| seyir

Birlik Olma Yolunda

Yıldız Teknik Üniversitesi Sinema Kulübü, içinde bulunduğumuz dönemin en faal sinema kulüplerinden. Üstelik sansürün en karanlık yüzlerinden biriyle karşı karşıyalar. Üniversite sinema kulüplerini bir araya getirme yönündeki çabaya da öncülük eden kulübün üyeleriyle buluştuk.

Söyleşi: Şenay Aydemir
Fotoğraf: Haydar Taştan

Yaklaşık iki buçuk yıl önce Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Sinema Kulübü üyesi bir grup genç, başlayacak yeni öğrenim yılında planladıkları gösterimleri konuşmak, destek almak için aramıştı. Oturduk, sohbet ettik. O günden sonra yaptıkları her etkinliği bir şekilde takip ediyorum. Sıkıntılarını da şüphesiz. Emin Alper’in filminin gösterimine izin verilip kendisinin okula sokulmamasından program iptallerine, David Lynch sansüründen afişlerin nasıl olması gerektiğine dair buyruklara kadar uzanan sıkıntılar bunlar. YTÜ Sinema Kulübü, üniversiteler arasında en etkin ve faal olanlarından birisi. Bütün sıkıntılara rağmen neredeyse bütün bir yıla yayılan geniş programlar yapmayı, bunları bir biçimde gerçekleştirip seyircilerle buluşturmayı başarıyorlar. Kısa bir süre önce de üniversite sinema kulüp ve topluluklarının bir çatı altında toplanmasına dair çağrıya öncülük ettiler. Kulüp üyeleri Atman Aksın, Esra Göçen, Alperen Yılmaz ve Şeyma Akcan ile biraya geldik. Kulübün tarihini, yönetimle aralarındaki sorunları ve yaptıkları çağrının anlamını konuştuk. 

YTÜ Sinema Kulübü ne zaman kuruldu? 
Atman Aksın: 1988 yılında topluluk olarak kuruldu. Sonrasında kulübe dönüştü. İsmini de Yıldız Kısa Film Festivali ile duyurdu. İlk kez 2003 yılında yapıldı. İlk üniversite öğrenci kısa film festivaliydi. O zamana kadar öğrencilerin bir cep sinemasında film izleyip tartıştığı bir kulüptü. 

Peki, kulübe üye olmak için neler gerekiyor? Yeni üyeler kazanmak için nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz? 
Esra Göçen: Eğitim yılı başladığında okulda bütün kulüpler stant açıyor. Gelen öğrencilere bilgi vererek üye kazanmaya çalışıyorlar. İki hafta boyunca. Biz de kulübü böyle tanıtıyoruz, üye yapıyoruz. Başka zamanlarda da üye olunabiliyor. Üye olmak için hiçbir şart yok. Sadece 10 TL bir ücret söz konusu. 

Bu dönem aktif kaç üyeniz var?
E.G. Bu dönem ilk iki hafta içinde altı yüz üye aldık. Ama bunların hepsinin çok aktif olduğunu söyleyemeyiz. 

Alperen Yılmaz: Kırk kişi kadar bir aktif üyemiz var. Bu organik bir topluluk sayılmaz. Bizim etkinliği nasıl düzenlediğimiz ve duyurduğumuza bağlı olarak değişiyor aktif üyelerin sayısı da aslında. 

Programlar nasıl belirleniyor?
Şeyma Akcan: Sinemayla daha ilgili, düzenli olarak etkinliklere katılan, film tartışmalarına hâkim sinefillerden oluşan bir ekibimiz var. Bu ekip etkinlikleri takip eden, aktif rol alan insanlardan oluşuyor. Gösterimlere gelenlerle kişisel sohbetler de kurmaya çalışıyoruz. Film ekibi yaz aylarında araştırma yaparak önerilerini sunuyor. Bunları on saatlik bir toplantı ile kararlaştırıp, hangi filmleri göstereceğimize karar veriyoruz. Sonra da haftalara bölerek ve WhatsApp grubumuzda oylayarak programı oluşturuyoruz. Filmleri seçerken de ülke sinemalarına dikkat ediyoruz. Dünya sinemasını öğrenmek istiyoruz. Her dönem en az bir kadın yönetmen olmasına dikkat ediyoruz. Türlere, temalara, akımlara yer ayırmaya çalışıyoruz. Belgesele yer ayırmak istiyoruz. 

