya ve toplu satış faaliyetleri gerçekleştiremez.”

Vahit Tansoy (Sinema İzleyicisi)
Yeni sinema yasasının seyirciyi sinema salonlarından doğrudan uzaklaştırdığını söyleyemeyiz ama yeni düzenlemenin seyirciye yük bindirdiği kesin. Promosyonların kalkması ve diğer uygulamalar bilet fiyatlarında artışa neden oluyor. AVM’lerde tek bir filmin bütün salonları kaplaması, bağımsız yerli filmlerin görünürlük sorunları gibi esas sorunlara ise herhangi bir çözüm getirilmiş değil. Ayrıca yeni sinema yasasında sinema personeli de en çok zarar görenler arasında. Yeni yasada tüm davetiye hakları engellendiğinden çalışanların herhangi bir film izlemesi dahi zorlaştırılmakla birlikte ekonomik krizden doğrudan etkilenen salonların çalışan sayısında azalmaya gidebileceklerini ya da çalışma şartlarının ağırlaşacağını tahmin etmek güç değil. Son olarak dijital mecraların böylesine kolay erişilebilir olduğu bir ortamda sinema salonuna gitmekte ısrar eden seyircinin (özellikle pahalılaşan bilet fiyatları nedeniyle zorluk çeken öğrencilerin) “pamuklara sarılması gerektiğini” düşünüyorum.

—————————————————————————————————

YENİ YASADAN
“Değerlendirme ve sınıflandırması yapılmamış olan sinema filmleri; festival, özel gösterim ve benzeri kültürel ve sanatsal etkinliklerde ancak 18+ yaş işareti ile gösterilir. Daha önce Bakanlıkça değerlendirme ve sınıflandırması yapılan filmler, ilgili etkinliklerde aldıkları işaret ve ibarelere uygun olarak gösterilir. Söz konusu etkinliklerde gösterimi yapılacak olan filmlerin taşımaları gereken işaret ve ibarelerin her türlü tanıtım ve gösterim alanında kullanılması zorunludur.”

 

“Sinema salon işletmecileri, sinema filmi bileti ile birlikte başka bir ürünün satışını aynı anda yapamaz.”

Comments are closed.