A.A. Temalar da şöyle oluşuyor aslında. Şeyma’nın bahsettiği on saatlik toplantılara herkes çok hazır geliyor, kendi önerisini savunuyor ve diğerlerini ikna etmeye çalışıyor. Kulisler yapılıyor. Nihayetinde yıl başlamadan senelik programı çıkarmış oluyoruz. 

Programların gördüğü ilgi, yarattığı tartışma içeriğe göre değişiyor mu? 
Ş.A. Tabii. Sadece sinemaya ilgisi olanları değil, çok yakın olmayanları da kazanmak istiyoruz. Yılın ilk haftalarına daha tanınmış isimlerin filmlerini koyuyoruz örneğin. Böylece kulübe alışmalarını sağlamak istiyoruz. Onlar geldikten sonra arkadaşlık ilişkileri de gelişiyor. Birkaç hafta sonra sessiz filmler koyuyoruz örneğin. Böylece alışıyor insanlar.

A.A. Filmlerin çoğunu herkesin izleyeceğini düşünerek koymuyoruz programa. Öyle olsaydı sürekli popüler filmler gösterirdik. Kendimiz için seçiyoruz bazı filmleri. İnsanlar sinemayı öğrensin istiyoruz. 

Okuldaki gösterim koşullar nasıl? 
A.A. Davutpaşa kampüsünde bir cep sineması var. Orası aynı zamanda bizim kulüp odamız. 100-120 kişilik bir salon. Eğim olmadığı için salonda ancak 50 kişi sağlıklı film izleyebiliyor. Bu eğim meselesini yıllardır hallettiremiyoruz. Konferans salonu olarak düzenlenip sonradan sinemaya dönüştürüldüğü için teknik bazı sorunlar var. 

Kulübün üniversite yönetimiyle ilişkisi nasıl? Kurumsal bir ilişki söz konusu mu? 
Ş.A. Okuldaki diğer kulüpler gibi biz de Sağlık Kültür Spor Daire Başkanlığı’na bağlıyız. Onlardan izinsiz hiçbir şey yapamayız. 

Sizin yaptığınız programların, etkinliklerin yönetim tarafından onaylanması gerekiyor yani.
A.Y. Onların bilgisi dışına çıkıp bir etkinlik tasarlayamıyoruz. 

E.G. Ne basıp ne yayınlayacaksak, hangi afişi asacaksak, insanlara neyi göstereceksek… Sadece bir film olmak zorunda da değil. Kimi çağıracaksak, kimi okula sokacaksak hepsini bildirmek zorundayız. Ciddî bir bürokrasi var yani. 

Bu bürokrasiyi aşmak kolay mı? Üniversite yönetiminin hassasiyetleri nerelerde yoğunlaşıyor mesela?
A.A. Şöyle söyleyeyim. Aslına bakarsanız yer yer zorlanıyoruz, yer yer kolaylıklar sağlıyorlar. Bugüne kadar da böyle gitti. Sansür bizim için bir rutin haline geldi. Kanıksadık. Artık otosansür bile uygulamaya başladık. Esra’nın dediği gibi afiş tasarımında bile dikkat etmek zorundayız. Sigara, cinsellik, dinî semboller vs. bunlar için izin almak imkânsız. Örneğin bir afişte yan yana iki erkeğin görüntüsüne izin verilmedi. Eşcinsellik çağrışımı yaptığı söylendi. Bir afişteki karakterler “erkek mi, kadın mı belli değil” denilerek geri çevrildi. Örneğin dinî konular… Çek Yeni Dalgası haftasında bir arkadaşımız bir illüstrasyon hazırladı. Bunda bir kilise yer alıyordu. Kilisedeki haçın kaldırılması istendi. 

Ş.A. Haç da değildi. Biz onu bilerek anten gibi yapmıştık. Ona rağmen kaldırtıldı. 

Film gösteriliyor fakat afiş asılamıyor mu?
Ş.A. Evet. Filmlerde şöyle oluyor. Mesela Pasolini haftası yaptık. Filmleri internetten araştırıyorlar. Orada yazana göre karar veriyorlar.

Peki sansür nasıl oluyor? Filmdeki bir sahneye mi yoksa doğrudan filmin kendisine mi müdahale geliyor. 
A.A. Bu yıldan örnek verecek olursak David Lynch’in Mavi Kadife (Blue Velvet, 1986) ve Mulholland Çıkmazı (Mulholland Drive, 2001) filmlerinin gösterilmesine izin verilmedi. 

Ş.A. Biz listeyi götürüyoruz onlar diyor ki, “şu film ve şu film sıkıntılı, bunlar yerine başka filmler olsun.” Ama aslında onların kriterlerine göre izin verdikleri birçok filmin de yasaklanması gerekirdi. 

A.A. Cinsiyet ve Kimlik temalı filmlerin olduğu hafta komple iptal edildi. 

A.Y. Orada tema sakıncalı bulundu mesela. Filmlerle ilgili değildi karar. 

A.A. İki haftada bir Cuma akşamları yaptığımız Uykusuz etkinliği var. Cuma geceleri sabaha kadar dört film izliyoruz. Bu etkinlik kapsamında on altı filmlik bir havuz var. Bu listeyi araştırmışlar, beşine izin vermediler. Böyle rutin geri dönüşler yıllardır devam ediyor. 

Ş.A. Ramin Matin’in Kusursuzlar (2013) filmini gösterecektik. Söyleşi de olacaktı. Afişte bikinili iki kadın var. Filmin kendi afişi. İzin vermediler. SKS (Sağlık Kültür Spor) Daire Başkanı ile bu konuyu konuşmak istedim. Birebir konuştuk. Olmaz dedi. Genel Sekreterlik’le tartıştık. Israr ettim. Acaba ne olacak diye merak da ettim. Sonra bütün bu uğraşa rağmen istediğimiz olmadı. 

A.A. Bu yılki David Lynch gösterimleri ve Cinsiyet ve Kimlik haftası etkinliklerinin sansüründen sonra gazete ve dergilerle haberler çıktı. Başka bir konu için başkanın yanına gittik. “Haber yaptırıyormuşsunuz. Bu haberler benim için şereftir. Onur madalyası olarak göğsümde taşıyorum,” dedi. 

Bu tür haberlerin çıkmasının yararı oldu mu?
E.G. Bunu şimdi gözlemlemek zor. Çünkü sene başında yıllık olarak götürüyoruz programı. Afişlerde şimdilik sıkıntı çıkmıyor çünkü afiş tarzımızı değiştirdik. 

A.A. Biraz okulun yapısıyla da ilgili bu durum. YTÜ ses çıkararak bir şeyleri değiştirmek konusunda sıkıntılı bir okul. Öğrencilerin ses çıkaramadığı bir yer. İktidara yakın olanların hem akademisyen hem öğrenci bazında baskın olduğu bir okul. Bu nedenle çok rahat hareket ediyorlar. 

Yakın tarihli yerli yapımların gösterimleriyle ilgili de sorunlar çıktı. İlk başta da Emin Alper’in, 2018 yılının Kasım ayında okula alınmaması. 
A.A. Emin Alper olayı şöyle oldu. Günümüz Türkiye Sineması başlıklı bir gösterim haftası yapmayı planladık. Belli başlı filmler seçtik. Bizim Türkiye sineması kotamız da var. Her dönem en az bir hafta ayırıyoruz. Biz bu hafta kapsamında SKS’ye izinleri götürdük. İsimler araştırılıyor. Çünkü okulda söyleşiler yapılacak. Emin Alper ile ilgili bizi çağırdılar ve Barış Akademisyeni olduğu için gelemeyeceğini söylediler. Kendisinin İTÜ’de akademisyen olduğunu, herhangi bir ceza da almadığını söyledik. Bizi geri çevirdiler. O dönem kafalarındaki fikri değiştirmek çok zordu. Çünkü o dönem iktidarın yaklaşımı çok sertti. Okulun bize yaklaşımı da biraz iktidarın genel yaklaşımlarıyla bağlantılı. Biz de Beyoğlu Sineması’nda yaptık söyleşiyi. 

Ş.A. 2017’de bizim okuldan KHK ile atılan birçok Barış Akademisyeni oldu. Biz Emin Alper’in atılmadığını belirttiğimizde “Biz imzacı hocaları attık okuldan. Böyle birini davet edersek kendimizle çelişiriz,” denildi. Filmi izlememize izin verdiler ama kendisini çağırmamıza izin vermediler. 

Son yıllarda üniversitelerde kulüplerin çok faal olduğu dikkat çekiyor. Bunda artan baskıların payı olduğunu düşünüyorum. Yani okul dışında çıkamayınca, okul içinde faaliyet yürütmek, bir arada durmak ihtiyacından kaynaklı geliyor bana. Buna katılır mısınız?
E.G. Evet son dönemde kulüp ve topluluklara karşı ciddî bir ilgi artışı söz konusu. Bu yıl bile iki katı üye aldık sene başında. Bence öğrencilerin okulu keşfetme ihtiyacını artık kulüpler gideriyor, sosyal olma ihtiyacını onlar gideriyor. Kulüpler bir arada durup, bir kalabalığın parçası olma olanağı sunuyor. Bunun dışında bir araya gelmenin koşulu kalmadı okulda. Hep birlikte eğlenme, bir düşüncenin arkasında durma şansı olmayınca, ilgi alanı üzerinden bir arada olma şansı sunan kulüplere yöneldik hepimiz. Aynı zamanda insanların kültürel faaliyetlere yönelmek için talebi de var bence. 

Ş.A. Benim gözlemlediğim kadarıyla sinema biletleri aşırı pahalı. Ben önceden çok daha fazla giderdim sinemaya. Filmleri sinemada izlemek istiyorum. Ama gerçekten artık çok pahalı. Öğrenciler de para vermek istemiyorlar. Cep sinemasında ücretsiz film izlemek bir kazanım. Üniversite sadece derse gidip gelme yeri değil. Özellikle ülkedeki gergin ortamda sosyal-kültürel ihtiyaçların karşılanması gerekiyor. Kulüpler bu bakımdan da anlam kazanıyor. 

A.Y. Bazı insanların düşüncelerini belirtmek için pasif yöntemler bulduğu bir dönemden geçiyoruz bence. İnsanlar eylemselliklerini daha çok fikir-sanat alanlarında ifade etmek istiyor. Kulüplerin bu tür bir işlevi de var. 

A.A. YTÜ’de öğrencilerin büyük kısmı kendilerini ifade edebilecek alanları bulmakta zorlanıyor. Kendilerini ifade etmek için arayışa giriyorlar ve sinema kulübü buna cevap verebilecek alanlardan birisi. Benim için de böyle oldu. Okul içerisinde kendini ifade edememiş, bölümünü sevmeyen birisi olarak başka bir sosyal arayış içine girdim. Kulübe girdiğimde küçüktü ama ortak şeyler konuşabileceğim insanlar vardı. Birçok insan da kulübe böyle katıldı. Rahatça, baskı görmeden kendilerini ifade edebildiler.

YTÜ Sinema Kulübü, diğer üniversitelerin sinema kulüplerine birlikte hareket etme çağırısı yaptı. Bu çağrıdan murat neydi? Çağrıya verilen yanıtlar ne durumda?
A.A. Bu ihtiyaç yıllardır hissediliyordu. İletişim halinde olmak, ortak etkinlikler yapmak, birlik olmak gibi ihtiyaçlar hep konuşuluyordu. Ama asla gerçekleşmedi. Sebebi öğrencilerin bu birlik için emek ve zaman ayırmaktan imtina etmesiydi. Geçen yıl Kadıköy Sineması bu kulüpleri bir araya getirip birlikte etkinlikler yapma fikrini ortaya attı. Ama buradan bir kulüpler birliği çıkmadı. Bu yıl sansür meselesi olduktan sonra bu fikrin oluşması için yeniden harekete geçtik. Kadıköy Sineması yönetimi bu yıl da kulüpleri bir araya getirmek istiyordu. Biz de orada konuyu açmaya karar verdik, onları biraz da darladık açıkçası toplantının bir an önce yapılması için. Ama istediğimiz tarihlerde olamadı. Geç bir tarih oldu. Yine de 8-9 kulüp geldi. Biz konuyu açtık. Kadıköy Sineması yönetimi de her türlü desteği sunacağını söyledi. En son, iki haftada bir Kadıköy Sineması’nda toplanma kararı aldık. Bu herkeste heyecan yarattı. Sonra Sinema Kulüpleri Birliği adıyla bir bildiri yayınladık. Sinema ile ilgili her şeyde söz sahibi olmayı amaçlayan bir birlik olsun istiyoruz. Her türlü baskıyı konuşup çözüm ürettiğimiz bir yapı olsun, bütün Türkiye’deki kulüp ve toplulukları kapsasın istiyoruz.

 

Comments are closed.